Cumhurbaşkanı Erdoğan muhtarlara seslendi

Cumhurbaşkanı Erdoğan muhtarlara seslendi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda muhtarlarla buluştu. Operasyonlardan, koalisyona kadar geniş bir yelpazede konuştu. Ermenistan'a kaçan savcıları da eleştirdi, siyasi partileri de.

Konuşmasından satırbaşları


50 ilimizi ziyaret ettim. Bu bir yıllık dönemde 33 ayrı ülkeyi ziyaret ettim, resmi görüşmeler yaptım. İş forumları ve diğer görüşmeler vasıtasıyla Türkiye ile o ilişkileri geliştirmenin çabası içinde olduk. İşçilerimiz, iş verenlerimizle, gazilerimizle velhasıl milletimizle bir araya geldik. Biliyorsunuz seçilirken bir söz vermiştim: ''Biz tarafsız olmayacağız. Daima milletimizin tarafında olacağız.''
Cumhurbaşkanlığı makamını milletin hizmetkarı konumuna getirdik.


2007 yılında bizi cumhurbaşkanı seçtirmemek için yapılan hukuk cinayetlerini hatırlayın. Cumhuriyet mitinglerin, darbe çığırtkanlıklarını hatırlayın. İşte bu süreç cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği bugünkü büyük değişime vesile oldu. Şimdi aynı çevreler tekrar ne demeye başladılar? Hayır millet değil, parlemento seçsin demeye başladılar. Parlemento kim? Onların milletinvekili. Peki halk kim? Aslı. Aslının olduğu yerde vekilin hük mü olur mu? Bu boş çabalar kıymetini yitirmiştir.


Bu çabalar 2013 yılında önce Gezi olayları arkasından 17-25 Aralık süreciyle farklı bir çehreye özellikle büründü. 2014 yılında 30 Mart'ta yapılan mahalli seçimler ve arkasından 10 Ağustos'ta gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimi bu girişimleri de akamete uğrattı. Gezi ve 17- 25 Aralık sürecinde şahsımı o zaman bir resmi ziyaretim sebebiyle beni yurt dışına kaçmakla itham eden ihanet şebekesinin mensuplarının birer ikişer yurt dışına kaçtıklarını görüyoruz.


 


Bu acımasız kararları verenler Gürcistan üzerinden Ermenistan'a kaçıyorlar. Tabi bizler de iz sürüyoruz. Bir kısmı Romanya'da yakalandı biliyorsunuz. Bunlar da yaka paça buraya gelip yaptıklarının hesabını er ya da geç verecekler.


Karanlık eller hiç boş durmadı, durmuyorlar. Güçlü bir Türkiye'yi istemiyorlar. Nasıl bölerizin gayreti içindeler. Fakat inşallah başarılı olamayacaklar. Hatırlayın 2002'nin Kasım'da Türkiye neydi şimdi ne? Biz daha iyi bir yerde olacağız. 2023 Türkiye'si çok daha güçlü olacak. 7 Haziran seçimleri öncesinde Doğu ve Güneydoğu bölgesinde vatandaşlarımız üzerinde çok ciddi bir baskı ve tehdit iklimi oluşturuldu. İlgili kurumlarımız, vatandaşlarımızın özgür iradelerini sahneye yansıtmaları sağlama konusunda maalesef yetersiz kaldı. Buna rağmen seçimler sonrasında ortaya çıkan tablo iyi değerlendirilebilir, Türkiye için yeni bir dönemin kapısı aralanabilirdi. Fakat bu da yapılmadı. Parti yönetimlerinin ortaya koyduğu ikircilik tavır, Türkiye'yi sıkıntılı bir döneme itti. Bunu fırsat bilen bölücü terör örgütü 11 Temmuz'da yeniden saldırılarına başlayacağını ilan etti. Suruç'ta olan bombalı eylem bahane edilerek alçakca kalleşce ahlaksızca saldırılara giriştiler.


Bu örgütün yanında olanlara buradan sesleniyorum; siz acaba bu ülkede milliyetperver olduğunuzu neyle ispat edeceksiniz. Bu yavrularımızın katillerini, bu teröristleri savunanların yanında olmayı neyle izah edeceksiniz? Hem onların yanında yer alın öbür taraftan demokrasi deyin. Soruyorum bunun neresi demokrasi? Eğer demokrasiden bahsediyorsan her şey parlamentoda var. Gel mücadeleni burada ver. Ama bunlar arkalarına o silahlı güçleri almadıkça parlementodaki temsil güçlerinin bu denli güçlü olacağına inanmıyorlar. Belli bazı köşe yazarlarını da arkalarına alarak bu ülkeyi parçalamın gayreti içine giriyor.


Tunceli Erzincan yolunda geldi bir terörist, yanında bir başkası daha orada nutuk atıyor. Nutku attıktan sonra siviller de onları alkışlıyor. Şimdi sevgili kardeşlerim bunların hepsi kanunlarda var. kanunlarda var. Bütün mesele devletin kurumlarının el ele dayanışma halinde olmasıdır. Ama bu devletin içinde dediğim gibi bir paralel yapı gibi bir zalim yapının olması, çeşitli kurumların içerisine serpilmiş olması ne yapıyor süreci zorlaştırıyor.


Elektrik parası da maalesef, onu da vermiyorlar zaten”


Bir taraftan bunları da aşmanın mücadelesini veriyoruz. Sokak başlarını kazıyarak, yollara mayınlı tuzak kurmak, insanları tehdit etmek, araçlarını yakmak yol yapımını baraj inşaatını engellemek… Düşünebiliyor musunuz? Bu barajlarda ne olacak? Su toplanacak, kurak araziler orada sulanacak. Hidroelektrik santralse elektrik enerjisi üretilecek. Ondan sonra da faturayı nereye kesecek, hükümete kesecek, devlete verecek. Ne diyecek, bak elektriğimizi vermiyor… Elektriği kesen sensin. Elektrik parası da maalesef, onu da vermiyorlar zaten bildiğiniz gibi.


“Eyvallah Allah’ın verdiği yağmur, bu barajlar olmasa nereye gider?”


Ve utanmadan sıkılmadan şunu da söyleyebiliyorlar. Barajlar sebebiyle, bunu da dindar geçinenleri söylüyor ha. “Allah’ın verdiği yağmurdan nasıl para alırsınız” diyorlar. Eyvallah Allah’ın verdiği yağmur, bu barajlar olmasa nereye gider? Toprağa gider? Ne olur dere olur ırmak olur denize gider. Ama bu barajların bir maliyeti yok mu? Ki bunlar 100 milyonlarca maliyeti olan barajlar. Bunların işletme masrafı yok mu? Sana verilen suyun bir bedelini ödemeyecek misin? Böyle bir mantık olabilir mi? Anlayış olabilir mi? İşte bunları el ele vereceğiz, omuz omuza vereceğiz. Siz bu devletin en ücra köşedeki mahallesinin köyünün temsilcisi durumundasınız. Siz muhtarsınız. Siz seçilmişsiniz. Siz memur değilsiniz. Seçilmiş atanmıştan her zaman daha önemlidir, bunu böyle biliniz. 


“Kendilerine aydın diyen, akademisyen diyen, gazeteci diyen bir güruhun…”


Son eylemler terör örgütünün ve destekçilerinin kalleşlikte hiçbir sınır tanımadığını gösterdi. Çok iğrenç işbirliklerine de şahit oluyoruz. Paralel devlet yapılanması peşinde olan kesimin, bölücü örgütle aynı çizgide buluştuğunu görüyoruz. Aynı şekilde kendilerine aydın diyen, akademisyen diyen, gazeteci diyen bir güruhun nasıl alenen hainlik peşinde koştuğunu ibretle takip ediyoruz.


“Ne diyorlardı, seni başkan yaptırmayacağız…”


Bölücü örgüt uzantıları eylemlerin ve ölümlerin faturasını, şahsıma hükümete çıkarmaya çalışanların asıl niyetlerinin gayet iyi farkındayız. Ne diyorlardı, “seni başkan yaptırmayacağız…” Bu sözün aslında “Türkiye’yi 2023 hedeflerine ulaştırmayacağızı” ifade etiğini çok iyi biliyoruz. Bugün devlet silahlarını sustursun diyenler, dün de bölücü örgüte niye savaşmıyorsun diyordu. Çünkü bunlar savaş istiyor, kan istiyor, can istiyor. 6-7-8 Ekim tarihlerinde, benim Kürt kardeşlerimi sokağa çağıran kimdi biliyorsunuz değil mi? Peki 50 kişi öldü. Ölen kimdi? Benim Kürt vatandaşım. Öldüren? O da Kürt. Peki Kürdü Kürde kırdıran bu adamlar değil mi? Bu adamlar nasıl oluyor da özgürlükçü oluyor.


“Cici çocuk demekle kişi cici olmuyor”


Öyle eline bir saz vermek suretiyle bir insanı modern bir noktaya oturtamazsınız. Köşelerde, şuralarda buralarda cici çocuk demekle kişi cici olmuyor. Biz insanın ameline bakarız, fiiline bakarız, yaptıklarına bakarız. Peygamberimiz ne diyor? Müslüman o kimsedir ki elinden ve dilinden diğer Müslümanlar da emindir, salimdir, güvendedir. Biz bunu arıyoruz. Bunlarda böyle bir şey var mı? Bunlar yol kesen, bunlar haraç toplayan… Alıyor insanı dağa kaçırıyor. Sonra haber gönderiyor, şu kadar para göndereceksin. Göndermediğin takdirde yakarız yıkarız. Yaptıkları bu. Arkadan gel kurşunla. Uykuda kurşunla. Tek amaçları var Türkiye’nin istikrarının bozulması, güven ortamının zedelenmesi.
Dikkat ediniz saldırılar ülkemizde oluyor, yürekler yanıyor. Ama terör örgütünün güdümündeki parti çözümü Brüksel’de arıyor. Kendi ülkesine kendi milletine bu kadar yabancılaşmış bir anlayışın, yaşanan sorunlara çözümler üretebilmesi mümkün değildir.


Dikkat ediniz saldırılar ülkemizde oluyor, yürekler yanıyor. Ama terör örgütünün güdümündeki parti çözümü Brüksel’de arıyor. Kendi ülkesine kendi milletine bu kadar yabancılaşmış bir anlayışın, yaşanan sorunlara çözümler üretebilmesi mümkün değildir.


Oyu Türkiye’den alıp çözümü dışardan aramak bir partinin kendini inkar etmesidir. Bir taraftan sandığı referans alan, bir taraftan sırtını terör örgütüne dayadığını söyleyen partinin mensupları siyasete arkasını dönüyor demektir. Bu parti mensupları, silahtaki kurşunla sandıktaki oy arasında tercih yapmak zorundadır.


Bu süreçte sembol olarak kullanılan Kobani ve Suruç hadiselerinin gerisindeki gerçeği bir kez daha paylaşmak isterim.
Türkiye, Suriye’nin her bölgesi gibi Kobani’nin de rejimin ve DAEŞ terör örgütünün zulmünden kurtulması için her türlü çabayı gösterdi. Bölge saldırıya uğradığında, hem oradan gelen 200 bin kişiyle sınırlarımızı biz açtık. Burada şu anda paylaşmak istediğim bir şey var. Konuştuklarımı sapıtanlar var, veya saptıranlar. Nedir bu?


“Biz sınırlarımızı kapayabilirdik”


Kobani’den kaçanları bir hafta içerisinde ülkemizde misafir eden biz değil miyiz? Biz sınırlarımızı kapayabilirdik. Ama biz kapamadık. Biz ne dedik? biz bize sığınanlara kapımızı kapayamayız. Kampların yetmediği yerlerde çeşitli evlerde misafir edildi. Şu anda terör orada canlar da aldı. Ama biz bir şey daha yaptık. Özgür Suriye ordusunu topraklarımız üzerinden Kobani’ye girmesini sağladık. Kuzey Irak’ta Peşmergeleri topraklarımız üzerinden aldık, girmelerini sağladık.


“Obama bana ‘Kobani 2 güne düşer’ dedi”


Bunu yapan da biziz. Herhalde bunu terör örgütü PKK yapmadı. Bunu biz yaptık. Önlerini biz açtık. Niye? Orada Kobani’de Kobani’deki en azından kendi hemşerilerine veya yakınlarına sahip çıkma zeminini hazırlamak ve DAEŞ ile orada sürdürülen mücadelede taleplerini yerine getirmek. Bu arada enteresan bir şey olmuştur. Sayın Obama beni aramıştır, işte iki güne kalmaz Kobani düşer. Burada sizden yardım istiyoruz demiştir. Ben de şunu söyledim, sayın obama, 200 bine yakın Kobanili zaten bizim ülkemize girmiş durumda. Şu anda orada Kobani’li kalmadı. Sadece savaşçılar var, onlar savaşıyor. Ama unutmayın, sizin oraya indireceğiniz silahlar sadece PYD’nin değil DEAŞ’in eline geçirecek. Yarısını DAEŞ aldı, diğerini de diğerleri aldı.


Biz bölgeyi tanıyoruz, biliyoruz.


Ama dostlar maalesef bizim bu yaklaşımımıza dikkat etmediler. Şu anda 70-80 bin civarında Kobanili dönmüş vaziyetteler. Temenni ederiz ki diğerleri de bir an önce Kobani’ye dönerler, ülkelerindeki yerlerini alırlar. Hep Kobani düştü düşecek diye cımbızlanan ifademin arkasında bu var.


 


Aldığı haberin doğruluğunu araştırmak, her Müslümanın vazifesidir. Hatta hatta terbiyesizce, edepsizce Suruç katliamını MİT’e yıkmak isteyenlerin de üzerlerindeki suçu bir başkalarına devretme operasyonudur. Böyle dönemler hem bozguncuların sayısının arttığı, hem de bozgunculuğun etkisini çoğalttığı dönemlerdir. 


Bir takım medya kuruluşlarının da bu kritik dönemde milletimizin moralini bozarak, paralel ve bölücü örgütlerinin değirmenine su taşıdıklarını da görüyoruz. Ülkemize düşmanlık eden herkese sayfalarını ekranlarını manşetlerini açan medya kuruluşlarının ihanetlerini biz de not ediyoruz. Zamanı geldiğinde bu notlar elbette milletimiz tarafından değerlendirilecektir. 


Bunu açık net söylemek zorundayım. Bu operasyonlar devam edecektir. Tabi canımız yanıyor. Şehit ailelerimizin canları da yanıyor. Artık bu iş bitsin diyen kardeşlerimiz oluyor. Şunu bilmemiz lazım, bu iş şüphesiz ki ilk insan Kabil ve Habil… Biliyorsunuz kabil kardeşini öldürmüştür, bir süreç başlamıştır. Ama şahadet makamı kıyamete dektir, devam edecektir. Mesele nedir? Bunu minimize etmektir. İnşallah asgariye inmesi veya tamamıyla bitmesidir. Ama bakın dünyanın hemen hemen her yerinde bu tür eylemler, bu tür olaylar devam ediyor mu? Ediyor. Hele hele bu bölge özellikle  seçilmiş.


Mesela bazıları diyor ki, terör örgütü silahlarını sustursun. Hayır, ne demek sustursun. Terör örgütü silahları bırakacak, gömecek, betonlayacak. Böyle olacak. Kalkıp da devletten kimse silahlarını bırakmayı isteyemez. Askerin de polisin de silahı onun enstrümanıdır. Onu asla elinden bırakamaz. Bir devletin en önemli görevi, can güvenliğini mal güvenliğini nesil güvenliğini akıl güvenliğini sağlamaktır. Bunları yapacak olan devletin elinde bazı enstürmanlar vardır.


Tüm teröristler ya ülkemizi terk edecekler, ya da dediğim gibi silahlarını bırakacaklar, gömecekler. Bunların da yer tespitini biz yapacağız. Terör örgütüyle arasına mesafe olmayı beceremeyen siyasi parti için de aynı durum geçerlidir. Bu partinin yöneticileri siyasetin imkanları içinde faaliyet göstermeyi başaramadıkları sürece, bizim gözümüzde örgütün piyonu olacak kalacaklardır. Yani kimse bize yalan söylemek suretiyle, bizim terör örgütüyle alakamız yok… Kusura bakmayın bunu kimse yutmaz.


"İntihar edecek hali yok"


Sayın başbakan şu anda hükümeti kurma görüşmelerini devam ettiriyor. Ama bu süreç içerisinde, yine farklı farklı yaklaşımlar ortaya konuluyor. Ana muhalefet ile iktidar koalisyon kursun diyenler var, ondan sonra görüşelim diyenler var. Bunların hepsini görüyoruz. Anayasada belirtilen süreç içerisinde sayın başbakan 45 gün içerisinde kendisinin de partisinin de inandıklarına mütenasip olabilecek bir ortak bulabilirse, ama bir tekrar seçim ama farklı bir anlayışla ortaklık için adım atabilir. Ama o tabi kendi ilkeleriyle de karşı düşüncenin örtüşmesi lazım. Herhalde örtüşmüyorsa, intihar edecek hali yoktur. Bunu bu şekilde görmek lazım. Koalisyon hükümetinin kurulması benim temennimdir, bu süreç 45 gündür. Bu mümkün olmadığı takdirde, ya mevcut hükümetin azınlık hükümeti olarak devam etmek suretiyle bir erken seçime gitmesidir ki buna bir destek gerekiyor. Parlamentodan güvenoyu alması gerekiyor.


Aksi takdirde, çünkü sunulacak olan bir kabine parlamentoda güvenoyu almayabilir. Sonra yeni görevlendirme süreci başlayacaktır. Meclis’in kalkıp bir geçici hükümeti kurma şekli var. burada da parlamentoda temsil edilen siyasi partilerin güçleri oranında, geçici seçim hükümetinde temsil edilmesi gerekiyor. Bunun da çeşitli faydaları var, zararları var. Koalisyon görüşmelerinin hayırlı şekilde sonuçlanmasını diliyorum.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS