Mavi Marmara davası görüldü

Mavi Marmara davası görüldü

İsrail'in eski Genelkurmay Başkanının da sanıkları arasında bulunduğu Mavi Marmara davasında, gemide yaralananlardan Filistinli Aktivist Ahsan Shamruk yaşadıklarını anlattı. İsrail saldırısı sırasında karnından ve başının arkasından vurulduğunu anlatan Shamruk, kendisini öldü sanıp bıraktıklarını söyledi. 11 Mart'a ertelenen dava öncesinde adliye önünde basın açıklaması yapıldı.

Gazze'ye insani yardım taşıyan "Mavi Marmara" gemisine yönelik İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin, aralarında olay tarihinde İsrail Genelkurmay Başkanı olan Rau Aluf Gabiel Ashknazi'nin de bulunduğu 4 sanığın yargılandığı davanın görülmesine devam edildi.


Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'ndaki İstanbul 7 . Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya müştekiler ve avukatları katıldı.


"Öldü sanıp beni bıraktılar"


Duruşmada müştekilerden Filistinli Aktivist Ahsan Shamruk ifade verdi. Olay gecesi sabaha karşı, İsrail helikopterlerinin gemiyi vurmaya başladığını ifade eden Shamruk, "O sırada karnımdan ve başımın arkasından vuruldum. Ben, İbranice biliyorum, benim yanıma gelen İsrail Askerleri, 'bu adam bu geminin lideridir, onu öldürdük' dediklerini duydum. Öldü sanıp beni bıraktılar. Daha sonra askerler beni almaya geldi. Sedyeye koydular ve helikoptere kadar beni taşımak yerine sürüklediler. Daha sonra beni hastaneye götürdüler" dedi.


Hastanede 12 saat ameliyat olmayı beklediğini ifade eden Shamruk, "Doktorlar geldi, biri diğerine artık operasyona başlamaları gerektiğini yoksa yaralının öleceğini söyledi. Bu ana kadar bilincim açıktı. Onların karşısında çıplak olarak durmak benim suçum değildi. Ameliyat sonrası uyumuşum. Uyandığımda yanımda birçok yaralı kardeşim vardı ve bazılarının durumu kötü görünüyordu" diye konuştu.


'İşgal evi'ne polis baskını


"Bütün paramı almışlardı"


İsrail askerlerinin kendisini sorguladığını ifade eden Shamruk, "İki asker vardı ve birinin elinde kamera vardı. Bana Mavi Marmara gemisine nereden bindiğim nereden irtibat kurduğum gibi sorular sordular. İki gün hapiste kaldık, Türkler'in gidebileceğini söylediler, bana benim gidemeyeceğimi söylediler. Ancak biletimi kendim alırsam gidebileceğim söylendi. Fakat bütün paramı almışlardı, Türk bir kardeşim bana parasının olduğunu ve biletimi alabileceğimi söyledi. İsrail askerleri bana sürekli zorluk çıkarıyordu ve tehditlerde bulunuyorlardı" ifadelerini kullandı.


Davutoğlu: Bundan sonra akacak her kandan Demirtaş sorumludur


"Kendimizi savunacak hiçbir şeyimiz yoktu"


Gemide bulunan müştekilerden avukat Gülden Sönmez de, "Ben genelde geminin üst güvertesinde duruyordum bazen diğer bölümleri geziyordum. Arkadaşlarımız bize telsizle ilk tacizin gerçekleştiğini söylediler. Biz uluslararası sulardaydık ve denizin ortasındaydık. Kendimizi savunacak hiçbir şeyimiz yoktu. Bize yardım ulaştıracak çok kimse de görünmüyordu. İsrail tarafına baktığım zaman bütün ufkun ışıklarla kaplı olduğunu gördüm sanki İsrail Ordusu üzerimize geliyordu. Sabah ezanından sonra diğer gemilerde bulunan arkadaşlarımız bize doğru hücum botlarının ilerlediğini söylediler. İçlerinde 10-12 asker bulunuyordu botların ve uzun namlulu silahları vardı. Üç tane atışı tespit ettik, gaz bombası atışı, ses bombası ve gerçek mermiler. Olay yeri inceleme raporunda çok sayıda gerçek mermi olduğu yazıyor" diye konuştu.


11 Mart'a ertelendi


Müşteki ifadelerinin ardından mahkeme heyeti ara kararını açıkladı. Heyet, sanıklar hakkındaki yakalama kararının ve kırmızı bülten çıkarılması talebinin sonucunun beklenilmesine hükmederek duruşmayı 11 Mart 2015 tarihine erteledi.


Dava öncesi konuşan Avukat Cihat Gökdemir, daha önce davanın sanıkları dönemin İsrail komutanları hakkında yakalama kararı verildiğini ve sanıklar hakkında kırmızı bülten çıkarılmasının istendiğini hatırlattı. Gökdemir, "Komutanlarla ilgili çıkmış olan mahkeme kararına rağmen yazıyı halen İnterpol'e göndermeyen  Dışişlerindeki diplomatların Adalet Bakanlığı'ndaki bürokratların da hesabının çekilmesini düşünüyor ve buradan uyarıyoruz. Biz mahkememeden Adalet Bakanlığı'na gönderilen yakalama kararının sonucunun yeniden sorulmasını talep edeceğiz" dedi. 


İşte Osmanlıca ile okuyacağınız mezar taşları


"İdari soruşturma başlatılsın"

İHH Başkanı Bülent Yıldırım da, "Mahkeme yakalama kararı verdi, bunun İnterpol'e gönderilmesi lazım ve gönderilmedi bunları kim yapıyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Siyasi parti liderleri STK'ların kararlılığı ortada, bizi sevse de sevmese de medya kuruluşları içerisinde veya başka düşünceden olan insanların da bir kararlılığı var o da diyorki katil kimse yakalansın. Ha İHH'ya yapılmış ha başka birine, bu yakalansın. Bu kararlılığa rağmen bu kararı İnterpol'e göndermeyen Truva atları kim bu konuda idari soruşturma istiyoruz" dedi. "Biran önce bu idari soruşturma başlatılsın" diyen Yıldırım, "Mahkeme de bunu soracak biz öyle bekliyoruz. Bu karar gönderilecek. Karar gönderilirse İnterpol İsrail tezlerini ortaya koyarak bunu reddedebilir bırak o reddetsin. İnterpol'ün içerisindeki siyonist yapılanma varsa onu da çıkartalım. Uluslararası Ceza Mahkemesi içerisinde çıkardık kimler biliyoruz. İnterpolde'de varsa o da çıksın. Türkiye'de görsün bunu dostu düşmanı belli olsun. İnterpol'e gönderdikten sonra bu karar çıkar merak etmeyin oradan çıkmassa başka yerden çıkar" diye konuştu.


Adınız Osmanlıca yazılsaydı nasıl olurdu?

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS