14 yazar “Uydurmanın İncelikleri”nde buluştu

  1. Kültür Sanat
  2. Kitap
14 yazar “Uydurmanın İncelikleri”nde buluştu
14 yazar “Uydurmanın İncelikleri”nde buluştu

Hep Kitap “Atölye” serisine yine dikkat çekecek bir projeyle devam ediyor: “Uydurmanın İncelikleri: Kurmaca Üzerine Kişisel Yaklaşımlar”. Fikrin yaratıcısı Hep Kitap Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yüce Başarır, kitabı hazırlayansa yazar Hakan Bıçakcı…

“Bu bir ‘yaratıcı yazarlık’ kitabı değil. Zaten ‘yaratıcı yazarlık yanlış kullanım.” Uydurmanın İncelikleri’nde; “mutlak doğrular, garantili kurallar, gizli formüller, faydalı bilgiler [de] yok. Yazarların kendilerine has yaklaşımları var sadece.” Kitabın özsözünde böyle diyor Hakan Bıçakcı. Editörlüğünü Ümran Özbalcı’nın üstlendiği kitap, ‘Türkçe edebiyatın sevilen ve güçlü kalemlerinden’ Başar Başarır, Doğu Yücel, Fuat Sevimay, Hakan Günday, İsmail Güzelsoy, Jale Sancak, Mahir Ünsal Eriş, Mario Levi, Mine Söğüt, Murat Özyaşar, Müge İplikçi, Nermin Yıldırım, Seray Şahiner ve Yavuz Ekinci’nin sorulara verdiği cevaplarda oluşuyor. Yazar adayları ve okuyucular için iyi bir edebiyat kaynağı olan ve günümüz sanal gerçekliğinde adıyla şahsına münhasır bir algı yaratan “Uydurmanın İncelikleri”, yayıncılık mesaisi 2016’da başlayan, proje ve kitaplarıyla ilgi gören Hep Kitap’tan çıktı. Biz de yüksek doz gerçeklik kapanında sıkışanlara nefes olur niyetine kitabın yaratıcılarıyla bir araya geldik.

“Kurtuluşu sanat ve edebiyatta bulanlar”

*Günümüz konjonktüründe, edebiyat veya sanat gittikçe iki uca çekiliyor gibi; ya çok üst bir level algısında düşünülüp, kutsallaştırılıp ‘geri kalan’lar hiçleştiriliyor ya da popülerlikten nasiplenip içi boşaltılabiliyor. Sizde durum nasıl?

Hakan Bıçakcı: ‘Sanat, sanat için midir, yoksa toplum için mi?’ kadim sorusuna Çetin Altan, ‘sanat, anlayan içindir’ der, bu lafı seviyorum. Bir noktada beni anlayacak olan için. ‘Anlayan’ derken de bunun meraklısı olarak. Çoğu yazar gibi, ben de kendim gibi birini hayal edip, onun için yazıyorum. Okunduğu kadarıyla da anlaşılıyor diye düşünüyorum.

Deniz Yüce Başarır: Belki de biraz aynı dünya görüşünü paylaştığımız insanlarla hemhal olmaya bakıyoruz. Bir taraftan da var olan kişileri çoğaltmaya. Dünyaya bizim gibi -sanattan beslenen, kurtuluşu sanatta ve edebiyatta bulanlar- bakanlar iyiymiş gibi de geliyor ama bu başka türlü bakanlara da sırt çevirmek anlamında bir şey değil. Birbirini anlamanın yolunun da sanattan, edebiyattan geçtiğini düşünenlerdenim.

*Bir yayınevi emekçisi ve bir yazar olarak, yaşadığımız sınırlar içine baktığımızda yola devam dediğiniz hissiyat nasıl?

Deniz Yüce Başarır: Ben, yaşamanın insanın kendi kendini dolduruş sanatı olduğunu düşünüyorum. O yüzden de şimdilik her sabah, kendi kendimi doldurabiliyorum. Her şeye rağmen üreterek yaşamalıyız. Bana o yetiyor da.

Hakan Bıçakcı: Biraz inişli ve çıkışlı bir ilişkim var; bazen anlamlı bazen anlamsız buluyorum. Aslında bir yanım çok romantik, bir şekilde yaptığım işleri çok anlamsız buluyor, hayatta çoğu yaptığım şey gibi edebiyatta da öyle. Yaptığım işler ‘hayattaki anlamı edebiyatta buluyorum’ gibi, yüce bir yerde değil benim için. Bazen; ‘böyle bir dünyaya, kitap getirmek ne kadar anlamlı, okunacak bunca kitap varken, insanlara niye iş çıkarıyorsun, gerçekten yayınlanmaya değer mi?’ gibi romantik kaygılara kapıldığım oluyor. Ama sonra uykularımı kaçıracak bir şey düştü mü, bütün o romantik kaygılar gidiyor, sanki herkes o kitabın yazılmasını bekliyormuşçasına, deli gibi kapanıp, her şeyi unutup, onunla bir oluyorum. Aslında şizofrenik bir durum da var; bu aynı kişi değil gibi! Yazmaya ilk başladığım dönemlerde, bu his sonra rayına oturur ve geçer diye düşünüyordum ama hâlâ aynen devam ediyor.

“Atölyeler sadece yazmak isteyenler için değil”

*Gelelim ‘Atölye’ serisinden çıkan ‘Uydurmanın İncelikleri’ne. Hem atölye hem de bu kitap fikri nasıl oluştu? Ne oldu da ‘hadi yapalım’ dediniz?

Deniz Yüce Başarır: Bu fikir uzun zamandır aklımdaydı, hayalimdi de. Hep Kitap’la birlikte bu projeye daha çok platform buldum. Görüyorum ki; pek çok insanın yazmaya ilgisi var ve bir kitlenin de okurken anlamlandırmaya ihtiyacı… Atölye kitapları sadece yazmak isteyenler için değil, aynı zamanda okumaya meraklılar için de bir başvuru kaynağı. Bu kitapların özünde dediği; yazmak istiyorsan, önce yazmak için yaz! Pek çok insan yaratıcı yazma atölyelerine gidiyor. Ama işin özünün biraz da okuyarak kavranması gerekiyor. Böylelikle kendi hikayemizin biricik, değerli olduğunu düşünmek yerine, yaratıcılığa sevk eden işler ortaya çıkıyor. Okumak ve yazmak aynı zamanda içe de kapanık yani tek başına da yapılabilen bir iş. Bu alandaki literatürün de Türkçeye kazandırılması ve artması gerekiyor. Dolayısıyla bu kitapları doğru başlık altında toplarsak hem iyi okur, iyi yazar olmak isteyenlerin ilgisini çekecektir hem de böyle bir kütüphane gelişecektir diye düşündüm. Seri sadece roman ya da kurgu yazarlığı olarak sürmeyecek mesela senaryo da gelecek. 

*Hazırlayan kısmını neden Hakan Bıçakcı’ya teslim ettiniz?

Deniz Yüce Başarır: Kitapta sevdiğim ve çevremizde iletişimde olduğumuz yazarlar var. Onlara hem iyi sorular soracak hem atölyeden hem de çok yönlü bir yazar, sinema, edebiyat açılarından bakabiliyor, yazmanın teorisiyle de ilgileniyor, böyle düşününce aklıma ilk gelen isimlerden oldu Hakan.

*Bir röportajınızda ‘yaratıcı yazarlık gibi atölyeleri çok da manalı bulmadığınızı’ söylüyordunuz, bu fikrinizi ne değiştirdi?

Hakan Bıçakcı: Atölye’ye başladığımda bir takım önyargılarım vardı. Hele de ‘yaratıcı yazarlık’ deyince tüylerim diken diken oluyordu. Gereksiz bir önyargı olduğunu da atölyeye başladığımda fark ettim. Bir de her yazan kişi, yazma üzerine konuşmalı diye bir şey yok, çünkü bu da ayrı bir merak aslında. O dönem, sinema, kurgu, yazma üzerine atölye çalışmalarına katıldım ama yazarlığıma ve kitaplarıma güvenerek değil; katıldığım atölyelere ve yıllardır defterler dolusu tuttuğum notlarıma güvenerek bir deneyeyim, dedim. Gelen insanlar, ‘bana altın kuralları ver’ diye gelmiyordu. Küçük bir kısmı yazdıklarını tekrardan elden geçirmek istiyordu. Büyük bir çoğunluğu ise yazıyla ilişkisi yeniden gözden geçirmek, sevdiği filmleri niye sevdiğini kafasında daha iyi oturtmak istiyordu. Kitaptaki soruların çoğu bu atölyelerde konuştuğumuz, tartıştığımız konular.

“Sanatın çıkışı hayatın taklidi aslında”

*Soruları neye göre seçtiniz? Cevaplarda dikkatinizi çeken neydi? Yazarların çekinceleri var mıydı?

Hakan Bıçakcı: Deniz ile konuştuk sonra editörümüz Ümran’la da toplantılar yaptık. Çok fazla soru vardı. Farklı cevaplara pas atabilecek sorular olmasına özen gösterdik. Açıkçası ben bu kadarını beklemiyordum. Beklentimin çok ötesinde bir çeşitlilik, renklilik oldu. Yazarların farklı görüş belirtmelerinin yanında aynı görüşü savunanlar bile, o savunmanın altını doldururken farklı şeyler söyledi.

Deniz Yüce Başarır: Bir kere sohbet ortamındaymışsınız gibi okunuyor, kitabın geldiği bu aşamadan ayrıca çok memnunum. Yazdıkları birbirine hiç benzemeyen insanların, birbirine yakın yanıtlar verdiği, birbirine benzemeyenlerin ise daha akrabalıkları varmış gibi fikirler üzerinden cevapladığını görmüş olduk.

Hakan Bıçakçı: Yazarların çekinceleri; ‘ben bu işin doğrusunu biliyorum diye iddia edemem ki’ diyenler oldu. Bunun doğrusu yok zaten, o yüzden önsözde de belirttim, bu doğru cevaplar ve formüller kitabı değil, senin görüşün, yaklaşımın hatta şimdilik, bu iki yıl sonra değişecek belki.

*Peki, size göre ‘uydurmak’ nedir?

Hakan Bıçakcı: Yaşadığımız coğrafya ‘uydurma’ya hep mesafelidir. Hep ‘gerçeklerin’ peşindeyiz, garip bir şekilde… Filmler, kitaplar uydurma gibi görülüyor, özellikle erkeklerde var bu tavır. O yüzden de o zihniyete sataşmak için de evet bu ‘uydurma’. Çünkü zaten sanatın çıkışı hayatın taklidi aslında Aristo’nun teorisinden beri gelen... Uydurma deyip geçemeyeceğimiz bir şey ve konuştuğumuz da onun incelikleri. Uydurmak o kadar da ‘hadi, uydur bakalım’ dediğinde uydurulabilecek bir şey değil! Çünkü iyi uyduramazsan kimse seni dinlemez gibi bir durum var ve biz biraz da oradan yola çıktık.

“Nasıl anlattığıyla daha çok ilgileniyorum”

*Yüzyılın sorularından gelsin; ne anlattığınız mı daha önemli, nasıl anlattığınız mı?

Hakan Bıçakcı: Kendi içinde ikisinin de önemli ama belli dengeleri var. ‘Aklıma bir hikaye geldi, hadi yazayım’dan önce, peki bunu nasıl bir teknikle anlatacağım kaygısı. Her zaman bu kaygıya düşmek zorunda değiliz. Bazı yazar için hikaye onu o kadar etkilemiştir ki, nasıl anlatacağını düşünmeden, ilk aklına geldiği gibi kağıda dökebilir. Tabii orada nasıl anlattığıyla da ilgili bir şeyler vardır. Mesela ben; peki, bunu anlatacağım ama nasıl anlatacağım kısmına ayrı bir mesai harcıyorum. Pek çok teknik var nasıl anlatacağına dair… Ne anlatacağımı bulduğumda işimin yarısı bitmiş oluyor.

*Yayınevi, yazar ve okuyucu üçlemesinde duran biri olarak sizce?

Deniz Yüce Başarır: Bence belli hikayeler anlamında değil ama tematik olarak anlatılacaklar sınırlı. Nasıl anlatacağınız burada çok önem kazanıyor. Aslında yayıncının da baktığı; “nasıl bir dil kullandığı, kurgu yarattığı, karakterleri nasıl işlediği ve o kişilere inanıyor muyum?” Hikayenin içine alan, anlattığına inandırabilendir cazip olan. Bu yayıncı ve okuyucu gözümle de böyle. Ben, yazarın nasıl anlattığıyla daha çok ilgileniyorum.

*Kitap olarak inanmadığınız ama para kazanmak için yayınladığınız kitaplar oldu mu?

Geçmiş hayatımda oldu. Yayıncıyım, dolayısıyla yayınevi bir amme hizmeti değildir. Biz tabii ki kendi sevdiğimiz, inandığımız metinleri yayınlamayı isteriz ve Hep Kitap’ta da daha bunu yapabildiğimizi düşünüyorum. Ve evet, bu şartlarda bunu yapabilmek de çok büyük bir lüks ama bunu da birileriyle birleştirmeniz, kavuşturmanız lazım, yani sizin sadece öylesine yaptığınız işler de olmamalı, bir karşılığı olmalı ya da karşılığı olması için çaba sarf etmelisiniz. Çünkü yayınevinin asli görevlerinden biri size emanet edilen metni mümkün olduğunca çok insana ulaştırmaktır. Bunun için de her yol mübah değildir, ama uygun yollar vardır. Bir çeşit denge işi.

“Yayıncılık henüz sektör olmuş değil”

* Hep Kitap 2016’da kurulmasına rağmen, edebiyata katkısı dikkat çekici, özellikle ‘sanat, kültür, çocuk, kültür ve gençlik’ kitapları bölümlerinde yayınladıkları. Hem yeni tanışacaklar için hem de yayınevinin derdini anlamak mahlasında biraz bahseder misiniz?

Deniz Yüce Başarır: Biraz aslında sevdiğimiz kitapları yayınlama fikriyle yola çıkmış bir iş. Yılladır bu sektörün içinde olan insanların birleştiği bir yer. Öncelikle dünya edebiyatıyla yola çıktık, burada da çeşitli coğrafyalardan farklı sesleri Türkiye’ye kazandırmak gibi bir düşüncemiz vardı. Dünyadaki hikayeyi Türkçeye taşıdığınız zaman görüyorsunuz ki hepimizin hikayesi bir yerlerde kesişiyor. Kesinlikle bir görev olarak değil ama başkalarını anlamak yolunda bize yardımcı olabilecek kitaplar bunlar. Ben legoya benzetiyorum, yavaş yavaş üstüne koyarak yola devam ediyoruz. Ülke ve dünya ağır şartlar altında, zor günlerden geçiyor ve sığınılacak tek yer sanat, sinema, tiyatro vs. kimin neye yatkınlığı varsa. Ama edebiyat tek başına da yapılabilen, tek başına da sığınılabilecek bir yer ve böyle dönemlerde edebiyatın gücü ortaya çıkıyor. Biz de çizgimizi edebiyat üzerinden inşa ettik ama kurgu dışı kitaplar da yavaş yavaş raflarda yerini alıyor.

*Yayıncılık anlamında ilk aklınıza gelen sorun nedir?

Deniz Yüce Başarır: Yayıncılık Türkiye’de henüz sektör olmuş değil. Sektör olduğunda birazcık rahatlayacağız. Tüm bunlar da birbirine bağlı; daha çok kitap satılıyor seviyesine gelmesi, mağazacılık ve perakende sektörünün gelişmesi lazım. Buraları suçlamakla da olacak bir iş değil. Bütünlüklü bakmak gerekiyor. Siz okuma kültürünü yaygınlaştırdıkça, okuyucu da talep etmeye başladıkça işin rengi değişecek. Okuma kültürünün artması önemli, bu yüzden de çocuk kitapları kıymetli, yayınevi olarak bu mevzunun altını bilhassa çiziyoruz. Sanatı ulaşılabilir kılmak; çocuk kitaplarında da ‘çocuk edebiyatı’ yapmak ve çocukları küçümsemeden, gerçek birer okur olduğu gerçeğini yadsımadan kaliteli kitaplar sunmak.

*Edebiyat demişken, son yıllarda gittikçe popülerlik kazanan ve sosyal medya fenomeni haline gelen dergiler hakkında ne düşünüyorsunuz? Edebiyatın içini boşalttığını düşünenlerdenim, sosyal medyada gördüğüm bu dergi paylaşımlarının yamacında, misal bir A. Camus sözünün yamacına kahve-kurabiye fotosu ve herkes Camussever ve herkes kitap yutmuş…

Hakan Bıçakcı: O dergilerden birine yazmama rağmen, benim de eleştirel düşüncelerim var; bazı şeylerin içini boşalttığı, formüller üzerine gittiği, çok fazla aforizma cümlelere indirgediği. Sosyal medyada bilmem kaç karaktere döndü gibi kaygılarım var ama bu tip şeyler bıçak sırtı; okuyucu buralardan o yazar-şair ile tanışıp, bir ilişki kurup, devam ediyorsa böyle bir faydası da olabilir. Hiç okunmamasından buna da şükür diyoruz. Bir de bence; felsefi ve edebi ağrılığı yayınlar okuyan, bu dergileri okumaya da başlamıyor. Ama bu dergiler sayesinde pek çok kişi ‘okumaya’ başlıyor.

Deniz Yüce Başarır:  Bu bir furyadır ve kitapları bitiremez, bu durum da kendi içinde bir dönüşüm yaşayacaktır. Dergiler değil de aslında sosyal medyanın hayatımızda geldiği boyut, bizim bu dergileri daha da görmemizi sağladı. O fotoğraf paylaşımları olmazsa bu kadar haberdar olup, görmeyecektik. Artık dünya böyle bir yer, pakete bakıyoruz. Ama o dergilerden edebiyatla tanışan bir kitle de var, bu da bir gerçek. O dergilerde edebiyatla ilişişi olmayan kişiler de yazıyor kabul ama o da işin reklamı oluyor, okuyucuya ‘gelgel’ yapıyor.

Hakan Bıçakcı: Dergiye öykü yazıyorum, ama o öykümü yayınevine verecek olsam da zaten aynısını yazacağım. Dergiye yazıyorum diye bir şey yapmıyorum. O anlamda da içim rahat. İmza, etkinliklerde çok fazla kişi; ‘ben, sizi o dergide gördüm’ deyip, kitabımı alıyor belki ama o dergide gördüğü için kitabımı almayan da oluyordur, hangisi daha çok bilmiyorum.

Bilgi için: www.hepkitap.com.tr

 

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS