20'lerden 70'lere Türkiye sosyalist solu

20'lerden 70'lere Türkiye sosyalist solu
"Türkiye Sosyalist Solu Kitabı-1 / 20'lerden 70'lere Seçme Metinler" Dipnot Yayınları'ndan çıktı.

Türkiye sosyalist solunun köşe taşını oluşturan metinler "Türkiye Sosyalist Solu Kitabı-1 / 20'lerden 70'lere Seçme Metinler" adlı kitapta biraraya getirildi. Dipnot Yayınları'nın yayınladığı kitapta, bugün hala güncelliğini koruyan bürokrasi, ordu, vesayet, Kürt sorunu, demokrasi gibi tartışma konularının Cumhuriyet ile yaşıt olduğu da görülüyor.

Mustafa Suphi, Şefik Hüsnü, Hikmet Kıvılcımlı, Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, Mihri Belli, Doğan Avcıoğlu, Mahir Çayan, Hüseyin İnan, İbrahim Kaypakkaya... 1920'lerden günümüze düşünceleri, eylemleri, kurdukları örgütler ile Türkiye sosyalist solunun en önemli isimleri arasında. Dipnot Yayınları, hazırladığı bir seçki ile bu isimlerin ve sosyalist solun geçmişinde kilometre taşı oluşturmuş bazı çevrelerin metinlerini kitaplaştırdı: "Türkiye Sosyalist Solu Kitabı-1 / 20'lerden 70'lere Seçme Metinler". Ertuğrul Kürkçü'nün ön sözüyle yayınlanan kitapta, Türkiye'de sosyalist solun safahatına ve söz konusu döneme damgasını vuran fikirleri içeren metinler yer alıyor.


Komünist hareket ve Mustafa Kemal



Demokrasi, Kemalizm, ordu vesayeti, bürokratik vesayet, Kürt sorunu, emperyalizm, dış müdahale, işbirlikçi sermaye, milli burjuvazi vs... Tamamına yakını bugün de güncelliğini koruyan meseleler. Sosyalist solun, devrim, devrimin nasıl ve kimlerle gerçekleştirileceğinin yanı sıra, bu sorunları tarihi boyunca gündeme taşıdığı ve aşmak için düşünce ve eylem ürettiği de seçkide bir araya getirilen metinlerden izlenebiliyor.
Önsözdeki değerlendirmesinde, Mustafa Kemal Paşanın 22 Ocak 1921'de TBMM'de hükümetin Türkiye Komünist Fırkası karşısındaki tutumunun ele alındığı gizli oturumunu ele alan Ertuğrul Kürkçü, "Mustafa Kemal Paşa'nın ortaya koyduğu tutum, Türk devletinin komünist harekete karşı gelecekte izleyeceği siyasetin gerisindeki genel mantığı kavramak bakımından anahtar değerinde" tespitinde bulunuyor. Bu oturumda ortaya konan yaklaşım bir süre sonra, Anadolu'ya dönen Türki Komünist Fırkası'nın kurucusu Mustafa Suphi'nin 14 yoldaşıyla birlikte öldürülmesiyle açıklık kazanır.



Kitabın başında, Mustafa Suphi'nin Komünist Enternasyonalist'in açılışındaki konuşması ve Ekim devrimini gerçekleştiren işçi sınıfını selamlaması ve Anadolu'da da bu mücadeleyi verdiklerini anlatan konuşması yer alıyor.



Şefik Hüsnü: "Burjuva diktatörlüğü"



Türkiye Komünist Fırkası'nın daha sonraki başkanı Şefik Hüsnü'nün (Değmer) "Kemalizmin Tekamülü: Milli İnkılaptan Burjuva Diktatörlüğüne" adlı TKP Merkez Komitesi tutanakları arasında yer alan 22 Mayıs 1927 tarihli makalede tartışma konusu, adından da anlaşılacağı gibi Kemalizm. Şefik Hüsnü, milli Savaşı ve "milli devrimi" olumlu karşıladığı makalesinde, Kemalist iktidarın vardığı noktayı ve niteliğini, "burjuva diktatörlüğü" olarak tanımlıyor. Sovyet devriminin Anadolu'da büyük bir sevinçle karşılandığı, Çarlık Rusyası ile Anadolu'nun benzer koşullara sahip olduğu görüşleri de satır aralarında barındıran metinlerde, Anadolu'da da güçlü bir devrimci akımın bulunduğu ve kendi yayınlarına sahip olduğu belirtiliyor. Şefik Hüsnü, hatta bu atmosferin Çerkes Ethem'i bile etkileyip, "komünizm ile flört etmeye" mecbur bıraktığını ifade ediyor.



"Hala en büyük teşebbüsler yabancı sermayenin elinde"



Türkiye'nin ekonomik, sosyal yapısını inceleyen Şefik Hüsnü, Kemalist iktidarın kurulmasının sonrasındaki sürece ilişkin, "Bugün hala en büyük ticari ve sinai teşebbüsler, ecnebi (yabancı) sermayenin ve onun ajanı ve müttefiği yerli büyük burjuvazinin elindedir. Şayet hükümet devlet bütçesinden elde edilen mali kaynakların birkısmını devlet kapitalizmi tarzında teşebbüslere hasrediyor olsa da (demiryolu inşası gibi), bunu en büyük kısmını kendi adamları tarafından idare edilen anonim şirketleri ayakta tutmak için harcamaktadır" diyerek Türkiye'nin emperyalist sistemden kopmadığını anlatıyor.



"Amansız bir terör rejimi halini aldı"



Şefik Hüsnü'nün Kemalist iktidara karşı halkın duygularını da makalesinde şöyle ifade ediyor:



"Halk Fırkası ve onun hükümetine karşı öfkelendiren, geniş bir demokrasiden ve onun getireceği hürriyetlerden istifade etmeyi ümit ederken amansız bir terör rejiminin ve yeni bir imtiyazlı sınıf haline getirilmiş pek küçük bir ekalliyet lehine suistimalinin ilanihaye devam ettiğini görmektedir. Kemalistlerin, köylü nüfus karşısındaki tavrına gelince, yalnızca az çok zengin olan köylülerin zirai himaye kanunlarından istifade ettiklerinin altını çizmek gerekir."



Şefik Hüsnü, metnin kaleme alındığı dönemin dış siyasetine ilişkin halkın kanaatini de "Misak-ı Milli'nin en mühim noktasına Musul vilayeti üzerine Türkiye'nin hükümranlık hakkını feda ederek ihanet ettiğinden beri, halk bütün diplomatik teşebbüslere kuşkulu bir gözle bakmaktadır" sözleriyle aktarıyor.



Kıvılcımlı: "Kürt meselesi ve sömürgecilik"



Kitapta, Türkiye'deki toplum yapısını inceleyen ve orijinal görüşleri belki de ilk kez dile getiren Hikmet Kıvılcımlı'nın da "İşçi Sınıfı ve Köylülük", "İslamlık ve Sosyalizm", "Pratik Devrim Orijinalliğimiz: Ordu", "Ordu Kılıcını Attı" adlı makaleleri yer alıyor. Türkiye'yi, emperyalizme siyaseten tam bağımlı ama yarı sömürge de sayılamayacak bir ülke olarak tanımlayan Kıvılcımlı, Kürt meselesine de Türkiye sosyalist solunda ilk değinen isim. Kıvılcımlı, Kürt meselesini, sömürgecilik bağlamında ele alıyor. Kürt isyanlarını derebeylik ve ağalığın önderliğindeki ayaklanmalar olarak tanımlayan Kıvılcımlı, bu sınıfların yoksul Kürt halkına öncülük rolünden bilfiil itildiğini ve Kürt köylülüğünün kurtuluş mücadelesinde yol gösterici müttefik olarak geriye aydınların ve proleterlerin kaldığını ileri sürüyor.



Ordu yanılgısı



12 Ocak 1971'de Sosyalist Gazete'de yayınlanan "Pratik Devrim Orijinalliğimiz: Ordu" başlıklı makalesinde Kıvılcımlı, tarihteki ilblere göndermeler yaparak ordunun yönetici kademesini değil ama ordu gençliğini devrimci bir güç olarak tanımlıyor. Kıvılcımlı, Batıdaki orduları burjuva orduları olarak nitelerken, Osmanlıdan beri Türkiye ordusunun ayrı bir vasfa sahip olduğunu ve devrimci bir potansiyel taşıdığını ileri sürüyor. Hatta De Gaulle'ün "Fransız tarihinde hiçbir devrim ordu tarafından yapılmamıştır" sözünü kullanarak şunu söylüyor: "Bu deyimi tersine çevirip kendimize uygulayalım: 'Türkiye tarihinde hemen her devrim ordu tarafından yapılmıştır" diyor. Bu düşünceleri Kıvılcımlı'yı 12 Mart'ta bir yanılgıya sürüklüyor ve başlangıcında bu darbeyi destekleme hatasına düşürüyor.



Türkiye Sosyalizmi ve bürokrasi tartışmaları



1960'lara gelindiğinde 27 Mayıs darbesi sonrasında hazırlanan anayasa ile tanınan örgütlenmeye ilişkin serbestilerin sonucu olarak artık Türkiye İşçi Partisi (TİP) kurulmuştur. Bu döneme ilişkin tartışmalar da bugünkü sorunlar ile son derece yakınsayan ve güncelliğini koruyan konular. TİP'in Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar, "Türkiye Sosyalizmi" başlıklı makalesinde, Türkiye sosyalizminin yolunun ileri kapitalist ülkelerdeki ile aynı olmadığını, çünkü, "Türkiye'deki temel çelişkinin, burjuvazi ile sanayi işçisi arasında değil, Amerikan emperyalizmi ve ortakları ağa-komprador-Amerikancı bürokrat üçlüsü ile tüm emekçi sınıf ve tabakalar" arasında olduğunu ileri sürer. Aybar'ın, bu makalesi, bürokrasi üzerine tartışmaları alevler. Çünkü Aybar, bürokrasiyi Osmanlı'dan ele alarak, "sınıflaşmış bir yönetici kadronun temsil ettiği, halkın dışında ve üstünde, merkezci, tekelci, ceberrut bir varlık" olarak tanımlar. Sui generis egemen bir sınıf haline geldiğini söyler. Aybar'a göre, bu sınıf, zamanın zorunlu kıldığı ayarlamaları yapa yapa o güne kadar gelmiştir ve bürokrat sınıf o gün ağa ve komprador sınıfları yanında yer alan, hatta yakın tarihe kadar bu sınıfları açıkça vesayeti altında tutmuş ve hala devlet yönetiminde önemli bir rol oynayan egemen bir sınıftır.

Aybar'a itiraz Behice Boran'dan

Aybar'ın bu görüşlerine itiraz TİP'in bir başka yöneticisi olan Behice Boran'dan gelir. Boran, bu konuyu tartıştığı "Bürokrasi Üzerine Tartışmalar", "Bürokratlar Bir Sınıf Mıdır?" başlıklı iki makalesinde, Aybar'ın bir ordu komutanı ve vali ile taşradaki bir öğretmeni, kaymakamlık çalışanını birbirine eşitleyen görüşlerine karşı çıkar. Boran, bürokrasinin niteliği üzerine bir tartışma açar ve detaylıca ele alır. Her katmanını inceler ve hangi kesimin sosyalizm mücadelesinde yer alabileceğini somut toplumsal koşulları ile açıklamaya çalışır.



Mihri Belli etkisi: Milli Demokratik Devrim



1960'larda sosyalist solda en büyük yarılmayı yaratacak olan görüş, Mihri Belli'nin "Milli Demokratik Devrim" düşüncesidir. Belli'nin ilk olarak 1966'da Yön dergisinde E. Tüfekçi imzasıyla "Demokratik Devrim: Kimle Beraber, Kime Karşı?" başlıkı yazısıyla ileri sürdüğü düşünceleri 1970'te "Milli Demokratik Devrim" adıyla broşür olarak basılır. Devrimci gençliğin TİP'ten kopartan ve ayrı örgütlenmelerin yolunu açan Belli'nin bu metindeki görüşlerine göre, Türkiye sömürülen bir ülkedir ve Filipin tipi bir demokrasi yürürlüktedir. Belli'ye göre, Türkiye'de öncelikle emperyalizme karşı mücadele edilmelidir. Bu mücadelede işbirlikçi sermayeye, tefeci-bezirgan sermrayeye ve feodal ağalara karşı, şehir ve köy proleteryası, şehirlerin ve köylerin yarı proleter unsurları, yoksul köylülük, şehir ve köy küçük burjuvazisi, asker-sivil aydın zümre savaş verecektir.



Yön bildirisi



Yine bu dönemde, 1961'de 531 kişinin imzasıyla Yön Bildirisi yayınlanır. Bu metinle aydınların bir kesimi, "Atatürk devrimleriyle çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın hedeflendiğini" söyler ve bundan geri düşüldüğünü belirterek, önerilerde bulunur. Bu aydınlara göre, "eğitim davasını sonuçlandırmanın, Türk demokrasisini yaşatmanın, sosyal adaleti gerçekleştirmenin ve demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmanın" yolu, hızla kalkınmaktır. Hızla kalkınmak için önerileri de "yeni bir devletçilik" anlayışı, ekonomide devletin ve özel teşebbüsün birlikte yer aldığı karma bir sistem, "şuurlu bir devlet müdahalesi" ve planlı ekonomi önerilir.



Kitapta Doğan Avcıoğlu'nun TİP'e ilişkin eleştirilerinin yer aldığı "TİP'de Dair" başlıklı yazısı ile Avcıoğlu'nun "Türkiye'nin Düzeni" adlı kitabındaki görüşlerine karşı Aydınlık Sosyalist Dergi'de yayınlanan Şahin Alpay imzalı, "Türkiye'nin Düzeni Üzerine" başlıklı yazı da yer alıyor.



1971'de Mahir Çayan ve arkadaşları Aydınlık Sosyalist Dergi'den ayrıldıklarını açıkladıkları "Aydınlık Sosyalist Dergi'ye Açık Mektup"u kaleme alır. Mihri Belli'nin görüşlerini sağ ve revizyonist ilan eden Çayan ve arkadaşları bu metinde, devrim anlayışı, çalışma tarzı ve örgüt anlayışlarını ortaya koyar. Kitapta Çayan'ın bu görüşlerini daha da detaylandırdığı "Kesintisiz Devrim I" adlı metni de yer alıyor.

Derleme ayrıca, Hüseyin İnan'ın idam edilmeden önce 1972'de yayımlanan "Türkiye Devriminin Yolu" adlı broşürü ile İbrahim Kaypakkaya'nın Kemalizmin niteliğine ilişkin görüşleri ile solun bir kesimindeki Kemalist düşünceleri mahkum ettiği, "Türkiye'de Milli Mesele", "Şafak Revizyonizminin Kemalist Hareket, Kemalist İktidar Dönemi, İkinci Dünya Savaşı Yılları, Savaş Sonrası ve 27 Mayıs Hakkındaki Tezleri" yazılarını da içeriyor.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS