Hakan Bıçakçı'nın yeni kitabı Hikayede Büyük Boşluklar Var çıktı

Hakan Bıçakçı'nın yeni kitabı Hikayede Büyük Boşluklar Var çıktı

Hakan Bıçakçı'nın "kafa karıştırıcı, hatıra didikleyen" hikayelerini, "Hayaller Paris, gerçekler Eminönü" durumunu konu edindiği Hikâyede Büyük Boşluklar Var, İletişim Yayınları'ndan okurla buluşuyor.

İletişim Yayınları 4 Eylül'de raflarda yerini alacak bir dizi kitabı daha okurla buluşturuyor. Hakan Bıçakcı'nın kafa karıştıran, hatıra didikleyen, bir görünüp bir kaybolan insanları anlattığı Hikâyede Büyük Boşluklar Var; Orhan Kemal Öykü Ödülü sahibi Gamze Güller'in marazi bir aşkı konu edindiği En Çok Onu Sevdim; Ufuk Bektaş Karakaya'nın 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası Avrupa'da siyasi mülteci olan sosyalistlerin hikâyesini aktardığı Bitmeyen Sürgün; Hasan Aksakal'ın Türk Politik Kültüründe Romantizm adlı araştırması ve Alev Karaduman'ın gençlerle Kürtçe ve Kürt kimliği algısı üzerine yaptığı Anlıyorum Ama Konuşamıyorum adlı araştırmayı okurla buluşturuyor.


İstanbul'da kavgacı bir mahalle: Madunköy


Hikâyede Büyük Boşluklar Var


Romanları ve öyküleriyle kendine has bir dil kurmayı başaran yazar Hakan Bıçakcı'nın yeni kitabı Hikâyede Büyük Boşluklar Var, İletişim Yayınları'ndan çıkıyor. Günlük hayatın akışı içinde sıradışı olanı yakalayan Bıçakcı, öykülerinde hatıralarımızdan yola çıkarak takıntılarımızı, paniklemelerimizi, suçluluk hissimizi mercek altına alıyor. Hikâyede Büyük Boşluklar Var, kafasının karışmasından hoşlanan okurlar için...



Hakan Bıçakcı, gezinen, bir görünüp bir kaybolan insanları anlatıyor, fısıl fısıl konuşuyorlar. Küçük takıntıları, manasız paniklemeleri, yenilgileri, gelip geçenleri resmediyor. Tuhaf suçlulukları, belki de Sartre okuyan kızı, genişleyen gökyüzünü, köprü trafiğini, beyaz masa örtülerini, baş ağrısını, tesadüfleri, uğultuları, İstanbul'u, metroyu...


Arka kapağında Hikâyede Büyük Boşluklar Var, "Kafa karıştırıcı, hatıra didikleyen Bıçakcı hikâyeleri... Hayaller Paris, Gerçekler Eminönü..." olarak tanımlanıyor.


Bir ülkede yaratılan nefretin etkileri ne kadar uzun süreli olabilir?


En Çok Onu Sevdim


Orhan Kemal Öykü Ödülü sahibi yazar Gamze Güller, İletişim Yayınları'ndan çıkacak yeni kitabı En Çok Onu Sevdim ile marazi bir aşkı anlatıyor.


Alışıldığın aksine, bir insanın bir insana olan aşkı değil anlatılan... İçinde yaşadığı eve âşık olan ve hatıralarını geride bırakmayı reddeden kadın karakteriyle sıradışı bir konuyu işleyen yazar, eşyalara da farklı bir gözle bakmanıza sebep olacak.


Araftaki Ermeniler: 'Ne Hz. İsa'ya ne Hz. Muhhamed'e yaranabildiler'


Arka kapaktan:


Mutlu olmak için, rahatlamak için, kafasını dağıtmak için başkalarına gerek yoktu artık. Yalnız hissetmemek için gelir gelmez televizyonu açmasına gerek yoktu. Evde bir ses olsun diye müziği açmasına gerek yoktu. Ev vardı artık. Onun sesleri, onun dokunuşu, onun dinginliği vardı. 'Mete de var tabii,' diye düşündü kendinden utanarak. Yalnız değildi artık. Sırf bu yüzden mutluydu elbette. Bu mutluluğu başkalarıyla paylaşmaktan korkmaması gerekiyordu. Her şey yolunda gidecekti. O zaman neden bu kadar huzursuzdu? Evle aralarına kim girebilirdi ki?



Binalar yıkılırken, her şey hızla un ufak olurken, iğde ağaçları, atkestaneleri, hatıralar kaybolurken... Asuman bir şeyi fark ediyor. Göğsünde evin homurtusu, zamanın iniltisi... Eski resimler, Neylan Hanım'ın mavi koltuğu ve ilaçlanması gereken böcekler... Asuman, evle göz göze geliyor. Ev ona bakıyor...


Gamze Güller, tıklım tıklım metropolde bir nişi aralıyor, direnen ve hatırası kalan..."


Almanya'da Hitler'den önce nasıl bir düzen hüküm sürüyordu?


Bitmeyen Sürgün


80 Darbesi sonrasında siyasi mülteci olarak hayatına devam eden Ufuk Bektaş Karakaya'nın anılarından oluşan Bitmeyen Sürgün de 4 Eylül'de İletişim Yayınları'ndan çıkıyor.


Avrupa'da sürgün geçen yıllarında insan hakları çalışmalarına devam eden Karakaya, sol hareket içindeki ayrışma ve kavgalardan başlayarak Türkiye'nin siyasi haritasına dair önemli çıkarımlarda bulunuyor. Türkiye'den Venezuela'ya uzanan bir hesaplaşma ve yakın tarih panoraması.


Bektaş Karakaya, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası Avrupa'da siyasi mülteci olan sosyalistlerin hikâyesini anlatıyor. Sürgünlüğün yoksunluklarını geri planda bırakan örgütsel sekterlikler ve genel olarak sol içi bağnazlıklarla hesaplaşıyor. Sadece siyasi konulara değil, hayatın her alanına etki eden bir sorun olarak.



Kitaptan alıntı:


"Oysa toplumun politik güçlerinden önemli bir bölümü, biz istemesek de Avrupa'ya çıkmışlardı. Onların derli toplu bir hale getirilip yeniden örgütlendirilmesi önemli bir görevdi. Ama o böyle bakmayıp, yurtdışında bulunan herkesi 'mücadele kaçkını, korkaklar, yılgın ve yorgunlar, mülteciler' şeklinde eleştiriyor, düpedüz aşağılıyordu. (...) Bu düşünceleri faşizme karşı mücadelede arkasına bakmadan kaçan, daha ilk günlerde tek kurşun patlatmadan geri çekilip, mücadeleyi tasfiye ederek, paçasını kurtarmaya çalışan tasfiyeci parti, örgüt, kişi ve çevrelere getirdiğimiz eleştirilerden alıyordu."


Raymond Kevorkian'ın kapsamlı araştırması 'Ermeni Soykırımı' 


Türk Politik Kültüründe Romantizm


Hasan Aksakal'ın İletişim Yayınları'ndan çıkacak araştırması Türk Politik Kültüründe Romantizm, Nâmık Kemal'in eserlerinden başlayarak politik kültürümüzde yer edinen romantizmi mercek altına alıyor.


Dinin önemini kaybetmesiyle yükselişe geçen "kutsal devlet-millet-vatan" üçlemesinin hem milliyetçi akımlarla hem de İslâmî muhafazakâr kanatla olan ilişkisine dikkat çeken bu çalışma, politik tarihe meraklı okurlara olduğu kadar, modernleşme kavramının sorunlu yapısını Türkiye örneğinde okumak isteyenlere de hitap edecek.


Arka kapaktan:


"Hasan Aksakal bu kitapta, Türk politik kültüründe Romantizmin ne denli merkezî ve kritik bir yer tuttuğunu inceliyor. Siyasal düşünde romantizm, gözle görülür, elle tutulur dünyanın ötesine geçen metafizik-idealist değer ve güçlere atıfta bulunur. Romantikler, sekülerleşirken büyüsü bozulan dünyayı yeniden büyülemeye çalışırlarken, hakikati bir efsaneye dönüştürürler. Muhafazakâr ve milliyetçi kesimde heyecanla sahiplenilen 'milli ruh' ve 'otantik kültür' arayışı, milli kültürü evrensel medeniyetten çok daha öncelikli kılar.


Kutsal devlet-millet-vatan teslisini, dil-tarih-coğrafya üçlüsüne bakışta yatan efsanevi ve irrasyonel tavırla birleştiren Milli Romantizm, Türkiye'de esas olarak edebiyatta gücünü gösterdi. Aksakal, modern Türk düşüncesinin en önemli temsilcilerinin ancak romantikleştirici etki uyandırabildikleri ölçüde sevilen, sayılan, hatta ikonlaştırılan birer edebiyatçı, tarihçi, politikacı veya şair olduğuna işaret ediyor.



Türkiye'de Nâmık Kemal ve Ziya Gökalp'in ön plana çıktığı ve bazen milliyetçi, bazen muhafazakâr, bazen de İslâmî yönü ağır basan bu "milli romantik duyuş"un, Kemalist, halkçı ve devrimci versiyonlarını da içeren genel karakteri üzerine ışık tutuyor.


Romantik halkçılıktan romantik tarihçiliğe ve oradan da günümüzdeki romantik stratejik derinliklere uzanan, Şarkiyatçılık karşısında Garbiyatçı öfkeyi ön plana çıkaran bu siyasal düşünü anlamak için rehber niteliğinde bir araştırma.


'Dünyayı Politik Düşünmek'


Anlıyorum Ama Konuşamıyorum


Alev Karaduman'ın Kürtçe ve Kürt kimliği algısı üzerine hazırladığı kitabı Anlıyorum Ama Konuşamıyorum, İletişim Yayınları'ndan çıkacak.


Büyük şehirlerde büyüyen ve sahip oldukları Kürt kimliği yüzünden hem "Türkler" hem de "gerçek Kürtler" tarafından yargılanan gençlerle yaptığı görüşmeleri derleyen Karaduman, kimlik algısının ne kadar değişken olduğuna dikkat çekiyor. Gerçek tecrübelerin trajikomik, öfkelendirici, öğretici etkilerinin ışığında; Türkiye'yi daha iyi anlamayı sağlayacak bir çalışma...


'Devlet ve PKK İkileminde Korucular'


Arka kapaktan:


"Batı'da, büyük şehir ortamında büyüyen Kürt gençlerin kimliklerini keşfetme hikâyeleri... Kâh 'Türkler' tarafından, kâh 'gerçek Kürtler' tarafından yadırganarak... Kendilerini türlü türlü eksikli hissedip, bir yandan da her şeye eleştirel bakarak... Kâh hüzünlü, kâh eğlenceli, kâh içine kapanmaya iten, öfkelendiren, kâh öğretici, olgunlaştırıcı bir kendini bulma tecrübesi... Alev Karaduman, birçok hikâyeyi, gözlemlerine ve kendi arayışına katarak, heyecanla, hevesle anlatıyor.


Gülten Kaya'nın önsözüyle..."



Kitaptan alıntılar:


"Aaa sen Kürt müsün, Kürtlere hiç benzemiyorsun'lar başladı. Neden? Güzelim diye mi? Kaşlarımı falan alıyorum diye mi? Nasıl olmam gerekiyor ki... Bir gün kantinde bir çocuk 'Tuncelili misin hakikaten?' deyip eliyle makineli tüfek kullanır gibi 'dşın dşın' sesleri çıkartmıştı.'


Gün Zileli'den soluk soluğa bir roman: Mevsimler


'Babam Türk olduğu için bizim evde Kürtçe hiç konuşulmadı, kiminle konuşacaktı ki annem? O yüzden benim için Kürtçe gizli saklının dili biraz. (...) onlar her Kürtçe konuştuğunda benim kulağım üç kere fazla kabarıyordu.'


'Çoğu kez amcalar, teyzeler 'Hadi oradan, neren Kürt senin? Böyle Türkçe konuşan, böyle giyinip kuşanan Kürt mü olur?' diyorlardı. Kaşımın gözümün karalığını kullanıyordum en son silah olarak, 'Bizim oraların kızıyım vallaha!' diyordum."

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS