Mehmet Eroğlu'ndan yeni kitap: Kıyıdan Uzakta

Mehmet Eroğlu'ndan yeni kitap: Kıyıdan Uzakta

Türkçe edebiyatın en önemli isimlerinden Mehmet Eroğlu'nun yeni kitabı Kıyıdan Uzakta, İletişim Yayınlarından çıkıyor. Eroğlu'nun alışılagelmiş tarzının dışına çıktığı yeni kitabı 6 Ocak'ta raflardaki yerini alacak.

İletişim Yayınları Kıyıdan Uzakta'nın yanı sıra; Murat Belge'nin Türkiye'de modern şiirin tarihini anlattığı "Şairaneden Şiirsele"; Volker Kutscher'in, Komiser Rath'ın yeni maceralarını kaleme aldığı romanı "Sessiz Ölüm" Gülçin Wilhelm'in çevirisiyle; Çilem Tercüman'ın "Türk Romanında Moda ve Toplumsal Değişim (1923-1940)" adlı kitabını; Douglas Spencer'ın çağdaş mimarlığın denetim ve itaat aracına dönüşme sürecini anlattığı kitabı "Neoliberalizmin Mimarlığı"nı Akın Terzi'nin çevirisiyle; Ali Karatay'ın bir işçi kentinin hikayesini anlattığı "Demir Çelik Karabük"ünü ve Rus edebiyatının büyük isimlerinden Aleksandr Soljenitsin'in "Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay / Matriyona'nın Evi" adlı romanını Mehmet Özgül'ün çevirisiyle 6 Ocak'ta okurla buluşturuyor.

Kıyıdan Uzakta

İletişim Yayınları, Türkçe edebiyatın en önemli isimlerinden Mehmet Eroğlu'nun yeni kitabı Kıyıdan Uzakta'yı yayımlıyor. Geniş bir okur kitlesi olan Mehmet Eroğlu, Kıyıdan Uzakta'da alışılagelmiş tarzının dışına çıkıyor; bir kadının isyan, tutku ve haz dolu aşkını tüm canlılığıyla anlatıyor. Uzun süre aklınızı kurcalayacak, sarsıcı bir novella…

Uzun bir mektup, merhamet istemeyen bir kadın, dalgalı deniz, içli bir itiraf ve "cici kızın" isyanı, derin ve tatlı hazlar, kırık ve tutkulu sevişmeler…
Mehmet Eroğlu, tarzının çok ama çok dışında, başka türlü bir hikâye anlatıyor, yalana dolana, sürüsüyle yeknesaklığa, bulutlu hayata meydan okuyan bir kadını konuşturuyor.

Kıyıdan Uzakta, çarpışmanın novellası, her şey soğuk ve solgunken, yaprak yaprak açılan bir bahar aşkıyla şaşırtıyor.

Şairaneden Şiirsele

İletişim Yayınları, Murat Belge'nin Türkiye'de modern şiirin seyri üzerine kaleme aldığı Şairaneden Şiirsele'yi okurlarla buluşturuyor. "Türkiye'de modern şiirin tarihini nasıl başlatabiliriz?" sorusundan yola çıkan Belge şairleri, şiirleri ve dönemleri nesnel bir şekilde değerlendirirken, kişisel tanışıklıklarının bıraktığı izlenimleri de tüm gerçekliğiyle anlatıyor. Alanında temel bir başvuru kaynağı olacak, detaylı ve titiz bir edebiyat incelemesi…

Türkiye'de modern şiirin tarihini nasıl başlatabiliriz? Belirli şairlere kurucular demek ve ondan sonra gelen kuşakları birbirine bağlamak mümkün müdür? Edebiyatımızda kesintisiz bir şekilde kendisine yer açan bir şiir geleneğinden bahsedilebilir mi? Şair kuşakları arasında hem şiirin izlekleri hem de şairlerin takip ettikleri biçimlerin, imgelerin, "üslûbun" ya da en geniş mânâsında "şiir" türüne dair algının farklılaşması, nasıl bir edebi etki yaratmıştır?

Murat Belge, Şairaneden Şiirsele'de bu soruların izini sürerek, ama sadece bu sorulara bağlı kalmadan, Türkçede modern şiirin değerlendirmesini yapıyor. Edebî dilde ortaya çıkan kesintiyle "yeni" biçimini alan şiirleri, bu "yeni"yi bozup kendi dilini üreten şairleri, onların dünya edebiyatıyla, öncelleriyle, çağdaşlarıyla tartışmalarını, alışverişini ele alarak modern şiirin biçimlenişine odaklanıyor. Belge, şiirin edebiyat kuramındaki yeri ve bu yere göre değerlendirme kriterleri kadar kişisel tanışıklıkların bıraktığı izleri de hesaba katan, şiiri ansiklopedik bir tür olarak değil de toplumsal kültürle ilişkisi çerçevesinde inceleyen bir tartışma sunuyor.




Sessiz Ölüm

İletişim Yayınları, Islak Balık ile tanıştığımız Komiser Rath'ın yeni maceralarını edebiyatseverlerle buluşturuyor: Sessiz Ölüm. Kutscher, Sessiz Ölüm'de 1930'ların Almanyası'nda öldürülen ünlü bir aktristin hikâyesinin etrafında sinema sektörü ve yeraltı dünyası arasındaki mücadeleyi anlatırken, arka planda yine Nazi'lerin iktidara gelme aşamalarını gösteriyor. Soluk soluğa okuyacağınız bir macera…

Almanya, 1930. Avrupa'nın en önemli sinema merkezlerinden olan Berlin'de, gözde bir aktristin öldürülmesiyle başlıyor hikâye. Arka planda, sinema sektöründe ve yeraltı dünyasında dönen amansız bir güç mücadelesi var.

Komiser Rath'ın bu defaki macerası, sinema endüstrisinin ilk dönemine ışık tutuyor. Özellikle de sessiz filmcilerle geleceği sesli filmde görenler arasındaki kamplaşmaya! Sinema sektöründe bu kamplaşmadan da ibaret olmayan müthiş rekabet, dağdağalı metropoldeki başka güç oyunlarıyla da kesişiyor.

Sessiz Ölüm'ün canlı yanlarından biri, arka planda yine yaklaşan Nazi iktidarının ayak sesleriyle, polis içindeki çekişmelerin ve "polis kültürünün" etraflı bir tasvirini sunması. Arka planda, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya Şansölyesi olacak olan Adenauer'le ilgili bir entrika da eksik değil!

"Volker Kutscher, polisiyeciler arasında iyi romancı olanlardan. Kısa, özetleyici kesitlerle hikâyeden sapmadan mevzuyu köşe bucak araştırmayı, atmosferi sergilemeyi iyi biliyor." Krımı-Couch



Türk Romanında Moda ve Toplumsal Değişim (1923-1940)

İletişim Yayınları, Çilem Tercüman'ın Türk Romanında Moda ve Toplumsal Değişim başlıklı incelemesini yayımlıyor. 1923-1940 yılları arasında yazılan romanları titizlikle inceleyen Tercüman, hem modanın seyrini, hem de cumhuriyetle beraber yaşanan modernleşme sürecinin modaya etkilerini inceliyor. Çalışma, zengin kaynak dökümü ile eleştirmenlere, araştırmacılara hitap ettiği kadar dönemin ruhunu edebiyat üzerinden okumak isteyen meraklısına da hitap ediyor.

Moda, siyasal öğretilerden ev dekorasyonuna, sanat akımlarından davranış biçimlerine toplumsal hayatın değişime açık bütün cephelerini etkileyen bir olgu. Modanın bir yaşam pratiği olarak ortaya çıkışı, yayılma süreci ve toplumsal hayata etkileri Türkiye'nin modernleşme sürecinde farklılaşan hayat tarzlarının temel özelliklerini somutlaştıran göstergelerdir.

Moda olgusu bağlamında yaşanan toplumsal değişimi erken Cumhuriyet dönemi romanları üzerinden sergilemeyi amaçlayan bu çalışmasında Çilem Tercüman, modernleşme sürecinin yarattığı özgürleşme dinamikleri ile bunlara verilen tepkilerin moda alanındaki tezahürlerini "yanık ten" modasından "Beyoğlu modası"na, "monokl" modasından "çay modasına", "kumar" modasından "balo" modasına çeşitli modalar ışığında incelerken Türkçe edebiyat tarihçiliğinde ender rastlanır cinsten keyifli bir inceleme yapıyor.

Neoliberalizmin Mimarlığı

İletişim Yayınları, editörlüğünü Ali Artun'un yaptığı Sanat Hayat dizisinden Douglas Spencer'ın Neoliberalizmin Mimarlığı'nı yayımlıyor. Spencer, çağdaş mimarinin Zaha Hadid, Patrik Schumacher, Rem Koolhaas ve Greg Lynn Spencer gibi önemli isimlerinin neoliberal düşünce ile nasıl bir ortaklığa girdiğini sorgularken; bu isimlerin Deleuze, Guattari ve Bruno Latour başta olmak üzere çeşitli düşünürlerin kavramlarını çarpıtarak kullandıkları tezini öne sürüyor. Neoliberalizme farklı bir açıdan bakmak için…

Neoliberalizmin Mimarlığı, çağdaş mimarlıktaki egemen düşünce ve uygulamaların neoliberal yönetim teknikleriyle ittifakını irdeliyor. Eleştirelliği bir yana bırakarak, açıktan piyasaya tâbi olmayı savunan mimarlık teorisi ve pratiğinin, bir yandan toplumsal denetim mekanizmalarını mekânlaştırırken, diğer yandan kendini nasıl "ilerici" olarak sunduğunu gösteriyor. Zaha Hadid, Patrik Schumacher, Rem Koolhaas ve Greg Lynn Spencer gibi mimarlık alanında büyük şöhret ve nüfuz sahibi olmuş isimlerin yazılarını ve mimari uygulamalarını derinlemesine çözümleyerek, neoliberal düşünceyle ortaklıklarını açığa çıkarıyor. Ayrıca bu yeni mimarlık teorilerinin, Deleuze, Guattari ve Bruno Latour gibi düşünürlerden devşirdikleri kavramları nasıl çarpıtarak kullandıklarını açıklıyor. Eğitim, tüketim ve çalışma hayatına ait birçok mimari projeyi araştıran Spencer, Foucault'nun düşüncelerinden de yararlanarak, çağdaş mimarlığın, neoliberalizmin itaatkâr öznellik üretimi süreçlerindeki rolünü inceliyor.

Demir Çelik Karabük

İletişim Yayınları'nın, Türkiye'nin dört bir yanından insanların "sesini" geniş kitlelere ulaştıran dizisi Memleket Kitapları, bu kez Ali Karatay tarafından kaleme alınan Demir Çelik Karabük ile zenginleşiyor. Taşdemir, şehri 1980 öncesinin çatışmalı ortamından muhafazakâr yapısına, sağcılıkla olan bağından işçi hareketi ile ilişkisine uzanan geniş bir alanda incelerken, aynı zamanda bir şehrin detaylı bir fotoğrafını da tüm netliğiyle okurlarına gösteriyor.

Sanayiyle, (şehrin futbol kulübüne de adını veren) Demir Çelik'le özdeşleşmiş bir yer, Karabük. Bir işçi şehri-muhafazakâr bir işçi şehri. Ali Karatay, son derece ayrıntılı, analitik değeri de yüksek incelemesinde, işte bunun, "sağcı, köylü ve muhafazakâr" bir işçi şehrinin hikâyesini anlatıyor.
Karabük'ün mikro-evreninde, son yüz yıllık tarihimiz ve dönemlerin ruhu bir resmigeçit yapıyor… Karabük isminin etimolojisinden başlayan milliyetçi tarihyazımı… Askerî kaygılarla belirlenen sanayileşme kaderi… Bir "işletme" etrafında şekillenen bir şehir… 1980 öncesinin kanlı provokasyonları… İthal ikamecilikten neoliberalizme değişen iktisat politikalarının yine kader çizen ve bir ara "kapanma" tehdidine varan etkileri… Taşra siyasetinin seyri… Bir ayağının hep köylülükte kalması gözetilen bir işçi sınıfı ve hep "kontrol" altında tutulan bir işçi hareketinin serencamı…
Mükemmel bir şehir hikâyesi…



Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay / Matriyona'nın Evi

İletişim Yayınları, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Aleksandr Soljenitsin'in Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay ve Matriyona'nın Evi adlı iki novellasını bir arada yayımlıyor. Soljenitsin, savaşların ayırdığı ya da birleştirdiği insanların hayatlarını edebi bir dille anlatırken, aynı zamanda politik yönü kuvvetli bir eleştiriyi de dile getiriyor.

Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay ve Matriyona'nın Evi Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Aleksandr Soljenitsin'in savaşın birleştirdiği hayatlara dair iki çarpıcı novellası. Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay, İkinci Dünya Savaşı'nın başında Sovyet ordusunda görevli teğmen Zotov'un savaşın ağırlığı altında kıvranan bir istasyon kasabasında yaşadığı huzursuzluğu, yüzleşmekten kaçındığı çelişkileri ve giderek solmaya yüz tutan ümitlerini ele alırken Ekim Devrimi'nin yarattığı coşkunun yerini alan kasveti ve tedirginliği anlatır. Matriyona'nın Evi ise ilk gözağrısını Birinci Dünya Savaşı'nda, kocasını ise İkinci Dünya Savaşı'nda kaybeden, topal kedisi ve keçisiyle yaşayan Matriyona'nın hikâyesidir. Matriyona, "her köyde onu ayakta tutan bir doğru vardır" atasözündeki "doğru" insandır. Soljenitsin'in bu iki novellası savaşın ayırdığı ve birleştirdiği hayatların talihsiz yazgısına dair estetik ve politik bir eleştiridir.

"Etkisi altında bulundukları ideolojiye mesafe alarak, o ideolojiyi içeriden algılamamızı sağlayan iki yazardan biri Balzac ise diğeri Soljenitsin'dir." Terry Eagleton

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS