Nobelli Sovyet yazarı Şolohov'un "Uyandırılmış Toprak'ı Türkçe'de

Nobelli Sovyet yazarı Şolohov'un "Uyandırılmış Toprak'ı Türkçe'de

Sovyet edebiyatının Nobelli yazarı "Durgun Don"un yazarı Mihail Şolohov'un ülkesindeki tarımsal kolektifleştirme sürecini anlattığı romanı "Uyandırılmış Toprak" Türkçe'de.

Yordam Kitap ve Yordam Edebiyat Mayıs ayında yeni kitapları okurla buluşturdu. Yordam Kitap; August H. Nimtz'in "Lenin'in Seçim Stratejisi"ni "Marx ve Engels'ten 1905 Devrimi'ne" ve "1907'den 1917 Ekim Devrimi'ne" adlı iki cilt halinde Deniz Tuna'nın çevirisiyle; Shahrzad Mojab'ın "Marksizm ve Feminizm" adlı çalışmasını Funda Hülagü'nün çevirisiyle; Ursula Huws'un "Küresel Dijital Ekonomide Emek"ini Cemre Şenesen'in çevirisiyle okura sundu. Yordam Edebiyat'ın yenileri ise, Mihail Şolohov'un Leyla Soykut tarafından iki cilt halinde çevrilen romanı "Uyandırılmış Toprak"; Klaus Neukrantz'ın Sevinç Altınçekiç'çe çevrilen eseri "Wedding Barikatları"; İvan S. Turgenyev'in Hasan Âli Ediz tarafından çevrilen klasik eseri "Babalar ve Çocuklar".

Yordam Kitap'ın yenileri arasında August H. Nimtz imzalı "Lenin'in Seçim Stratejisi - Sandık mı, Sokak mı, Yoksa Her İkisi mi?", Türkiye yeni bir seçim sürecinden geçtiği için özellikle dikkat çekiyor.

Nimtz'in iki ciltlik bu önemli çalışmasının ilk cildi "Marx ve Engels'ten 1905 Devrimi'ne", ikinci cildi ise "1907'den 1917 Ekim Devrimi"ne altbaşlıklarını taşıyor. Kitap sadece 20. yüzyıl başındaki Rusya'ya değil, Arap Baharı ve Gezi'den Yunanistan'daki Syriza hareketine günümüze de bakarak "Sandık mı, Sokak mı?" sorusunu güncel bir bağlamda da tartışıyor.

Yordam Kitap'ın diğer yeni iki kitabı, Shahrzad Mojab'ın çağdaş Marksist-feminist düşünceye kaynaklık eden metinleri bir araya getirdiği ünlü derlemesi "Marksizm ve Feminizm" ile Ursula Huws'un dijital dönüşüme emek eksenli eleştirel yaklaşımını geliştirdiği yapıtı "Küresel Dijital Ekonomide Emek".

Yordam Edebiyat ise Rus klasiklerini Hasan Âli Ediz'in güzel Türkçesiyle okurlara sunmaya Turgenyev'in unutulmaz yapıtı "Babalar ve Çocuklar" ile devam ediyor.

Geçtiğimiz Şubat ayında Mihail Şolohov'un ünlü yapıtı "Durgun Don"u dört cilt halinde okurlarla buluşturan Yordam Edebiyat, şimdi de Şolohov'un "Uyandırılmış Toprak"ını iki cilt halinde yayımladı. Yordam Edebiyat'ın Mayıs ayında yayımladığı üçüncü ve son roman ise Klaus Neukrantz'dan "Wedding Barikatları". Neukrantz'ın romanı, 1929 Mayıs'ında işçilerin ve devrimcilerin mücadelesini, sosyal demokrat ihaneti ve Nazilerin yükselişini anlatan efsanevi bir yapıt…

Lenin'in Seçim Stratejisi 1 - Marx ve Engels'ten 1905 Devrimi'ne

Seçimler ve parlamento kürsüsü devrimci hedeflere ulaşmak için kullanılabilir mi? Boykot taktiğine hangi durumda başvurulabilir, komünist bir aday parlamentoya seçilirse kürsüyü nasıl değerlendirebilir? Lenin'in seçim stratejisinin kökenleri Marx ve Engels'te bulunabilir mi? Marx ve Engels'in seçimlere dönük görüşleri hangi klasik metinlere nasıl yansımış, Lenin bunlardan nasıl yararlanmıştır? Legal-illegal mücadele koşulları, sınıf ve seçim ittifakları, çarlığa karşı diğer muhalif kesimlerle işbirliği olanakları, Bolşevik-Menşevik ayrımının sıcaklığı ve 1905 Devrimi'nin öncesi ve sonrası göz önünde bulundurulduğunda, Lenin ne gibi stratejik değişikliklere gitmiş, Birinci ve İkinci Duma seçimleri için nasıl bir mücadele örgütlemiştir?

Hepsi, bugüne yansımaları da olan can alıcı sorular… Ve August H. Nimtz'in kitabı, Lenin'in stratejik yaklaşımları temelinde bu ve benzer soruların yanıtını oluşturan eşsiz bir çalışma.

Marx ve Engels'ten yola çıkıp 1905 Devrimi'ne kadar uzanan bu ilk ciltte, Lenin'in, seçim kampanyalarının nasıl yürütüleceği, seçim bloklarında yer alıp alınmayacağı ve bununla ilgili "ehvenişer" ikilemi, vekillerin partiye hesap vermesinin nasıl sağlanacağı ve seçim siyasetiyle silahlı mücadele dengesinin nasıl kurulacağı gibi meselelere nasıl cevap ürettiğini de görüyoruz. Lenin'in, daha sonraları bu çalışmadan çıkan derslerin Bolşeviklerin 1917'deki başarısı açısından "elzem" olduğunu söylediği düşünüldüğünde, bu dönemin ayrıntılı analizinin eksiksiz bir Leninizm kavrayışı için hayati önemde olduğunu görüyoruz...

Lenin'in Seçim Stratejisi 2 - 1907'den 1917 Ekim Devrimi'ne

Seçimler ve parlamento kürsüsü devrimci hedeflere ulaşmak için kullanılabilir mi? 1905'ten 1907'ye kadar Lenin'in ilgisini canlı tutan soru kesinlikle budur. Lenin bu sorunun cevabının "evet" olduğu kanısındaydı ve haksız olmadığı kanıtlandı.

Ama başka ve daha güncel sorular da var: Lenin'in 20. yüzyıl başında Rusya'da belirlediği seçim stratejisi bugüne de ışık tutuyor mu; bu stratejik yaklaşımın Tahrir'den Gezi'ye son yıllarda başlayan toplumsal muhalefetle ilişkisi nasıl kurulabilir? Çağdaş Marksist yazında ve sosyalistler arasında, Lenin'in seçimlere ve parlamentoya dönük yazıları ve yaklaşımı konusunda neden derin bir sessizlik söz konusu? Yunanistan'daki Syriza deneyimi bize neler anlatıyor?

August H. Nimtz'in eşsiz çalışmasının ikinci cildi, hem birinci ciltte kaldığı yerden devam edip 1905'ten 1917'ye uzanıyor, Üçüncü ve Dördüncü Duma deneyimlerini, Alman sosyal demokrasisi ile yaşanan ayrımları, Birinci Dünya Savaşı koşullarını, sovyetlerin parlamentoya göre üstünlük ve farklılıklarını, Troçki ve Stalin'in Lenin'in seçim stratejisi karşısındaki konumlarını, Komintern'de yaşananları vb. anlatıyor, hem de birkaç örneğini verdiğimiz bu güncel soruların yanıtlarını arayıp tartışıyor.

"Nimtz ilgi çekici ve tartışmaları ateşleyecek bir tez atıyor ortaya: Lenin, pek çok şey arasında, seçimleri Rusya'daki devrimci stratejisinin merkezine yerleştirdi. Nimtz'in, Lenin'in düşüncelerinin Marx ve Engels'in teorik ve pratik politik katkıları üzerinde yükseldiğine işaret eden iyi belgelendirilmiş bakış açısı eksiksizdir. Bilimsel ve politik tartışma ortamına parlak bir katkı..." Paul Le Blanc


Marksizm ve Feminizm

Marksizm ve Feminizm, 1980'li yılların ortasına kadar ülkesi İran'da baskıcı uygulamalara tanık olan, ardından Kanada'ya geçen ve halen Toronto Üniversitesinde akademisyenlik yapan aktivist Shahrzad Mojab'ın hazırladığı kapsamlı bir derleme.

Bu önemli derlemede Asya, Amerika ve Avrupa'dan tanınmış akademisyenlerle birlikte heyecan verici yeni seslerin katkıları bir araya gelirken, Marksizm ve feminizmle ilgili tarihsel tartışmalar, günümüzün en can alıcı ideolojik sorunlarına cevap arayan bir bağlamda inceleniyor, kapitalizm, ataerki ve ırkçılık sınıf odaklı bir perspektifle ele alınıyor. Böylece, Marksizm ve feminizm arasındaki tartışmalı ilişkiyi merak eden araştırmacı, öğrenci ve aktivistler için çağdaş Marksist-feminist düşünceye kaynaklık edecek temel bir eser ortaya çıkıyor.

İki kısımdan oluşan kitabın ilk kısmında, güncel ve tarihsel Marksist-feminist yaklaşımlar ele alınıyor. İkinci kısım ise, feminizmin Marksist bir kavrayışla ele alınmasını sağlayacak anahtar kavramların incelendiği makalelerden oluşuyor.

Bir yandan küreselleşmenin sonuçları kadınları orantısız bir şiddette etkiliyor, öte yandan dünyanın her yerinde kadınlar, baskıya ve sömürüye karşı mücadeleye öncülük ediyor. Pek çok kadın aktivist ve akademisyen arasında Marksist teoriye ilgi artarken bu kitap, hem önceki tartışmaları yeniden değerlendirerek, ataerki ile kapitalizm arasındaki ilişkiyi anlamanın yollarını, hem de kadınlarla birlikte toplumu da özgürleştirecek feminist bir projeyi nasıl öngörebileceğimizi araştırıyor.




Küresel Dijital Ekonomide Emek

Bu kitabı okuyanların bir kısmı, belki de çoğu, bu okuma eylemini bir bilgisayar ekranından ya da taşınabilir bir aygıttan gerçekleştirecektir. İçinde yaşadığımız dijital çağda bu durumu giderek daha çok kanıksıyoruz. Bu, 21. yüzyıl kapitalizminin getirdiği yeniliklerin bir göstergesidir; ama aynı zamanda onun itici gücünü, yani yaşamlarımızı her bakımdan metalaştıran amansız bir dürtüyü anlamamızın da anahtarıdır.

Ursula Huws, günümüz küresel kapitalist ekonomisinin farklı görünümleriyle ilgili kışkırtıcı analiziyle, son yılların iktisadi, kültürel ve siyasi olgularını bir araya getiriyor ve gelişmiş bilişim ve iletişim teknolojisinin, sermaye birikimine nasıl yepyeni alanlar açtığını inceliyor.

Kültür ve sanat, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, taşınabilir aygıtlar ve toplumsal ağlar aracılığıyla insanın sosyalliğinin metalaştırılması da bu alanlar arasında yer alıyor. Ayrıca çalışma düzenlerinin yaşadığı çarpıcı değişimler, 21. yüzyılda emek ve sermayenin farklı biçimlerde yüzleşmesi, proletaryadan sibertaryaya yaşanan dönüşüm, gezegenimizin her yanındaki işçi dayanışma ve mücadelesinin yeni çelişki ve biçimlerin yolunu açması da, bu genel eğilimlere eşlik ediyor.

On yıllar içerisinde sisteme kök salmış sömürü mekanizmaları ile kapitalizmin özünü aydınlatan serbest bilgi akışı kavramlarının ötesine geçen bu kitap, günümüzdeki baş döndürücü dijital dönüşümün, çağdaş, güçlü bir eleştirisini sunuyor…

Uyandırılmış Toprak

Nobel ve Lenin ödüllü yazar Şolohov'un Uyandırılmış Toprak romanı, Sovyet edebiyatını temsil edebilecek nitelikte büyük bir yapıttır.

Durgun Don'da Ekim Devrimi ve iç savaş yıllarını betimleyen Şolohov, sanatsal duyarlılığıyla bu kez Sovyetler Birliği'ndeki tarımsal kolektifleştirme sürecine bakıyor. Bolşeviklerin iktidara gelişi, kırsaldaki sınıfsal yapıları yerinden oynatmış olsa da tam anlamıyla çözememiştir. Büyük toprak sahipleri (Kulaklar), sosyalizmin ve kolhozların kuruluşuna mülkiyet hırsıyla direnirken, orta halli köylünün bir kısmı da Kulakları takip etme eğilimindedir. Yoksul köylülerin ve Bolşeviklerin önünde, tarımsal üretimi artırmak için iki seçenek vardır: "Kulakları yavaş yavaş sindirmek ya da zararlı bitkiler gibi kökleriyle koparmak."

Uyandırılmış Toprak'ta Şolohov, Don Kazaklarının yaşadığı köydeki sınıf mücadelesini hikâye etmekle kalmıyor, roman kişilerinin toprakla, doğayla olan ilişkilerini, emek dolayımıyla kurulan toplumsallığı da sevecen, yer yer mizahi bir dille aktarıyor. Hayat koşulları ne denli zor olsa da umudu, sevgiyi ve her şeye rağmen eşitlikçi bir toplum kurma azmini öne çıkarıyor. İki ciltten oluşan, yetmiş beş dilde milyonlarca okura ulaşan bu romanı Leyla Soykut'un akıcı Türkçesiyle sunuyoruz.

"Kolhozda işler nasıl olacaktı acaba? Herkes onun gibi artık bir tek yolun kaldığını, bunun da kolhoza girmek olduğunu hissedecek miydi? Ne kadar hüzün verici olursa olsun, çocuklarla birlikte büyümüş, evin toprak odalarında onlarla birlikte oynamış hayvanları kolhoza teslim etmek ne kadar acı gelirse gelsin, bunu yapmanın bir zorunluluk olduğuna hepsinin aklı yatacak mıydı? İnsanın kendi malına duyduğu bu sevgiyi kökünden silmek, insanın yüreğine yerleşmesine olanak vermemek gerektiğini kabul edecekler miydi?"


Wedding Barikatları

"Berlin'de bir sokağın, 1929 Mayıs günlerinde geçen romanı"dır bu… Emekçilerin mücadelesinin ve "sosyal demokrat ihanetin" romanı…
Yasakların ve yasaklara karşı kavgada ısrarın romanıdır bu… Yasaklanmış bir yürüyüşe hazırlıkların, uykusuz geçen gecelerin, emekçileri yürüyüşe ikna etmekle ve sosyal demokrat ihaneti anlatmakla geçen gündüzlerin…

Polis zulmünün, copların, gözaltıların, orantısız şiddetin, işkencelerin romanıdır bu… Polis zulmüne karşı direnişin, kararlılığın ve barikatların…
Birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs'ın romanıdır bu… Birliğin, mücadelenin ve dayanışmanın somutlaşmasının…

Sıradan işçilerin, hamalların, tesisatçıların, işsizlerin, gençlerin, kadınların romanıdır bu… Sıradan bir inşaat işçisinin, bizzat kavganın içinde bir öndere dönüşmesinin…

Görünürde gaddar, zalim, hunhar bir emniyet müdürünün ve ondan aldıkları emirle keyfî şiddet uygulayan amir ve memurların romanıdır bu… Gerçekte onların arkasındaki güçlerin, devletin, hükümetin, SPD'nin ve sermayenin…

"1929 Mayıs günlerinde Berlin'de polisin vurduğu 33 kişinin hafızalardan silinmesi imkânsız devrimci mücadelelerinin anısına" kaleme alınmış bir romandır bu… Tüm devrim şehitlerinin anısına saygının romanı!

"Ölüm sessizliğine bürünmüş, abluka altındaki mahallede, belki de polisin birkaç yüz metre ötede makineli tüfekleri varken, insan nasıl olur da gecenin bir yarısı Enternasyonal'i söylemeye başlar ki! Yapılacak bir şey yoktu! Kurak, susuz toprak nasıl suyu kana kana içerse, melodi de insanlara ve koca sokağa sıçrayıverdi."


Babalar ve Çocuklar

Edebiyatla, özellikle Rus edebiyatıyla ilgili herkesin okumaktan zevk duyacağı, yayımlandığı yıldan bu yana adından söz ettiren bir romandır Babalar ve Çocuklar.

Turgenyev'in romanda babalardan mı çocuklardan mı yana olduğu sorusu 1860'larda tartışmalara neden olmuş, "babalar" gericilikle özdeşleştirilirken "çocuklar" demokrasinin, devrimin ve ilericiliğin simgesi sayılmıştır.

Roman, evrensel nesil farkı temasının yanı sıra, dönüşüm geçirmekte olan 19. yüzyıl Rusya'sının gerçekçi bir tasviri, panoramik bir fotoğrafıdır. Turgenyev ilericilik-gericilik ekseninde çarpıştırdığı babalar ve çocuklarını, "kurbağalara inanan ama prensiplere inanmayan" Bazarov karakterinin prizmasından ustalıkla yansıtır.

Romanda, üniversiteyi henüz bitiren Arkadi, arkadaşı Bazarov'la birlikte ailesinin büyük çiftliğine gelir. Eski toprak sahiplerinden olan baba ve amcanın temsil ettiği kuşakla bu nihilist gençler arasında, doğaldır ki çeşitli çatışmalar yaşanır. Hikâyeye eklenen başka kişi ve unsurlarla Babalar ve Çocuklar, kuşak çatışması anlatısının ötesine geçecektir.

Babalar ve Çocuklar, hem babaların hem de çocukların zevkle okuyacağı, nadir "ortak" kitaplardandır. Hasan Âli Ediz'in güzel Türkçesiyle…
Nikolay Petroviç 'Ağabeyim bizim haklı olduğumuzu söylüyor,' diye düşünüyordu. 'Her türlü gururu bir yana bırakarak, bana da gerçeğe biz onlardan daha çok yakınmışız gibi geliyor... Ama öte yandan bizde olmayan bir şeyin onlarda olduğunu, bize göre bir üstünlükleri bulunduğunu da hissediyorum. Gençlikleri mi? Hayır, yalnız gençlikleri değil... Sakın onların bu üstünlükleri, onlarda derebeylik izlerinin bizden daha az oluşundan ileri gelmesin?

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS