Festivallerin en Fransızı’nın konuğu: Aaron

Festivallerin en Fransızı’nın konuğu: Aaron

‘Hepimiz olgunlaştıkça, hayal gücümüzü, inancımızı, düş kurmanın ve yaşamanın büyüsünü yitiriyoruz’ diyen ve şarkılarıyla insanların düşlerine seslenmek istediğinin altını çizen Aaron’a konser öncesi ulaştık.

Müziğin dünyayı değiştirebileceği zamanlarda değiliz belki ama daha yaşanabilir kılmak adına iyileştirdiğini söyleyebiliriz; işte bu isimlerden biri de müzikseverlerin yakından takip ettiği Aaron. İkili, yeni (dördüncü) albümleri ‘We Cut The Night'ın yeni video klibi 'Blouson Noir’de usta aktör John Malkovich'i oynatarak bir kez daha dinleyenlerini ihya etmesini bildi. Fransız elektronik müzik sahnesinin yetenekli ikilisi söz yazarı Simon Buret ve besteci Olivier Coursier’in sıra dışı ortaklığından doğan Aaron, Fransız müziğinin güçlü isimlerini bir araya getiren XXF – Very Very French müzik festivali kapsamında, 7 Aralık’ta Ankara Hayal Kahvesi, 8 Aralık’ta ise İstanbul Babylon’da kulakların pasını silmeye hazırlanıyor. Çarpıcı ve karanlık seslerle örülü, electro-pop/tekno etkileşimli parçalarıyla dikkat çeken Aaron: Artificial Animal Riding on Neverland’ın (hiçlik ülkesinde koşturan yapay hayvanlar) baş harflerinden oluşuyor. “Bu isimle insanların düşlerine seslenmek istiyoruz. Hepimiz olgunlaştıkça, hayal gücümüzü, inancımızı, düş kurmanın ve yaşamanın büyüsünü yitiriyoruz. Gündelik hayatımız binalarla, betonla, asfaltla ve savaşlarla sınırlanıyor" diyen ve melodileriyle dinleyenlerini kendi iç dünyalarında ‘başka bir yere’ götürmek istediğini söyleyen Simon Buret’e merak ettiklerimizi sorduk.


Müzik paylaşmanın ötesinde bir şey değil!


*‘Blouson Noir’ video klibinde John Malkovich ile buluşma fikri ve içerik nasıl ortaya çıktı?
Albümü doğru bir şekilde anlatabilecek ve aynı zamanda anlaşılacak bir önsöz yapmak istedik. Bunu da somutlaştırarak yapmanın daha uygun olduğunu düşündük. John Malkovich de sanatıyla, algısıyla kısaca her hareketiyle dünyanın ışığını ve derinliklerini anlatabilmemiz için güçlü bir yeteneğe sahipti. Ortak arkadaşlarımız sayesinde tanıştık ve Olivier de klibi çekti. Bu klip ile hayatta her şeyin birbiri ile ilintili olduğunu, sade ve şiirsel bir anlatımla göstermek istedik.


*Biriniz söz yazarı, diğeriniz besteci; anlaştığınız ve anlaşamadığınız konular hangisi?


İkimiz de besteciyiz; birimiz taslak ile geliyor, diğeri de buna cevap veriyor. İki farklı vizyondayız fakat aramızda karşılıklı bir yansıma var ve bu şimdiye kadar, her zaman aynı yöne bakmamızı sağladı. Kuralımız yok ama kulaklarımızın melodilere karşı heyecanı hâlâ aynı. Müzikal iskeleti bulduğumuz zaman, ilk aşamada ses katmanlarında çalışmayı seviyoruz. Bizim için her şarkı; bir gitar, bir piyano veya bir sesle çalınmak zorunda. Doğru melodiyi yakaladığımızda, duyguyu saracak ve onu tetikleyecek ‘duygusal / uygun kasları’ bulmak için farklı sesler ve enstrümanlarla şarkıyı oluşturmaya başlıyoruz.


*Tek başına ve iki kişi müzik yapmanın artı ve eksileri neler?
Bu yolculuğu ve macerayı paylaşmak harika, ayrıca iki kişilik grup olmak da çok eğlenceli. Şanslıyız, çünkü müzik yalnızlığı paylaşmakla ve belki de aynı zamanda görünmez bağlantılar yoluyla ruhları bir araya getirmekle ilgili. Bu gerçekleştiğinde, eşinizle birlikte bir mağarada, mutfakta, stüdyoda ya da her neredeyse yarattığınız o an, başkalarıyla paylaşılıyor; her şeyin nasıl başladığını bilen, sizden başka birinin varlığının olması çok kıymetli!


Holiday, Simon ve Joplin’in kayıtlarıyla büyüdük


*Müziğinizi nasıl anlatırsınız; derdiniz nedir?


Umarım kalbe ve ruha yakın, umut dolu bir müzik yaratıyoruzdur, çünkü bizde yansıması bu yönde. Bizim için bir şarkının yapılmış olmasının karşılığı; her ne şekilde yaratılırsa yaratılsın, dinleyicinin kulağındaki bir duyguyu tetiklemesi! İnsanları başka bir yöne/dünyaya iten, oradaki durumlara renk katan bir şeyin peşindeyiz. Sadece duyguların vektörü olmak istiyoruz.


*İlk albümünüz ‘Riding on Neverland’da (2007) Billie Holiday’in ünlü ‘Strange Fruit’in bir yorumu da mevcuttu. Holiday ile bağınız nedir?
Holiday, Simon ve Joplin’in kayıtlarıyla büyüdük… Çocukluktan bir parça almanın ve ilk albüme koymanın doğru olduğunu düşündük. Melodi harika, sözler fantastik ve bence konu da her çeşit azınlık hakkında. Bugünün dünyasında da kesinlikle söylenebilir. Yahudi, beyaz adam Lewis Allen'in (New York City'den) günümüzde Amerika'nın güneyindeki eyaletlerde öldürülen ve asılan siyahi insanlar hakkındaki o şarkıyı yazması ve sonra konunun bu olması. Bunu açık bir şekilde konuşulan ve ilk cümlemizin bir parçası yapmak bizim için önemliydi. Bu gezegendeki her yalnızın/herkesin saygı, özgürlük ve eşitlik hak ettiğini hatırlatan duvardaki küçük bir tuğla gibi düşün! Hâlâ bu konulardan bahsetmek zorunda olduğumuz içinse çok üzgünüm.


İstanbul ve Ankara konserleri herkes için ‘özel bir an’ olacak!


*Bu son albümden bahseder misiniz; içerik nasıl yaratıldı ve sizi bu şarkıları seçmeye iten neydi?


Tüm şarkılarımızda yaşamın etkisi büyük. Şehirlerde ve ‘vahşi manzaralı’ yerlerde çokça seyahat ettiğimiz için, bu albümde uç noktaların enerjisini vurgulamayı denedik. Kendinize, ‘hadi buralara git’ diye, izin verdiğiniz yerler... Mesela; ‘Blouson Noir’ şarkısı; şehrin saf enerjisiyle, adanın, dağların sessizliğiyle, Utah Çölü’nde veya Fas’ın kum tepelerindeki görünmeyen lekelerden sesleniyor… Günlük bir yoldaşımız olan bu albüm, gündüz ve gecelerimizin bir seyir defteri gibi. Albüm; dinleyiciyi günlük yaşamından alacak ve onu kendi kişiliğine göre bir yere götürecek! Kısaca; insanı saran bir müzik yaratmaya çalıştık. Albüme etkisi olanlar: Fotoğrafçı Gregory Crewdson, modern video artisti Bill Viola, şair, psikolog Tomas Transtromer ve şair Walt Whitman...


*Geçen yılki ilk İstanbul konseriniz hâlâ hafızalarda… Bu defa dinleyicileri neler bekliyor?


Şarkıları en güzel haliyle sunmak için sahnede ışıklar üzerinde çok çalışıyoruz. Ayrıca, sahnede çok beklentimiz var; bunu bir iletişim deneyimi olarak görüyoruz ve izleyicilere çok farklı enerjiler vermek için uğraşıyoruz. Gelen herkes için ‘özel bir an’ olacak bir yansıma istiyoruz.
Kendinize hayal etmek için izin verin!


*Fransız müziğini dünya müziği ile kıyasladığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz; elektronik müzik anlamında özellikle Daft Punk’ın başarısı Fransız müzik çevrelerinde nasıl yankı buluyor?
Her nasıl geliyorsa gelsin iyi müzik dinlendiğinde ve paylaşıldığında mutlu oluyorum. Bugün herkesin gezegende olan biten çok şeyden etkilendiğini hissediyorum ve bu çok güzel. Ben, kendimizi sadece bir ‘Fransız müzisyeni’ veya böyle etiketlenmiş olarak görmüyorum. İnsanların evrendeki yeni materyaller konusunda meraklı kalmalarını umut ediyorum. Buna değecek çok şey var ve asıl akım bu değil; internetin mümkün kıldığı birkaç harika yollarından biri, her şey sadece bir tık uzaklıkta.


*Son olarak söylemek istediğiniz bir şey varsa paylaşmak isteriz?


İlk önce bizimle ve yaptığımız işlerle ilgilendiğiniz için teşekkür ederiz, tanındığınızı hissetmek harika bir duygu. Ve son olarak: Işıksız gölge olmaz, öyleyse, kendinize hayal etmek için izin verin, büyük hayal edin, sınırlarınızdan çok uzakta, çünkü burası hayatın durduğu yerdir.

ilgili haberler
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS