Süreyya Evren: “Kitap bittiğinde yazar da biter”

Süreyya Evren: “Kitap bittiğinde yazar da biter” © Berge Arabian

“Uğraştık didindik, ortaya böyle bir kitap çıktı. Son dört yılın, en azından bazı roman kahramanları için, ağır hikâyesi. Kitabın ismi “Yakınafrika.” Ve dikkatli bir okurun fark edeceği gibi olaylar Dakar’da, Senegal’de geçiyor.” Doğan Kitap’tan çıkan kitabı için böyle diyor Süreyyya Evren. Daha fazlası ise kendisiyle yaptığımız röportajda…

“Yukarıdan bakıldığında yeryüzü okyanuslar ve karalardan ibarettir, geriye kalan bütün sınırları insanlar yaptı” 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden felsefeci, yazar Sartre böyle diyor ve ekliyor: “Hayat, bir insan için üç bölümden ibarettir; dünyayı değiştireceğini sandığı, değişmeyeceğini anladığı ve kendisinin değiştiğini gördüğü…” “Anlamın anlamı sonsuz imadır” diyen Süreyyya Evren’in "hem kurgu hem biçim olarak okuru şaşırtan" son kitabı “Yakınafrika” da bence, Sartre’ın bu koordinatlarından veriyor meramını.

Bir vaktiler, birileri tarafından masada çizilmiş sınırların, bugüne gelindiğinde bir insanda etkisinin "uzak" ve "yakın" koordinatlarında neye dönüştüğünü ve sonrasında tıpkı cümlenin aslı gibi ‘hayat, bir insan için üç bölümden ibarettir’in karşılığı oluyor “Yakınafrika”… Evren, okuyucusunu hem zamanda hem de mekânda yer değiştirmelere zorlamayı tercih etmiş ama bu "zorlama" hal kesinlikle yormayan türden. “Vatan yahut iyi hayat mı dediniz - ben vatanın çöpe atılmış olanını seçtim!” diyen kitabın kahramanının yaratıcısı Evren’e hiç görmediği Senegal’i fon yaptığı “Yakınafrika” kapsamında merak ettiklerimizi sorduk.

“Öleceğini bildiğimiz tek bir karakter vardır: Yazar”

Sondan başlayalım istiyorum: “Bu karanlığı tanımlayacak bir kelimemiz yok. Gece değil, cehalet de değil. Zaman zaman her birimiz bu karanlığın içinden her şeyi görerek geçeriz: o kadar çok şey görürüz ki hiçbirini ayırt edemeyiz. Bunu benden daha iyi bilirsin, Marisa. Her şey içeriden gelir.” John Berger denemelerinden oluşan “Sanatla Direniş”te, mağara resimlerindeki karanlığı bu sözlerle tarif ediyor. Bir yanıyla da yaşadığımız günü de tasvirliyor gibi… Son yıllarda dünya ve biz fanilerine baktığınızda sizin cephenizde nasıl bir fotoğraf çıkıyor?

Sondan başlamak deyip, bugüne dair bir soru sorduğunuza göre bugünde bir son mevcut. Karanlık bir son. Bugün son iyi gün de olabilir, iyi günlerin sonunun başlangıcı da. Yazmanın ölümsüzlük arzusuyla sık sık ilişkilendirildiğini biliriz: Öte yandan, bir roman başladığında öleceğini kesinkes bildiğimiz her zaman tek bir karakter vardır: Yazar. Yazarın her zaman az ömrü kalmıştır. Kitap bittiğinde yazar da biter. Ve günleri sayılı her varlık, her fani gibi hikâyelere merak salmasına şaşmamalı...

“Yakınafrika”ya gelirsek; Senagal’in güzergâhında salınan bu hikaye nasıl ortaya çıktı, sizi yazmaya iten süreçten bahseder misiniz?

Kitapta bir anekdot anlatılıyor, başlarda. Ernest Hemingway’in Afrika’da av anılarını içeren “Afrika’nın Yeşil Tepeleri” kitabından. Yazmak için ne gerekir diye konuşan kahramanlar vardır orada geceleyin Afrika’da bir ateşin etrafında. Hemingway, yazmanın üç şartını listeler. Birincisi hayatta olman gerekir, ölüysen yazamazsın hayattaysan yazabilirsin.

 

İkincisi yazmakta kullanacak malzemeye ihtiyacın vardır, kâğıt kalem mi olur bilgisayar daktilo mu, sana kalmış. Üçüncüsü de anlatacak bir şeyin olmalıdır, bir meselen. Yazacak bir şey gerekir! Yazmaya değer bir şey, bir konu lazımdır. Bir söz, bir dert, bir mesele gerekir. Bir merak, bir arzu, bir belirsizlik, peşine takılıp gitmek isteyeceğin bir şey gerekir. Düzenini anlamak isteyeceğin ve bir kez anladıktan sonra da düzenine alışacağın ve belki de düzenini yeniden düzenlemekten hoşlanacağın bir şey...

“Coğrafya politiktir yazılabilir baştan”

Afrika’nın en batı noktasındaki Senagal’e hiç gitmeden yazmışsınız romanı; yazım sürecinde kurguyu nereye ve hangi rotaya yasladınız? Araştırma yaparken ilk dikkat ettiğiniz neydi?

Belki de kimi muhteşem Afrikalı yazarları, unutulmaz Afrika romanlarını anmalıyız burada. Chimamanda Ngozi Adichie’nin Amerikana’sı olağanüstü ironisiyle ve atmosferiyle aklıma geliyor, sonra Fatou Diome’nin Atlantic’i. Bu arada bu kitap futbol ve Batı’da aranan gelecekler üzerine kurulu. Chibundu Onuzo’nun Welcome to Lagos’u ve özellikle Boubacar Boris Diop’un Doomi Golo’su... Ve belki de tüm klasikliğiyle, ihtişamıyla, acı mizahıyla Chinua Achebe’nin Artık Huzur Yok’u.

1332-1406 yılları arasında yaşamış olan İbn Haldun; “coğrafya kaderdir” demiş. Sizce?

Kader yazılmış olandır evet; ama kader yazılmakta olan da olabilir. Coğrafya politiktir, yazılabilir baştan. Şu anda da yazılıyordur. O yazının içine girebilir miyiz? “Yakınafrika” bir yanıyla da bunu araştırıyor...


Fotoğraf: Berge Arabian

Kitabı bitirdiğimde aklımda Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” kitabından şu cümleleri yankılandı: “Dünya’nın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?” Bu cümlelerden yola çıkarsak sizce mevzu nasıl şekilleniyor?

Senegal’in, özellikle de Dakar’ın anlarını merak etmemle şekillenmiş olabilir mevzu. Pazarda yere atılan sebzeler, sokakta göreceğim uçuşan poşetin üzerinde ne yazdığı, şu pantomimcileri izleyen çocukla gencin kim oldukları ve ne düşündükleri, arkadaki zengin işadamının bahçesindeki havuzun neye benzeyeceği... Dakar benim için dünyanın öteki ucu. Dakar benim için uzak-yer. Ve bu roman, o uzak yerle aramdaki mesafeden devşirdiğim bir "kudret" varsa, işte onu cisimleştiriyor olabilir.

“Kendime “Yakınafrika” diye bir playlist bile yaptım”

Bir söyleşinizde sormuşsunuz, ben de size sormak isterim: Gazetecinin, Dakar Canisi olmasa Boubacar ile hiç ilgilenme ihtimali var mıydı?

Orada Batı ile mesafe teması geri geliyor. Dakar’dan bakınca Stockholm’ün yakınmış gibi gelmesi ama Stockholm’den bakınca Dakar’ın uzak olması. Uzağa gidip yakına dönmeye ve yakında kaldıktan sonra tekrar uzağa varmaya dayanıyor kitabın ritmi. Üsluplara da aynısını yapıyor, Senegal’e de, ‘gerçek’e de gerçekliğe de. Boubacar’ın işlediği cinayet(ler), bitirici değil de başlatıcı oluyor böylece bizler için.

“Yakınlık kurma arzusunun sürekli hayal kırıklığına uğramasıyla nasıl baş edebiliriz” diye soruyor ya kitapta kahraman, ben de size sorsam? Bu, bana Tezer Özlü’nün “Hiç kimseyi yalan söylediğini anlayacak kadar tanımak istemiyorum” cümlesini hatırlattı. Arzu dediğimiz mevzu, bir yanıyla da kaçınılmaz şekilde ‘hayaller’i de ‘kırıklıklar’ı da beraberinde mi getirmiyor?

Arzunun hayalkırıklığı elde edememekten, ulaşamamaktan veya ulaştığında yanlış arzuya kapılmış olduğunu düşünür hale gelmekten ve benzeri denk düşmemelerden, oturmamalardan kaynaklanabilir, sanırım. Bir de, yakınlık kurmanın yakınlaşmayla esas mümkün olacağı inancının hayal kırıklığına uğrayıp durması var. Arzuladığın gerçekleşmiyor, çünkü baştan fikir yanlışmış; bunu anladığındaki hayal kırıklığından sonra hayata, hikâyeye ve yakınlıklara / mesafelere nasıl devam edeceğini merak ediyor kitap özellikle...

Bu roman özelinde ve aslında bugüne kadar kaleme aldığınız kitapları da baz alırsak; zihninizde ve masaya oturduğunuzdaki hissiyatınız ne oluyor? Yazım sürecince aklınızda uçuşan yahut fon olan imge ya da müzik neydi mesela?

Bu kitabın yazımına pek çok Afrika şarkısı eşlik etti. Hatta kendime “Yakınafrika” diye bir playlist bile yaptım. Orchestra Baobab’ın Bul Ma Miin’i dönüp dönüp en çok dinlediğim ve beni en çok havaya sokan şarkı. Boubacar Traoré’nin Kar Kar’ı sonra. Gris gris denilen tılsımlardan muskalardan bahsettiğim bölümleri yazarken Dr. John’un Gris-Gris Gumbo Ya Ya’sı, ritmi sürekli duymak istediğimde Doudou Ndiaye Rose, Cheikh Anta Diop’u mesela. Ve uzaklara bakıp, Boubacar’ı hayal ettiğim anlarda Bill Frisell’in Boubacar adlı şarkısı. İmgeler elbette fotoğraflardan, hikâyelerden, kitaplardan, fantezilerden, makalelerden, kulaktan duyma anlatılardan ve ‘google’ın haritalarıyla çıkılan bilgisayar başında seyahatlerden gelebildiği gibi sinemadan da gelebiliyor. Pek çok Ousmane Sembène filmi, kuşkusuz ve özellikle de Djibril Diop Mambéty’nin muhteşem Touki Bouki’si (1974).

Şu kelimelerin sizdeki karşılığı nedir?

Yakın: Parçalanma

Uzak: Flu

Batı: An

Doğu: Beden

Gitmek: Heves

Kalmak: Korku

Yakınafrika: Bütün

“Her zaman hep bir dert gerekli, bu değişmiyor”

“Gerçek fazlasıyla hissedildiğinde insana her vakit gerçek değilmiş gibi gelir” diyor Hasan Ali Toptaş. Adıyla da manidar romanınızı düşündüğümüzde, karakterleriniz ve sizin için ‘gerçek’in karşılığı nedir?

Romanın amacı; düşünümlerle bir boş alan açmak olabilir zihinde, bir cinayet sonrası pişmansızlığı, hiçbir şey olmamış gibi bir an, bir şeyin olmasına açık. Roman canlıdır, olasılıklarla doludur, irdelemelerle, taramalarla, değerlendirmelerle, seçenekleri yoklamalarla doludur ve senin düşünmene izin verir. O kadar çok düşünür ki susmayı sana iletmek üzere, “Grundrüss’ün son kekini sana verebilmek üzere” bir yer açmıştır zihninde.

Daha doğrusu bu yeri saklamış ve sonra da saklamanın ta kendisi üzerine ve yer üzerine düşünmüş ve senin de düşünmeni bir seviyede mümkün kılmıştır. Sevinci seçmeye bir katkı yapmak isterdi belki roman ama bunu isteyecek kudret coşkusuna sahip değildir, açığını dingin zarafet coşkusuyla telafi etmeye yönelir. Sevinç ile ızdıraplı öfke arasında kaygan kaldığın ara yerde senin sesin olmak ister. Benim şarkım, demesi gibi terli davulcunun.

Bu romanla birlikte ilginç bir deneyim yaşadınız mı, "vay, bu da varmış" dediğiniz yahut hiç aklınıza gelmeyen ama karşılaşınca da güzel olduğunuz bir şey var mı?

Bu romanla ilgili en ilginç deneyimim roman biteceği zaman yaşadığım panik derecesinde korku. Ve roman bittikten sonra şaşırtıcı biçimde kendimi zannettiğim gibi kötü hissetmemiş oluşum. Hiç gitmediğim Afrika’dan dönmemek için elimden geleni yapmak isteyen, direnebileceği kadar direnmek isteyen yanıma yumuşak bir biçimde eve dönebilen bir başka yanımın eşlik etmesi, edebilmesi.

Genç yaşta edebiyatla ilgilenmiş ve ilk kitabını 20’li yaşlarında çıkarmış bir yazar olarak günümüz edebiyatının esas meselesini nerede görüyorsunuz? Yahut okurlar nerede aramalı?

Esas mesele dediğinizde yukarıda Hemingway’den yaptığımız alıntıdan farklı bir şey çıkmaz. Her zaman hep bir dert gerekli, bu değişmiyor. Ama iniş çıkışlar, eğilimler, geride kalanlar, öne çıkanlar, uzun uzun konuşulmayı hak eden başka günlük meseleleri olabilir elbette hem her ülke / dil edebiyatının hem de genel olarak dünya edebiyatının.

Boubacar’ın “Yakınafrika” macerası tam olarak ne kadar sürüyor?

Şöyle tarih verebilirim: 28 Şubat 2017 eve dönüş günü, Paris’ten Dakar’a. 29 Şubat 2020’de de cezaevinde intihar edecek. Bu intihar gerçi romanda yazılı değil. Toplam üç yıllık bir şey. Üç yıl, bir günlük daha doğrusu.

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS