magazin haberleri

Bir dönem dizilerin aranan yüzüydü! Adını Serah Henesey olarak değiştiren Didem Erol'un yeni hayatı

Türk asıllı Avustralyalı oyuncu Didem Erol, kendine yeni bir hayat kurdu. Avustralya'da doğup büyüyen daha sonra ailesiyle Türkiye'ye yerleşen Erol, Avrupa Yakası’ndan Emret Komutanım’a birçok başarılı projede rol almıştı. Kısa sürede adını tüm Türkiye’ye duyuran Erol, sürpriz bir kararla Amerika’ya yerleşmişti. Oyunculuk kariyerine Amerika’da devam eden Erol, adını ‘Serah Henesey‘ olarak değiştirdi ve kendine yeni bir hayat kurdu. 'Hayatımı içimden geldiği gibi yaşadım' diyen ünlü oyuncu bilinmeyenlerini hurriyet.com.tr’ye anlattı.



İşte Didem Erol’ın açıklamalarından satır başları...

*Öncelikle Amerika’ya neden gittiğinizden bahsedelim…

Amerika’ya ilk 2000 yılında gittim. Şimdi daha çok gelen Türk oyuncu var. Benim zamanımda kimse yoktu! Türkiye’ye gelmeden evvel Londra ve Avustralya’da oyunculuk yapıp, okuduğum için amacım hep internasyonel bir kariyerdi, uluslararası projelerde yer almaktı. Türkiye’ye ilk geldiğimde ziyaret amaçlı gelmiştim, kalmak gibi bir niyetim yoktu. Düzgün Türkçe bile konuşamıyordum!

Daha sonra 2008’de iki Amerikan yapımında oynadım.Birinci projemde Morgan Freeman ve John Cusack ile ufak bir rol aldım. İkincisi Luke Goss ile beraber başrol oynadığım Annihilation Earth isimli filmdi. Bunların getirdiği ivmeyle ‘Amerika’da devam ederim’dedim ve 2009’da Amerika’ya döndüm. Zaten Los Angeles’a önceden duyduğum enteresan bir aşk vardı, 2002’de Los Angeles’tan ayrılırken ‘Bir gün mutlaka geri donup burada yasayacağım’ demiştim dediğimi yaptım.

* Hangi şehirde yaşıyorsunuz, neler yapıyorsunuz orada?

Los Angeles’ta yaşıyorum, oyunculuğa devam! Türkiye’de son oynadığım film ‘Organik Aşk Hikayeleri’ filmiyle Toronto’da Reelheart Film Festivali’nden ‘En İyi Kadın Oyuncu’ dalında aday oldum. Buradaysa en son Darren Bousman’ın tiyatrosunda oynadım. Muhteşem bir deneyimdi.

İnteraktif ve sürükleyici bir tiyatro… Seyirciyi de oyunun içine alan ve sadece 9 kişiye oynanan bir oyundu. Çünkü 9 ayrı hikaye var içinde. Gecede 10 oyun oynadık. Kapalı gişe!

Kendi filmimi çekeceğim

Şimdi kendi filmimi çekmeye hazırlanıyorum! Mart ayında çekecektik, korona’dan dolayı olmadı… Şimdi tekrar çekmeye hazırlanıyoruz. Amerika’da yapımın da pek çok aşamasında çalışma ve işi öğrenme fırsatım oldu. Ben de ‘hem yapımcı, hem oyuncu olabilirim’ dedim.

Başkalarının işini ve projesini beklemektense kendiminkileri yapmak daha mantıklı geldi. Yıllardır işin içerisindeyim, çok büyük yapımcı ve yönetmenlerle çalışma fırsatım oldu, onlardan çok şey öğrendim. Heyecanlıyım. Türümüz Korku!

*Pandemi süreci sizin için nasıl geçti? Yeni hobiler edindiniz mi?

İşin açıkçası bana yeniden ‘reset’ yapma fırsatı verdi. Amerika’da son 3.5 yıldır haftanın yedi günü iki işte birden çalıştım, günde ortalama dört saat uykuyla. Nerden buldum bu enerjiyi bilinmez ama sonlara doğru çok yorulmuştum. Evde olmak bana çok iyi geldi. Bol bol yemek pişirdim, yeni tarifeler denedim, mutfakla uğraşmayı seviyorum. Diğer bir hobi(ki annemin bahçeyle arası iyidir- benim hiç olmadı zamansızlıktan sulamaya fırsatım dahi olmuyordu) Bol bol bahçemle uğraştım, şimdi bahçemde açan her bir çiçekten ayrı keyif alıyorum. Hepsini ben ektim. Bütün bahçeyi baştan aşağı yeniledim. Dışarıda o kadar çok çalışınca, evde olmak bana iyi geldi.

*İş hayatınıza dönebildiniz mi?

Ben hiç bırakmadım ki! (Gülüyor) Yine bu pandemi süresince pek çok audition’a katıldım. Audition’lar (deneme çekimleri) artık şahsen yapılmıyor tabii ‘self-tape’ yani kendimiz çekip gönderiyoruz. Kendi yapımcım, yönetmenim, ışıkçım, kameramanım ve montajcım olmayı öğrendim! Kast direktörleri işler açılır açılmaz setlere dönebilelim diye kast seçimleri yapmaya devam ettiler. Gönderdiklerimden birisi çok beğenildi ve role seçildim mesela. Enteresan bir aile draması. Çekimleri ekimde. Bütün oyunculara korona testi tabii tutuluyor. Sette oyuncular dışında herkesin maskeli olma zorunluluğu var. Ekip sayısı sınırlı. SAG’in (Amerika’daki Oyunculuk Sendikasi) birçok kuralı var. İnsanların sağlığını tehlikeye atmadan prodüksiyonları sürdürmeye gayret gösteriyoruz.

*Bundan sonraki süreçte sadece ABD'de mi iş yapacaksınız?

Ben oyuncuyum ve dünyanın her yerinde çalışırım, çalışıyorum da. Uluslararası projelerde yer almak tercihim. Beni heyecanlandıracak bir karakter ve muhteşem bir senaryo Kuzey Kutbu’ndan gelirse, gider Kuzey Kutbu’nda da film çekerim ben.

*Türkiye'ye dönme planınız var mı?

Yok. Ama çok iyi bir iş olur, kısa süreli dönerim.

*'Artık bana Didem demeyin' diye bir açıklama yapmıştınız. ‘Didem Erol’ ismini hayatınızdan çıkardınız mı?

Açıkçası yasal ismim Didem Erol da değil. İsim değiştirme olayım da hiç moda olsun diye yapılmış bir şey de değil. Spirituel (ruhsal) bir yolculuğa çıktım bundan yıllar evvel, hoca olarak gördüğüm, bilge birinin bana verdiği isim ‘Serah’. Uğruna inandım ve kullanmaya başladığım andan itibaren hayatim çok değişti. İsim sonuçta ‘ses’ ve ses bir enerjidir.Bana, çıktığım yolculuğa ve enerjime daha uygun bir isim ‘Serah’, böyle anılmayı tercih ediyorum. Anne ve babam için hep ‘Didem’ olacağım tabii ki, ama onun dışında herkes bana ‘Serah’ diye hitap ediyor.

*Hayatınızda aşkın yeri nedir?

“Aşk nasip işidir, hesap işi değil. Ask adayıştır, arayış değil” demiş Mevlana. Allah’ıma bana çok derin seven bir yürek verdiği için her gün şükreden biriyim. Küçük, yüzeysel sevgilerle yetinmedim hayatta, çünkü ben öyle seven biri değilim. İyi ki de Razi olmamışım, Allah karşıma muhteşem seven, ‘iyi’ birini çıkardı sonunda. Siz kendinizi içinden ‘beklenti’ olmayan ‘adayış’ noktasına getirdiğinizde hayat da size arayış içinde olmama lüksünü vadediyor zaten. Şimdi her sabah şükrederek uyanıyorum.

*Geçmişe dair pişmanlıklarınız, kırgınlıklarınız var mı?

Hayatımı hiç hesaplayarak yaşamadım, işin özü hesaplayarak hiçbir şey yapmadım hayatta, kariyer planlaması dahil. İçimden geldiği şekilde. Yüreğimin götürdüğü yere gittim. Başkaları ne düşünür soru işareti hiç olmadı kafamda mesela, fazlaca cesaretliydim. Belki Türkiye için. Belki Türkiye’yi hiç tanımadığım için. Mesela Türkiye’de bir söz var ‘fazla alçak gönüllü davranma öyle sanırlar' diye. Halbuki Avustralya’da büyüdüm. Mesela orada alçak gönüllü olmak meziyettir. Olan göstermez. Türkiye’de her şey gösteriş üzerine. Bana tuhaf geliyor bunlar.

Ünlü bir kadın gibi yaşama merakım olmadı hiç! Basında yaşadığım hayatın 10’da birini bile görmediniz.

Ünlü yönetmenle mesela başında sadece tanışma hikayemizi anlattım, yer yerinden sarsıldı. Bizim flörtümüz başından sonuna 6 yıl sürdü. Türkiye ve Türk basını çok çirkinleştirdi olayı, bir daha konuşmadım. Ki o kişi haricinde arkadaş olduğum beş tane daha en az onun ününe sahip yönetmen sayabilirim.Belki Türkiye’de iyi bir ekip ile buluşmadım ve bu yüzden olayları iyi yönetemedim.

Ama benim zamanımda Türkiye’de oyuncu menajeri bile yoktu. Mankenlik ajansına yazılıp oyunculuk görüşmelerine buradan gönderilirdik. Böyle bir endüstri yoktu. Şimdi şimdi Türk dizilerinin başarısıyla daha profesyonellik kazanıldı…Pişmanlık asla yok hayatta, yaşadığım her şey beni bugün ben yapan şeyler. Beni daha güçlü ve daha akıllı olmaya zorladı, Türk dizi setlerinde çok şey öğrendim mesela. Türk basınına kırgın olduğum noktalar var, olduğum gibi anlatılmadım, anlatmaya çalışınca da yazılmadı. Hep üzerime dayatılan bir imaj var oysa ben o değilim.Amerika’da oyunculuk yapmayı belki bu yüzden daha çok seviyorum. Burada bir anne, bir doktor, bir hemşire, bir öğretmen olma şansım var.

Sosyal medya hesabınızda karavan aldığınızdan bahsettiniz, nasıl bir deneyim oldu sizin için?

Muhteşem! (Gülüyor) Ben çocukken Avustralya’yı kıyıdan kıyıya çöllerde, ormanda kamp yaparak yetiştim, karavan hayatına yabancı değilim, çölde uyku tulumunda uyudum mesela! Uzun yolu da çok severim. Şimdiye kadar sadece Amerika’nın kıyı şehirlerini veya büyük şehirlerini gezmiştim, Los Angeles, New York, Miami, Boston, Vegas, New Orleans vs… Eylül ayında Virginia’da film çekiyor olacağım.

Partnerim ve ben uçakla uçmak istemedik, yoldan gitsek otellerde kalmak istemedik, pandemiden dolayı. Benim zaten uzun yıllardır bir hayalim vardı Amerika’yı baştan başa arabayla geçmek üzerine, ‘ne yapalım, ne edelim’ derken, karavan alıp yola çıktık. Mümkün olduğunca kalabalıklardan uzak, doğayla iç içe olmak istedik. O kadar çok eyalet ve muhteşem yerler gördük anlatamam. Uçakla geçince anlamıyor insan. Örneğin Texas sadece bir eyaleti. Üç gün araba kullanıp hala Texas’ta olmak mümkün! Çok çok çok enteresandı.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
 
LG
MD
SM
XS