Kovid salgınında Glifosat etkisi! Bağışıklığı çökertiyor, kansere neden oluyor

Kovid salgını döneminde bağışıklığı güçlü tutmak için virüse karşı etkili bir savunma hattı oluşturmak için çeşitli yöntemlere başvuruyoruz. Bunların başında da sağlıklı beslenme geliyor. Bu süreçte çoğu kişi virüse karşı bağışıklığı destekleyen besin takviyelerine, şifalı bitkilere ve vitamin değeri yüksek besinlere yöneldi. Dr. Ümit Aktaş bağışıklığı güçlü tutmak için tüketilen sebze ve meyvelerdeki gizli tehlikeye dikkat çekti; Glifosat! Peki nedir bu Glifosat? İnsan sağlığına zararları nelerdir?



Bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak hiç olmadığı kadar önemliyken, göz ardı edilen bir tehlikeden söz etmeden olmaz: GLİFOSAT! Bakalım noktaları birleştirdiğimizde ortaya ne çıkıyor?

Önce Glifosat’ın ne için kullanıldığını anlatalım: Glifosat, dünyanın en çok kullanılan yabani ot ilacıdır. Tarımsal üretimde verimi en çok düşüren etkenlerden bir tanesi ayrık otudur.

Geleneksel tarımda ayrık otundan kurtulmanın yolu da çapalama yapmaktır. Çapalama, uzun süren zahmetli bir iştir ve el emeği ister. Oysa Glifosat, çapalamaya gerek olmadan ayrık otlarını yok eder. Bu sefer de şu problem ortaya çıkar: Bol miktarda Glifosat kullanınca, ayrık otlarıyla beraber tarım ürünü de ölüyor. Bilim insanları bu soruna da çözüm buldular: Glifosat’a dayanıklı GDO ve Hibrit tohumlar ürettiler.

Yani siz, tarlanıza istediğiniz kadar Glifosat atıyorsunuz, ayrık otları ölüyor, ama tarım ürününe bir şey olmuyor, büyümeye devam ediyor. Büyüdükçe de bünyesinde aşırı miktarda Glifosat birikiyor ve bu zehri ürünü yiyen insanlara da aktarıyor. Bu zehrin insan sağlığı için son derece ciddi bir tehlike olduğunu gerek yazılarımda gerekse kitaplarımda sık sık dile getiriyorum. Tarım topraklarını, besin zincirini, su kaynaklarını kirleten bu toksik maddenin kanser yaptığını, bağışıklık sistemini çökerttiğini gösteren çok sayıda yayın mevcut.

Glifosat etkisi

İstatistiki bir araştırmaya göre, KOVİD-19 hayatımıza girdiğinden beri internet ortamında en çok yapılan aramaların başında “Bağışıklık sistemini nasıl güçlendiririz?” sorusu geliyor. Nedeni hepimizin malumu. Kime nasıl, ne zaman darbe vuracağı belli olmayan bir salgında hepimiz bağışıklığımızı güçlendirmek, koronavirüse karşı etkili bir savunma hattı oluşturmak istiyoruz.

Böyle bir dönemde bağışıklığı destekleyen besin takviyelerine, şifalı bitkilere, besinlere yönelmek çok mantıklı. Ama ya bağışıklığımızı zayıflatan etkenler ne olacak? Glifosat zehrine olan mâruziyetinizi azaltmak için özel bir çaba göstermeniz gerekiyor.

Tekrar ediyorum; bu zehri solumak, besinlerle vücudunuza almak bağışıklık sistemini sekteye uğratmaktır. Bu sadece bilimsel çalışmalarla değil, son zamanlarda Roundup üreticisi dev şirkete açılan ve kazanılan davalarla da kanıtlanmıştır. 1950’li yıllarda geliştirilip 1974 yılında piyasaya sürülen zehrin reklam kampanyasının sloganı neydi biliyor musunuz? “İçilebilecek kadar güvenli.” Pes!

Çarpıcı bir hipotez

Bazı bilim insanları Glifosat ile KOVİD-19 arasında ilişki olabileceğine dikkat çekiyor. Bir hipoteze göre, salgında en ciddi darbeyi Glifosat kullanımının yoğun olduğu ülkeler aldı. (3) Mesela GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) ürünlerle tarımda lider ülkelerden biri olan Amerika gibi. Tekrar hatırlatalım: GDO’lu ürünlere ne kadar Glifosat basarsanız basın bundan etkilenmez. Yani istediğiniz kadar glifosat kullanın, tarladaki GDO’lu mısır, GDO’lu soya zarar görmez. Olan, onu yetiştiren çiftçiye ve o çiftçinin yetiştirdiği ürünü yiyene olur!

Aynı hipoteze göre, yine soya, mısır gibi glifosatla kirlenmiş GDO’lu ürünlerden elde edilen biyo-yakıtlar da bu zehri havaya yayarak salgın tablosunun ağırlaşmasına neden oluyor. Glifosat kullanımının kısıtlandığı ama biyokimyasal yakıt kullanımının fazla olduğu bazı ülkelerde bu korelasyonun gözlendiği not düşülmüş.

Görünen köy kılavuz istemez

Bu çarpıcı hipotezin istatistiki veriler, bilimsel araştırmalarla desteklenmesi gerekse de, bildiklerimiz noktaları birleştirmeye yeterli. Neler biliyoruz? Glifosat, kanser yaptığı, bağışıklık sistemini felç ettiği kanıtlanmış bir zehir. Bu zehirle kirlenmiş besinleri yediğinizde, bu zehirle kirlenmiş bir bölgede yaşadığınızda koronavirüse karşı en önemli savunma hattınızın sizi yolda bırakma riski önemli ölçüde artıyor. Görünen köy kılavuz istemez!

Glifosat üzerine yapılmış araştırmalara göre bu zehir anneden doğmamış bebeğine de geçiyor. Bundan birkaç sene önce Fransa’da, bir tarım bölgesinde görülen sakat doğumların baş zanlısı olarak karşımızda yine Glifosat var. (6)

Tehlike gerçek. Ve bu tehlikenin her zaman, özellikle de sağlığımızı formda tutmaya en çok ihtiyacımız olduğu bugünlerde, mutlaka dile getirilmesi gerekiyor.
Ne yapmalı?

Tarım mevzuatımız tarlalarımızda GDO’lu mısırın, soyanın yetişmesine izin vermiyor. Bu takdire şayan olsa da, gelin görün ki GDO’lu hayvan yemleri ithalatı yasal! Dilerseniz önce tehdidi detaylandıralım sonra da bu zehre daha az maruz kalmak adına neler yapabileceğinize bakalım.

Etinizin merada yayılmış hayvandan, serbest gezen tavuktan gelmesine özen gösterin. İnternete girdiğinizde GDO’lu yem kullanmayan, temiz hayvancılığı ilke edinen küçük üreticiler olduğunu göreceksiniz. Etinizi, tavuğunuzu bu üreticilerden alın, sofranıza zehir koymayın.

Evet, ülkemizde GDO’lu tarım yapılmıyor ama her yıl binlerce ton Glifosat (halk arasında ot kıran, yeşil kıran olarak da bilinir) kullanılıyor! (7) Hibrit tohumlar da (aynı türler içinde melezleme yapılarak ortaya çıkan kısır tohumlar) tarım ilaçlarına en az GDO’lu tohumlar kadar dirençlidir. Çözüm coğrafyamızın iklim koşullarına, hastalıklarına, böceğine direnç kazanmış atadan, babadan kalma yerli tohumumuzda, bu tohumla tarım yapan çiftçimizdedir. Yerli tohum daha az tarım ilacı demektir. Doğru ürüne ulaşmak için yine biraz araştırma yapacak, meyvenizi, sebzenizi yerli tohum kullanarak temiz tarım yapan çiftçiden alacaksınız.

Yapabileceğiniz çok önemli bir şey daha var: Bilgiyi yayacaksınız. Daha da önemlisi temiz tarım yapan çiftçiyi destekleyeceksiniz. Hatta çiftçiye tarlasını ilaçlarken kendisini, doğmamış bebeğini zehirlediğini anlatacak, eşinizi dostunuzu bu konuda bilinçlendireceksiniz. Her zaman söylüyorum; değişim ancak siz önayak olursanız, talep ederseniz başlar.

‘SEBZELERİ ÜÇ SU YIKIYORUM SİRKELİ SUDA BEKLETİYORUM’

Tarım ilacından arındırmak için sebzeleri, meyveleri defalarca yıkayan, sirkeli suda bekletenler var. Maalesef bu son derece beyhude bir çaba! Glifosat gibi tarım ilaçlarından öyle sebzeyi iyi yıkayarak, sirkeli suda bekleterek falan kurtulamazsınız. Üç su değil, on su da yıkasanız o sebzeyi, o meyveyi içine hücresel boyutta işlemiş bir zehirden arındıramazsınız.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS