Star Wars evreni teknolojileri

Star Wars evreni teknolojileri

İyi bilim kurguların geleceğe yön verdiği bilinir, söylenir. Gerçi bugünlerde ortalığı kasıp kavuran Star Wars evreninin bilim kurgu mu yoksa fantastik eser mi olduğu her zaman tartışılmıştır ama olsun. Sonuç olarak milyonları kendine hayran bırakan bu serinin, içinde eser miktarda teknoloji barındırdığını, hatta tasarımları ve öngörüleriyle bir neslin beklenti ve alışkanlıklarını değiştirdiğini inkâr edemeyiz.

Protezler / Biyonik Organlar

Serideki ilk protez kullanımı beşinci film; The Empire Strikes Back'te olmuştu. Protezlerin işlevsel özellikleri ve kapasiteleri, organik materyallerle bir araya gelerek gerçek bir organın yerini alabilecek seviyede görünüyordu. Çağımızın teknolojisinde, bunların hepsini başaran protezler henüz seri üretime geçememiş olsa da her geçen gün Star Wars evreninde karşımıza çıkan çözümlere bir adım daha yaklaşıyoruz.

Örneğin Case Western Üniversitesi bu yolda önemli bir başarı elde etti. İlgili videoda dört yıl önce elini kaybeden bir kişiye takılan protezle, dokunma hissinin kısıtlı da olsa nasıl geri kazandırıldığını izleyebilirsiniz.

4.5G'yle uyumlu akıllı telefonların tam listesi

Bunun dışında bizzat seriden ilham alarak tasarlanan ve bu nedenle "Luke Arm" olarak da adlandırılan DEKA Kol Sistemi protezi, sekiz yıllık çalışmanın ardından FDA'dan onay alarak ihtiyaç duyan kişilere çare olmaya başladı bile!

Solar Enerji / Güneş Enerjisi Teknolojisi

NASA'nın ünlü aracı Deep Space 1 ile Star Wars evreninin ünlü savaş podlarından Imperial TIE Fighter benzer bir mantıkla enerji topluyor; ion güneş panelleri! Gerçi bu teknolojinin Star Wars evreninin geneline hakim olduğunu söyleyemeyiz. Kısa menzilli TIE Fighter'ların uçuş, manevra kabiliyetleri ve lazer silahları için enerji toplayan solar panelleri TIE Bomber gibi bombardıman araçlarında da kullanılıyor.

2005'te bazı bilim insanları TIE Figter'a benzer bir savaş aracı yaratabilmek için supramoleküler kimya dehlizlerine dalıp, fiziği de yanlarına alarak elektron transferi deneyi yapmışlardı. Fakat şu an semalarda TIE Fighter'a benzeyen araçlar göremediğimize göre ya başarısız oldular ya da ilerde daha iyisini keşfetmek için gereken notları bir kenara yazdılar. Şimdilik daha fazlasını bilmiyoruz.

Robotbilim

Star Wars'taki Robotbilim uygulamaları günümüz teknolojisiyle pek çok yönden paralellikler taşıyor. Bunları da sivil ve askeri uygulamalar olarak ikiye ayırabiliriz.

Sivil Hayatta Kullanılan Robot ve Droid'ler

Star Wars'ta insanların hayatını kolaylaştıran birçok tür ve tipte robot ya da droid var. İnsanların tarım faaliyetlerinden, iletişim ihtiyaçlarına kadar bir çok alanda hizmet ediyorlar. Örneğin 21-B modeli, yalnızca tıbbi gereksinimlere cevap veriyor. Fakat C-3PO gibi insan / droid iletişim protokolünü sağlayan robotlar, basit fiziksel gereksinimlerden karmaşık iletişim ihtiyaçarına kadar çok fazla alanda hizmet sağlayabiliyorlar.

Humanoid kapsamına girmeyen silindir gövdeli R2-D2 gibi robotların ise tamir, programlama ve bakım gibi işlevleri olabiliyor. Star Wars evrenindeki robot ve humanoid'lerin ana amacı, insan iş gücüne duyulan gereksinimi ve zor şartlarda çalışma yükümlülüğünü ortadan kaldırmak ve karmaşık verileri depolayıp, görevleri yürütmek. Bu anlamda da Star Wars'taki tasvirler gerçek hayatla oldukça örtüşüyor.

2010'da Star Wars'tan esinlenilerek NASA tarafından üretilen uzaktan kumadalı robotlar, çeşitli uzay istasyonu deneylerinde kullanılmıştı.

Askeri Alanda Kullanılan Savaş Robotları ve Droid'ler

Star Wars evrenindeki savaş robotları ile modern askeri robotbiliminin izdüşümleri neredeyse birebir. Uymayan tek şey, gerçek hayattaki robotların arazi şartlarına ve cepheye uygun şekillerde ve bambaşka gereksinimlere göre tasarlanırken, Star Wars evrenindeki neredeyse tüm savaş robotlarının insanlara benzeyen özellikler gösteren humanoid'ler olması. Şu anda savaşabilecek kapasitede etkin, insansı robotları henüz üretemiyoruz.

Bir başka fark da yapay zeka. Star Wars evrenindeki robotların öz bilinç ve bağımsızlık açısından gerçek hayattaki türdeşlerine göre çok daha ilerde olduğunu söyleyebiliriz. Hem fiziksel hem de zeka bazındaki aktiviteleri, günümüz teknolojisinin yapabildiklerinden çok çok ilerde. Fakat bu çok uzun süte böyle kalmayabilir; keza CSTRO Autonomous Systems Laboratuarından Dr. Jonathan Roberts'a göre Star Wars evrenindeki savaşçı humanoid'lere kavuşmamıza yüzyıllar yok.

Çeşitli Amerikalılar'ın Amerikan ordusunda yer alması için AT-AT üretilmesi adına para topladığı düşünülürse, insanların bu fanteziyi son derece ciddiye aldığını söyleyebiliriz. Şimdilik bunun önündeki en büyük engel LucasArts'a dolayısıyla da Disney'e ait olan telif hakları.

Lazer Teknolojisi

Lazer teknolojisinin hemen her tezahürü Star Wars filmlerinin tamamında kullanılıyor. Isıtanlar, kesip biçenler, donduranlar, parçalayanlar... İster ışın kılıcı olsun, ister lazer silahı, ister atmosferin dışında savaşan X-Wing Fighter'ların cephanesi olsun, ister kara birliklerinin hücum gücü; lazerlerin her çeşidinin, Star Wars evreninin her yerinde bir işi var. Gerçek dünyadaki lazer teknolojisi ile Star Wars evreninin temel mantığı örtüşüyor; lazer bir ışık kaynağı. Fakat bunun dışındaki özelliklerin neredeyse tamamı fantastik.

Warsaw Üniversitesi'ndeki fizikçiler Star Wars'takine benzer bir lazeri, videoya çekilebilecek şekilde oluşturduklarını, fakat söz konusu lazer dalgalarının aşırı güçlü olmasından dolayı iyonize hale geldiklerini ifade etmişti. Amerikan Deniz Kuvvetleri 2014'ten bu yana, lazer teknolojisini donanmasında kullanıyor. Amerikan Hava Kuvvetleri ise 2030 yılları civarında, hava araçlarında lazer teknolojisinin kullanılabilir hale gelmesi için çalışıyor. Bu lazer topları da tıpkı Star Wars evreninde olduğu gibi iyon-bazlı olacak.

 

Roket ve Füze Teknolojileri

Star Wars filmlerinin özellikle yeni serisinde roket ve füze kullanımına sık sık rastlanıyor. Ayrıca bu teknolojinin çizgiroman ve romanlarda da geçtiğini görüyoruz. Örneğin Star Wars Episode II: Attack of the Clones'ta Jango Fett'in Obi-Wan Kenobi'yi vurmaya çalıştığı başarısız bir girişim var.

Yine, aynı gerçek hayattaki gibi güdümlü füzeler de kullanılıyor. "Ordinance Rockets" olarak bilinen bu füzeler kendilerine has bir yakıt kullanılıyor ve gelişmiş güdüm sistemiyle çevresel şartlara göre manevra yaparak hedefi takip edebiliyor. Bunun dışında atmosfer dışında şok dalgaları yaratan ya da foton torpidosu gibi çalışan, gerçek hayatta şimdilik karşılığı olmayan bazı türler de var. Bunların en ünlüsü Deathstar'ı indiren X-Wing saldırısının, muhteşem foton torpidosu olabilir.

 

Güç Alanları

Star Wars'un gerek filmlerinde gerekse The Clone Wars gibi devşirme serilerinde güç alanlarının kullanımına sık sık şahit oluyoruz. Öncelikli amacı lazer saldırılarını yansıtarak defans kurmak olan bu sistemler, farklı türlerde de karşımıza çıkabiliyor. Örneğin küçük uzay araçlarını manyetik bir çekim alanına hapsedip alıkoyan manyetik alanlar, mobil deflektörler ya da uzay çöplerini gemi gövdesinden uzaklaştırarak yol açan güç alanları bunlara güzel birer örnek olabilir.

Ayrıca çeşitli objeleri kaldırmak ve bir yerden başka bir yere taşımak için de bu alanlar kullanılabiliyor. Örneğin Landspeeder ve Speeder Bike gibi araçlar için de yer çekimini tersine çevirerek kontrol eden güç alanları üretilerek, günümüzdeki Hovercraft ya da manyetik ray (Maglev Treni) teknolojisine benzer bir etki oluşturulabiliyor.

Boeing, bu senenin başında Star Wars'takiler ile benzeşen bir plazma-bazlı güç alanı icat etmeyi başarmıştı. Buna göre, oluşacak güç alanının öncelikli işlevi, patlama ile meydana gelen fiziksel basınçtan araç ve içindekileri korumak olacak.

Klonlama ve Genetik Mühendislik

Günümüz teknolojisinden çok daha ileri seviyede olsa da benzer yaklaşımlar içeren klonlama ve genetik mühendislik çalışmalarını Star Wars evreninde de görüyoruz. Klonlamadan ilk defa Star Wars Episode IV: A New Hope roman haline getirilirken bahsedilmişti. Filmlerde ise perdeyi Star Wars Episode II: Attack of the Clones açtı. Tabii ki gerçek hayatla filmlerin yapısı arasında şimdilik dağlar kadar fark var.

Güncel klonlama çalışmaları; kadın vericiden alınmış döllenmemiş bir yumurtanın, uygun şartlarda işlenmesi ile oluşturuluyor. Donörün DNA yapısı özel bir yöntemle çıkartılarak, yumurtalar dölleniyor ve embriyo kontrol altında geliştirilerek, klonun doğması sağlanıyor. Filmlerde ise böyle bir uygulama yok. Gelişmiş makineler insan DNA'sını işleyerek, otomasyona tabii olarak binlerce klon üretebiliyor. Bu klonların genetik özellikleri, doğum öncesi aşamada değiştirilerek büyüme hormonları, öğrenme kapasiteleri, kişisel öz bilinçleri ve karar alma mekanizmaları da istenen ölçüde işleniyor. Eski NASA çalışanı ve "Star Wars Bilimi" kitabının yazarı Jeanne Cavelos'a göre, böyle bir teknoloji ilerleyen yıllarda ortaya çıkabilir. Otomasyonla üretilmiş klonlar göremesek de büyüme hızları ya da öğrenme kapasiteleri değiştirilmiş klonlarla karşılaşabiliriz.

Karbonit Dondurma Teknolojisi

Karbonit dondurma teknolojisini ilk defa Star Wars Episode V: The Empire Strikes Back'te görmüştük. Bağlı olan hikayenin devamı da Star Wars Episode VI: Return of the Jedi'da karşımıza çıktı. Eğer artık yok sayılan genişletilmiş evreni de hesaba katarsak, daha fazla bilgiyi Zorba the Hutt's Revenge ve Queen of the Empire'dan alabiliyorduk. Buna göre KBT, canlı bir organizmanın "tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa sahip olan canlı vücudun gelecekte tedavi edilmek için dondurulması" anlamına gelen "cyronics" süreciyle dondurularak belirsiz bir zaman boyunca bekletilmesi olarak özetlenebilir.

Bu teknoloji hali hazırda, ciddi yatırımlar ve çalışmalar dahilinde araştırılıyor. Profesör James H. Fallon'a göre Star Wars'taki karbonit dondurmaya en yakın şey, ters formdaki kuru buz olabilir. Karbon dioksit minerallerinin belirli bir formu içindeki canlı organizmaların, kan akışına ya da oksijene ihtiyaç duymayacakları kadar düşük ısıda "bekletilmesi" ve bu sayede bozunma ya da ölüm gerçekleşmeden yaşam süresinin uzatılması, işin temelini oluşturuyor. Tabii günümüz teknolojisi potansiyel Han Solo'ları 25.yy'a aktarmak için henüz pek yetersiz.

Holografi Teknolojisi

Herşey R2D2'nun paslı hafızasına sıkışmış Prenses Leia hologramı ile başlamadı mı? Başladı.

Star Wars evreninde ilk defa film Star Wars Episode IV: A New Hope'ta gördüğümüz hologramlar genellikle iletişim amacıyla kullanılıyor. Filmin gösterime girdiği dönemlerde 3D hologramlar üretmek henüz mümkün değildi. Fakat artık bunu yapmak, eskisi kadar zor ya da fantastik değil.

Neowin'e göre Microsoft 3D holografi üretmeye yarayan bir teknolojinin temel haklarını satın aldı ve yakında ticari bir ürün haline getirmek için çalışıyor. Birbirimize 3D avatarlarımızın izlerini göstermek kadar harita üzerine veri yerleştirmek için de kullanılabilecek bu teknoloji, şimdilik yalnızca konserlerde şov amaçlı görünüp, kayboluyor. Ama ilerleyen dönemlerde evimizdeki dekorasyon için bile holografinin nimetlerinden faydalanabileceğimizi öngörmek çok zor değil.

Hatta öyle ki artık kendi imkanlarınızla bile, cep telefonunuzu 3D hologram jeneratörüne dönüştürebilirsiniz.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS