Dünya 6'ıncı kez yok oluyor!

İnsanoğlu bir sonraki nesilleri düşünmeden dünya üzerindeki çoğu kaynakları bilinçsizce tüketiyor. Peki kurtuluşumuz ne? Posta'dan Verda Özer köşesine taşıdı...



Düşünün, dünya yüzölçümünün sadece yüzde 3’ünü şehirler oluşturuyor. Ama nüfusun yüzde 60’ına yakını şehirlerde yaşıyor! Yani daracık bir alanda üst üste tıkılmışız, diyebiliriz. Dünyadaki tüm enerji tüketiminin yüzde 60’ı, toplam karbondioksit salınımının da yüzde 75’i şehirlerden geliyor. Kısacası, şehirler hunharca tüketiyor. Dahası, bu kadar çok asfalt beton, yağmur suyunu toprağa geçirmiyor. Üstüne eklenen egzoz ve toz duman, havayı hızla ısıtıyor. Tüm bunlar da kuraklığı, anormal doğa olaylarını (sel, kasırga vs.) ve işte müsilaj (deniz salyası) gibi felaketleri beraberinde getiriyor.

CANLILAR HIZLA TÜKENİYOR

Doğal kaynaklar da hızla tükeniyor. Hem hava, su, toprak yani doğa hem de diğer canlılar hızla yok oluyor. Dünya üzerinde insan dışındaki canlı nüfusu son 50 yılda yüzde 68 azalmış, inanabiliyor musunuz! Var olan hayvan ve bitki türlerinin yüzde 75’i de yok olmak üzere. O kadar ki bilim insanları buna ‘Yeryüzünün 6’ncı Yok Oluşu’ ismini takıyor. Zira insanoğlunun var oluşundan bu yana dünya üzerinde yaşam 5 kez böyle tükenmiş.

Her seferinde yeryüzünde canlıların yüzde 75’i hayatını kaybetmiş. Ama bu sefer bir fark var: Bu yok oluş ilk kez insan eliyle oluyor! Tüm bunların üstüne, dünya nüfusunun Birleşmiş Milletler’in (BM) tahminine göre, 2050’de 2 milyar daha artarak 9.7 milyar kişiye ulaşacağını ve bunun yüzde 70’inin şehirlerde yaşayacağını düşününce, ‘yeter artık inelim dünyanın sırtından’ demekten başka bir şey gelmiyor insanın içinden.

DÖNGÜSEL EKONOMİ

Bu hızlı tükenişin asıl müsebbibi ise mevcut ekonomik düzen. ‘Üret, kullan, at’ diye özetleyebileceğimiz bu döngüye ‘doğrusal ekonomi’ diyor uzmanlar. Üretilen şey, bir kere kullanılıp atılıyor. Atıklar da çöpe gidiyor, değerlendirilmiyor. Buna karşı bulunan çözümün adı ise ‘döngüsel ekonomi’. Yani bir ürünün tekrar tekrar kullanılmasının sağlanması. Atıkların geri dönüşüme tabi tutulup, çöp olmaması.

Aksine, her atığın bir hammadde, bir kaynak olarak görülmesi. ‘Kullan-at’ çizgisinden, ‘sonsuz kullan’ döngüsüne geçilmesi.

Bu da bakış açımızın toptan değişmesi demek. Çevreye ve canlılara mümkün olduğunca zarar vermeden, dünyayı sanki sonsuz kaynak varmışcasına sömürmekten vazgeçerek yaşamak demek. Eğer insanoğlu bu sisteme geçebilirse, 2030’a kadar tüm dünyada karbon salınımında yüzde 50 azalma olması bekleniyor. Bunu başaramazsak, gezegenimizin kurtuluşu yok.

DEĞİŞİM KALICI

Aslında bu pandemi resmen dünyanın imdadına yetişti. Herkesi evlere kapatarak, biraz olsun doğaya, sokaklara hava aldırdı. Düşünün, bu dönemde toplu taşımada yüzde 87’ye kadar varan yolcu kaybı yaşanmış. Bir diğer deyişle, hava temizlenmiş! Evden iş ve eğitim derken, tabii tüm alışkanlıklar ve düzenler değişti. İşte bu değişim şehirlere de yansıdı ama asıl bundan sonra çok daha fazla yansıyacak.

Araştırmalara göre liderlerin, yöneticilerin yüzde 80’i, pandemi sonrasında da yarı zamanlı uzaktan çalışmayı hedefliyor. Yüzde 47’si ise tam zamanlı olarak uzaktan çalışma modeline geçmeyi planlıyor. Yani bu değişim geçici değil, kalıcı. Bu da ister istemez ofislerin, plazaların vs. azalmasına, birçok insanın şehir dışına ya da şehrin çeperine taşınmasına sebep olacak. Şehirlerin etraflarında oluşacak bu geniş yerleşimlere de ‘kentsel köyler’ ya da ‘şehir köyleri’ deniyor.

İNSAN VE DOĞA MERKEZLİ

Peki şehirlerin kendisi ne olacak? Cevabı basit. Akıllı olacak! Aslında ‘akıllı şehir’ kavramı hayatlarımıza 90’larda girmişti. Pandemi sayesinde şimdi iyice revaçta. Buna göre; bundan böyle şehirlerin daha insan ve doğa merkezli olması gerektiği savunuluyor. Yani insanın ve çevrenin sağlığını merkeze alan şehirler. Bunun için de ‘akıllı teknolojiler’ kullanılacak elbette. Türkiye’de 3 büyük kurumun bir araya gelip hazırladığı ‘Değer Yaratmak İçin Akıllı Şehirler’ raporu da işte bu yeni ‘akıllı’ şehirleri anlatıyor. Ernst & Young (E&Y) Türkiye, Türkiye Belediyeler Birliği ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (WWF-Türkiye) yayımladığı çalışma, bir yol haritası ortaya koyuyor.

Aslında bu konu Ankara’nın da gündeminin tepelerinde. Özellikle de müsilaj sorunuyla birlikte daha da teyakkuza geçilmiş gibi görünüyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde yürütülen ‘Sıfır Atık’ projesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı İklim Değişikliği Eylem Planı ve Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkanı Fatma Şahin’in tüm Türkiye çapında hızlandırdığı ‘akıllı şehir’ uygulamaları.

Hepsi çok önemli ama şehirlerimizin yani sağlığımızın karşı karşıya kaldığı durum çok acil; müsilaj bas bas bağırıyor. Bu yüzden topyekün, kapsamlı ve ülkenin her yerinde acilen hayata geçirilecek bir eylem paketine ihtiyaç var. Yoksa korkarım sadece bir denizimiz değil yakında tüm denizler müsilaja, tüm doğa tükenişe, şehirler de kansere teslim olacak.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS