Eski Adalet Bakanı Türk: Doğrudan doğruya cumhuriyete aykırı

Eski Adalet Bakanı Türk: Doğrudan doğruya cumhuriyete aykırı

Eski Adalet Bakanı ve Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkan Yardımcısı Hikmet Sami Türk, birinci tur görüşmeleri tamamlanan anayasa değişikliği çalışmalarına ilişkin yaptığı yazılı açıklamada "Bu değişiklikler, doğrudan doğruya Cumhuriyete ve onun Anayasa'da yazılı niteliklerine, başka bir deyişle, Anayasa'nın Devlet şeklini Cumhuriyet olarak belirleyen 1. maddesi ile niteliklerini belirten 2. maddesine aykırıdır" dedi. 

Hikmet Sami Türk açıklamasında, anayasaların geniş mutabakata dayalı toplumsal sözleşme niteliğinde olduğunu hatırlatarak, Meclis'te görüşülen teklifin, yürürlükteki Anayasa'ya aykırı bir fiili durumu meşrulaştırmayı amaçlayan bir zihniyetle hazırlanmış olduğunu savundu. Anayasa'nın değiştirilemez hükümlerini hatırlatan Türk, "AKP ve MHP'nin işbirliğiyle TBMM Genel Kurulunun 9-15 Ocak 2017 tarihlerinde yaptığı kavgalı oturumlarda ilk görüşmesi tamamlanarak kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, anayasaların geniş mutabakata dayalı toplumsal sözleşme niteliğiyle bağdaşmayan, diğer siyasi partilerin görüşlerini dikkate almayan, yürürlükteki Anayasa'ya aykırı bir fiilî durumu meşrulaştırmayı amaçlayan dayatmacı bir zihniyetle hazırlanmıştır. Aynı tutum, Meclis görüşmelerinde de sürdürülmüştür. Kanun Teklifi ile 18 madde içinde Anayasa'nın toplam 73 maddesi değiştirilmekte, kısmen veya tamamen yürürlükten kaldırılmaktadır. Getirilen hükümler, bir Anayasa değişikliğinin ötesinde köklü bir rejim değişikliği özelliğini taşımaktadır. Bu hükümler, 94 yıllık Cumhuriyetimizin Anayasa'da 'değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez' hükümler olarak güvence altına alınan insan haklarına saygılı, demokratik hukuk devleti niteliklerini ortadan kaldıracak değişiklikler öngörmektedir. Dolayısıyla bu değişiklikler, doğrudan doğruya Cumhuriyete ve onun Anayasa'da yazılı niteliklerine, başka bir deyişle, Anayasa'nın Devlet şeklini Cumhuriyet olarak belirleyen 1. maddesi ile niteliklerini belirten 2. maddesine aykırıdır" dedi.

"Öne sürülen başkanlık veya yarı başkanlık sisteminde söz konusu değil"

Hikmet Sami Türk, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Her şeyden önce bu değişikliklerle demokratik hukuk devletinin temelini oluşturan kuvvetler ayrılığı ilkesi büyük ölçüde ortadan kaldırılmakta; yasama, yürütme ve yargı erkleri sözde Cumhurbaşkanlığı sistemi adıyla tek kişinin elinde toplanmakta veya onun kontrolü altına konulmaktadır. Türkiye'nin ilk yazılı anayasası olarak 1876'da ilân edilen Kanun-i Esasî'den bu yana yapılan beş anayasada hiçbir Padişaha, hiçbir Cumhurbaşkanına böyle bir yetki verilmemiştir. Bu konumda bir devlet başkanı, ne parlâmenter sistemde, ne örnek alındığı öne sürülen başkanlık veya yarı başkanlık sisteminde söz konusu değildir. Hele Cumhurbaşkanlığı kararnamesi adıyla yürütme yetkisine ilişkin konularda verilen yasal düzenleme yapma yetkisi, bu sistemlerin hiçbirinde düşünülemeyecek bir uygulamadır. 20. yüzyılda benzeri bir uygulama, sadece 1933'te Almanya'da Şansölye Adolf Hitler'e 'Ermächtigungsgesetz' (Yetki Kanunu) ile verilen anayasaya aykırı yasa yapma yetkisinde görülmüştür. Bu yetkiyle kurulan dikta rejiminin Almanya'yı ve II. Dünya Savaşıyla bütün Avrupa'yı ve dünyayı nasıl bir felâkete sürüklediği unutulmamalıdır. Türkiye'de 141 yıllık bir yazılı anayasalar döneminin sonunda bütün bu süre boyunca zaman zaman büyük acılarla yürütülen insan haklarına saygılı, demokratik hukuk devleti mücadelelerinin varacağı yer, devletin yasama, yürütme ve yargı organlarıyla kendisine teslim edildiği bir tek adam yönetimi olamaz. Kanun Teklifine göre Cumhurbaşkanınca atanan ve istediği zaman görevden alınan, kendisine karşı sorumlu olan Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar olmakla birlikte; artık Meclise karşı hükümetin genel siyasetinden sorumlu bir Başbakan ve Bakanlar Kurulu kalmamakta; parlâmenter sistemin onlarla ilgili güvenoyu veya güvensizlik oyu gibi uygulamaları sona ermektedir. Onların görevleri, Devlet başkanı sıfatıyla Türk Milletinin birliğini nasıl temsil edeceği bilinmeyen partili Cumhurbaşkanı tarafından yerine getirilecektir"

"Meclis'in işlevsiz hale getirileceğini göstermektedir"

Anayasa değişikliği teklifiyle cumhurbaşkanına verilen yetkiler ile Meclis'in işlevsiz hale getirileceğini savunan Türk, "Aslında üye sayısı 600'e çıkarılan TBMM'nin de görev alanı daraltılmaktadır. Bakanlar Kurulu kaldırıldığı için yasa teklifi yapma yetkisi milletvekillerinde kalmakla birlikte; Meclis'in Cumhurbaşkanınca geri gönderilen bir yasayı aynen kabul edebilmesi için üye tam sayısının salt çoğunluğu (301 oy) aranmakta, dolayısıyla Cumhurbaşkanına veto yetkisi tanınmaktadır. Aynı nedenle Meclis'in Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetleme yetkisi de kaldırılmıştır. Parlâmenter rejimin en etkili denetim mekanizmaları olan gensoru ve Meclis soruşturması, Anayasa metninden çıkarılmaktadır. Meclis soruşturmasının yerini alan hükümlerle Cumhurbaşkanı ve yardımcıları ile bakanların cezaî sorumluluğunun gündeme getirilmesi ise, TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğunun (301 üyenin) önergesiyle soruşturma açılmasının istenmesi, beşte üçünün (360 üyenin) gizli oyuyla soruşturma açılması ve üçte ikisinin (400 üyenin) gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı verilmesi gibi nitelikli çoğunluk koşullarıyla zorlaştırılmıştır. Bütün bu düzenlemeler, yasama yetkisi zaten Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile önemli ölçüde elinden alınan, yapacağı yasalar Cumhurbaşkanınca veto edilebilen, yürütme organını denetleme yetkisi kaldırılan veya önüne engelleyici nitelikli çoğunluk koşulları konulan Meclis'in işlevsiz hâle getirileceğini göstermektedir" dedi.

"Milletin büyük çoğunluğuyla 'hayır' diyeceğine inancımız tam"

DSP Genel Başkan Yardımcısı Türk, açıklamasına şöyle devam etti: "Şimdiye değin görülmemiş bir acelecilikle Meclis'ten geçirilmek istenen Anayasa değişikliği ikinci görüşmede de zorunlu halkoylamasını gerektiren bir çoğunlukla kabul edildiği takdirde, yapılacak halkoylaması son olarak süresi 19 Nisan 2017'ye kadar uzatılan olağanüstü hâl koşullarında gerçekleştirilecektir. Anayasa'nın 15. ve 121. maddelerine göre temel hak ve özgürlüklerin sınırlanabileceği veya durdurulabileceği olağanüstü bir yönetim usulü olan, çıkarılan olağanüstü hâl kararnameleriyle bu doğrultuda hükümler getirilen ve zaten Olağanüstü Hâl Kanunu uygulanan bir dönemdeyiz. Bu durumda halkoylaması propaganda çalışmalarının özellikle Anayasa değişikliğine karşı çıkan muhalefet partilerince özgürlük ve güvenlik içinde yürütülmesi olanaksızdır. Gündemdeki konu ise, Anayasa'da yazılı nitelikleriyle halk yönetimi demek olan Cumhuriyetin devamı veya yerini bir dikta rejimine bırakmasıdır. Tercih, bu iki seçenek arasındadır. Tehdit altında olan, doğrudan doğruya Cumhuriyettir. O nedenle bütün milletvekillerimizin yapılmak istenen Anayasa değişikliği konusunda oylarını kullanırken, görevlerine başlarken içtikleri ant doğrultusunda 'hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı' kalarak hareket etmeleri, temsil ettikleri Türk Milletinin onlardan beklentisidir. Buna rağmen Kanun Teklifi ikinci görüşmede de Meclis'te kabul edilir ve halkoylamasına gidilirse; insan haklarına saygılı, demokratik hukuk devleti ilkelerine bağlı büyük Türk Milletinin bu ilkeleri ortadan kaldıracak bir Anayasa değişikliği girişimine büyük çoğunluğuyla 'Hayır' diyeceğine inancımız tamdır."

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS