{$ day.Temps.HighTemp $} °
Afife Selen Selçuk Afife Selen Selçuk

Bohem loft stilinin 15 ikonu

İyi bir stil, iyi bir karışımdır aslında. Kokteyl yapmak gibi bir şey. Malzemeyi iyi tanıyorsan, kokteyl yapmaya kafayı takıp sürekli bir şeyler deneyip yeni tatlar bulmuş, kendini geliştirmişsen senden iyi bir barmen olabilir. Benzer şekilde mobilya ve aksesuarlar bir kokteylin malzemeleri gibi ayrı ayrı başka, bir arada bambaşka tatlara sahiptir. Dekorasyonda doğru karışımı yakalamak için içeriğindeki tüm malzemelerin karakterlerini, tatlarını iyi bilmek gerekir.



Picasso gibi resim yapabilmek için her şeyden önce resim sanatının tüm inceliklerini bilmek, başka bir deyişle resim yapabilmek gerekir. Tuvale iki çizgi, bir kaş, bir göz şeması attırıp Picasso gibi resim yapıyorum sananlara bıyık altından gülünüz. Aynı şekilde "Yanımda mimar çalıştırıyorum ama binaları ben de çiziyorum yani" diye gerinip duran bir emlakçıyla tanışırsanız o güzel sinirinizi boşuna bozmayıp onu da anlamaya çalışınız. Yazık, kim bilir ne eksiklikleri var adamcağızın, değil mi? Loft stili; dekorasyonu bir bütün ya da elemanlarını tek tek ele alabilmeyi mümkün kılan, tüm ana ve ara stillerin bir potada eriyebildiği tamamen kişisel ve özgür bir stil. Loft deyince bir değil, pek çok stili kast ettiğimizi geçen hafta belirtmiştik. Öncelikle teknik olarak loftlar iki gruba ayrılıyor. Uluslararası inşaat ve emlak çevrelerinde sadece loft ya da hard loft olarak anılan, geçen haftaki yazımızda anlattığımız; şehirlerin aslen endüstriyel bölgelerinde yer alan, içinde yaşamak amacıyla değil, atölye ya da fabrika olmak üzere yapılmış binaların depo amaçlı kullanılan ve duvarlarla bölünmemiş, yüksek tavanlı üst katları oluyor. Yıllar içinde hard loft, şehrin içinde ya da dışında ev amaçlı yapılmamış ama ev olarak kullanılan her mekan için kullanılmaya başlandı. Artık çatının hemen altındaki kat ya da mekan olmak zorunda da değil. Şehrin içinde, özellikle alt katlarda dükkan olarak yapılmış mekanların içine yerleştiğinizde de hard loft'ta oturuyor oluyorsunuz.

İkinci grup, yani "soft loft"la ise özellikle günümüzün emlak yatırımı piyasasındaki kullanımını kast ediyoruz. Yani loft gibi yapılmış, loft-muş gibi yapan, yepyeni binalarda yer alan ve aslında konut olarak tasarlanmış mekanlar... Her -mış gibi yapan şey gibi ikincisi işin asi ruhundan, ait olduğu alternatif kültürden uzaklaşıyor. Ancak soft loft'ların yaşam şartları açısından daha insani olduğunu belirtelim. Çünkü bir hard loft'un içinde yaşamak izolasyon ve bakım problemleri sebebiyle gerçekten çok zorlayıcı bir iş. Hayatını sanattan kazanan kişinin motivasyonu; dayatılmış konfor standartlarına ulaşmak ya da para kazanmaktan önce bir eseri "doğurmak" olduğundan sanatçıların bu duruma çok da takılmadıklarını, tersine sistemin dışında olmanın kafalarını netleştirdiğini söylemek mümkün. Bununla birlikte sanatçı olmayan ama onların yaşayıp çalıştıkları mekanlara hayran olanların da bu stili taklit etmek istemeleri doğal. İşte bu ikinci kesim için bu hafta bir soft loft'un içini "bohem loft" silinde döşemek için gerekli ikonik mobilyaların bir bölümünü inceliyoruz.

Mah Jong Kanepe, Roche Bobois

Tam da ruhuna uygun şekilde 1971 yılında özgür ve fonskiyonel bir tasarım arayışındaki tasarımcı Hans Hopfer tarafından tasarlandı. Elde üretilmiş bir dizi kare minderin üst üste ya da yan yana limitsiz mantıkta dizilmesiyle elde edilen oturma düzeni tamamen kişisel ve mekana özel bir sistem yaratmak için birebir. İlk tasarımları tek renk düz kumaşlarla üretilen Mah Jong, 2000'lerle birlikte Missoni, Jean Paul Gaultier, Sonia Rykel ve Kenzo Takada gibi farklı tasarımcıların önerdiği rengârenk kılıf alternatifleriyle adeta yeniden doğdu. Yeri gelmişken; loft kültürünün yerleşmesine ve bugüne taşınmasına sebep olan video art'ın Türkiye'deki önemli temsilcilerinden Kutluğ Ataman'ın geçen yıl Erzincan'da yaptırdığı, mimar Hasan Çalışlar imzalı evin loft mantığında düzenlenmiş yaşam alanının baş köşesinde de Missoni kumaşlı bir Mah Jong yer alıyor.

Suzani tekstiller

Sadece loft stili değil, Instagram'da adı "Bohem" ile başlayan, dekorasyonla ilgili istisnasız tüm hesaplarda karşınıza çıkan o çok renkli, büyük çiçek desenli tekstiller, Özbeklerin geleneksel işlemesi suzanidir. O güzelim Suzan ismi de buradan gelir. Suzan, suzani işlemesinin yapıldığı iğneye verilen ad. Ancak ismin anlamına bakarsanız, "can yakan" şeklinde bir açıklama görürsünüz. Bağlantı kuramayanlar için açıklayalım; bu ince işi yapanlar işlemeyi yaparken iğnenin parmak uçlarını yaraladığını pek fark etmezlermiş. İlk başta fark edilmeyen bu incecik yaralar daha sonra canı çok yakarmış. Bir kadın için söylenebilecek en şiirsel kelimelerden biridir suzan. Doğulu kültürlerde tek bir kelimeye yüklenen bu derin anlamlar, aynı şekilde tekstillere, halılara da yansır. Suzani tekstiller, genellikle yatak örtüsü, yastık ya da yatak başı duvar örtüsü olarak kullanılıyor. Ancak siz bir değişiklik yapıp salondaki kanepenin üzerine de atabilirsiniz. Bir ara koltuk, puf döşemesi olarak bile kullanıldı. Her hâlükârda loft stilinin brüt beton ve tuğla duvarları önünde muhteşem duracağı garanti.

Hasır tavuskuşu koltuk

Emmanuelle ya da yelpaze koltuk olarak da tanıyoruz. Uzak Doğulular, onu ilk kez kabile liderleri için taht olarak üretmişler. Önceleri sırt fontu düz kamış çubuklarından örülerek yapılmış. Avrupa ülkelerinin XVII. yüzyılda başlayan kolonicilik akınlarıyla Uzak Doğu kıyılarına ulaşmasıyla kıta Avrupasına ulaşan bambu mobilyalar özellikle aristokrasi ve burjuvazi çevrelerinde yayılmış. Bunu daha önce hezaren konulu yazımızda anlatmıştık.

İngiltere kraliçesi Victoria döneminde ise yelpaze formundaki sırt fontunun içi tavuskuşu tüylerini andıran motiflerle işlenmiş. Koltuğun pop kültürün vazgeçilmezi haline gelişi ise XIX. yüzyılda egzotik diyarları keşfedip lüks anlayışı değişen saraylı bohemlerin “egzotik lüks” kavramını yaratmalarıyla oluyor. 60'ların başında reklamcılık sektörünün ortaya çıkmasıyla 60 ve 70'lerde reklam çekimlerinde en fazla kullanılan dekoratif ürün oluyor. Marilyn Monroe'dan Cher'e kadar dönemin tüm yıldızlarının tavuskuşu koltukta otururken bir fotoğrafı var. Ülkemizde daha çok Emmanuelle koltuk olarak bilinmesinin sebebi ise aynı adlı erotik filmin afişinde yine bu koltuğun yer alması.

Crinoline koltuk, B&B Italia

Çağımızın en ilham verici kadın tasarımcısı Patricia Urquiola, B&B Italia markası için tasarladığı Crinoline koltuk grubunu 2008 yılında çıkardığında dünyada büyük yankı uyandırmıştı. Tasarımcının ilham kaynağı ürünün adında gizli. Crinoline, adı üstünde krinolin, yani 1800'lerde elbise eteklerini, şimdilerde gelinlik eteklerini kabartmak için kullanılan telli çemberin adı. Ancak ürünün klasik tavuskuşu sandalyeyle her açıdan bağlantılı olduğunu söylemek mümkün. Form ve malzeme benzerliklerinin dışında Crinoline, klasik tavuskuşu koltuk gibi hem iç hem dış mekan mobilyası. Bu sebeple nem ve ıslaklığa dayanıklı, rahat, hafif ve kolayca temizlenebilir bir ürün.

Tavuskuşu sandalye, PP Mobler

1947, Hans Wegner tasarımı. Günümüzde İskandinav tasarımı denince akla ilk gelen ürünlerden biri. Tasarımcısı da aynı şekilde dönemin ikon mobilyalarına imza atmış Danimarkalı bir deha. II. Dünya Savaşı sonrasında patlama yaşayan mobilya tasarımı dünyasında ürünler günümüzdeki gibi takma adlarla anılmıyor. Hepsinin aslında birer kodu var. Bu ürünün de orijinal adı: PP 550.

Wegner aslında sandalyenin ilham kaynağı olarak klasik İngiliz Windsor sandalyesini gösteriyor. Ancak aynı dönemin yine efsane İskandinav tasarımcılarından Finn Juhl tasarımı görür görmez, onu ünlü hasır tavuskuşu sandalyeye benzetip, ismini yapıştırıvermiş.

Saarinen yemek masası, Knoll

Gelmiş geçmiş en büyük mobilya tasarımcılarından biri olan mimar Eero Saarinen 1957 yılında dünyayı bizim "borazan" da dediğimiz "pedestal" ayaklı mobilyalarla tanıştırdı. Dört ayaklı masaların kullanım açısından sürekli problem yaratması sebebiyle tek bir kaide üzerinde duran heykelsi bir masa yaratan Saarinen bu tasarımıyla sandalye yerleşimine de farklı bir yaklaşım getirdi. Bu ayak formu özellikle 60'ların simgelerinden biri haline geldi ve günümüzün fütüristik tasarımlarının önünü açtı.

Straight sandalye, Knoll.

1947 tarihli Straight sandalyenin de ilham kaynağı İngiliz Windsor sandalye. Amerikan zanaatkar-tasarımcıların öncülerinden Japon kökenli Amerikalı tasarımcı ve mimar George Nakashima, 1942'de II. Dünya Savaşı yüzünden diğer Japon kökenli Amerikalılar gibi tecrit kampına gönderildi. Burada geçirdiği bir yıl içinde geleneksel Japon ahşap işleri konusunda uzman bir marangoz olan Gentaro Hikogawa'nın yardımıyla Japon el işçiliğinin inceliklerini, dahası sabretmeyi öğrendi. Daha sonra Knoll markası ve Nelson Rockefeller için yaptığı işlerle tanındı. Straight sandalye zarafeti ve mükemmel el işçiliği sebebiyle ikon mobilyalar arasında girmiş ve dünyada en çok taklit edilen mobilyalardan biri olma özelliğini taşıyor.

Efsanevi Club koltuk

Geniş ve alçak oturma fontlu, tamamı deri koltuklar ilk kez XVII. yüzyılda Fransızlar tarafından yapılmış. Ancak Club koltuk olarak ünlenmesi, Kraliçe Victoria döneminde İngiltere'de ortaya çıkan aristokrat erkeklere özel kulüplerin dekorasyonunun vazgeçilmez parçalarından biri haline gelmesiyle mümkün olmuş. Gentlemen's Club olarak bilinen bu mekanlardaki rahatlığı evlerine taşımak isteyenler bu koltuğu dekoratörlerine anlatırken "Club koltuk" deyivermişler ve isim yerleşmiş. Yaklaşık yüz yıl sonra aristokrat bohemler artık klasikleşmiş; babadan, dededen kalma eski koltukları loftlarına taşımışlar.

Tam bir klasik: Chesterfield kanepe

Bir mobilya değil, tarih kitabı desek yeridir. Onunla ilgili ilk yazılı kayıtlar 1800'lerin başına ait. İlk kez zamanının trendsetter'ı kabul edilen Chesterfield Earl'ü Lord Philip Stanhope, 1760'larda kendi çalışma odası için yerel bir marangoza bizzat tarif ederek yaptırmış. Tasarım yüz yıl içinde İngiltere'de aristokrasinin simgelerinden biri haline gelip Club koltukla birlikte Gentelmen's Club denen özel kulüplerin standart mobilyaları arasına girmiş. İlk bakışta maskulen bir çizgi arz etse de Chesterfield aslında hemen her stile uyum gösterebilen tam bir cambaz.

Eski bir sallanan sandalye

Sallanan sandalyesiz bohem ev mi olurmuş? Olmaz tabii. Büyükanne- büyükbaba evinden gelse tadından yenmez. Masif ahşap ya da bambu, hezarenli koltuklardan birini tercih etmek mümkün. Döşemeli alternatiflerini burada düşünmezsek yerinde olur. Çünkü sallanan sandalyenin üzerinde zaten her hâlükârda bir battaniye ya da suni post olacağını öngörüyoruz. Yine de sizin zevkinize kalmış bir durum.

Pop-art olmadan loft olmaz

Geçen hafta da anlattık, loft demek, pop art demek. Andy Warhol'dan sonra bu akım çok farklı yerlere gitti. Pop art deyince artık herkes başka bir şey anlıyor. Biz biraz tutucu davranıp Warhol'un stilinden şaşmayalım. 4,5 metre yüksekliğindeki brüt beton duvarların önünde ne iyi durur diyorsanız, pop art'ı rock art'a da dönüştürmüş Kanada doğumlu Amerikalı sanatçı Stacey Wells'in dev tuvallerine bir göz atmanızı öneririz.

Cloud modüler ayırıcı sistem, Kvadrat

Fransız tasarımcı kardeşler Ronan ve Erwan Bouroullec, 2000'li yılların başında loft yaşam kültürüne hitap eden tasarımlarıyla ün kazandılar. 2009'da çıkardıkları modüler hafif ayırıcı sistem ise tamamen kumaştan üretilmiş esnek bir ayırıcı. Perde değil. Duvar. Loft gibi kesintisiz mekanlarda ayırıcı sistem olarak kullanmak için ideal. Ayrıca bu tür mekanlardaki ses izolasyonu problemi için de bir çözüm. 8'li ya da 24'lü paketler halinde satılan ürünün 7 farklı rengi var. Parçaları bir araya getirirken tamamen özgürsünüz. Tavandan bir askı sistemiyle sarkıtarak ayırıcı panel, duvara sabitleyerek sadece dekoratif amaçlı kullanabilirsiniz.

Tiffany tarzı bir lamba

2015 yılında Sotheby's Müzayede Salonunda Dreaming in Glass, Camda Hayal Kurmak başlıklı satışta görücüye çıkan Wisteria lamba, yedi yüz doksan bin dolara alıcı bulmuştu. Aynı satışta yine bir Tiffany lambaya iki milyon yüz on bin dolar ödendiği bilgisini de ekleyelim. Bugüne kadar gördüğünüz vitray gölgeliği bulunan lambaların tümü aslında Tiffany lambaların tarzını taklit ediyor. İlk kez 1895'te tasarlanan ve tamamen elde yapılan bu lambaların altındaki imza, 100 yıl boyunca yanlış telaffuz edilmiş. 2007 yılında tasarımların çoğunun ve en değerlilerinin arkasında Bay Tiffany'nin değil, o dönemde atölyenin baş tasarımcısı olan Clara Driscoll'un olduğu gerçeği açıklanmıştı. Dönemin ruhu gereği endüstri devrimiyle birlikte özellikle Art Deco etkisinde kalan Amerika'da ismi yayılan ve kendi adıyla bir stil yaratan Tiffany Studio, günümüzde Amerikan el işçiliğinin en nadide parçalarına hayat vermiş ekip olarak biliniyor.

Yıllara meydan okuyan kelebek koltuk

Asıl adı Hardoy sandalye. Tasarımcısı Arjantinli mimar Jorge Ferrari-Hardoy. 1938 yılından bu yana o kadar fazla versiyonu üretildi ve kopyalandı ki, artık ilk tasarım nasıldı, tasarımcısı kim, pek kimse hatırlamıyor. Orijinali siyah çelik çubuklar üzerine geçirilmiş taba deriydi. Hardoy ve ortaklarının Buenos Aires'te yaptıkları bir daire için tasarladıkları ürün daha sonra MoMA tarafından keşfedilmiş ve belki de dünyanın en ünlü evi; mimar Frank Lloyd Wright imzalı Falling Water, yani şelale evine gönderilmesiyle günümüzdeki popülaritesine kavuşmuş. 1947'de lisanslı olarak Knoll tarafından üretilmeye başlanan ürün, dünya çapında bir kopya furyasına maruz kaldığı için 1951'de lisanslı üretimi durdurulmuş. Bir ürünün ne kadar kopyalandığı onun başarısını mı gösterir pek bilemiyoruz ama sandalyenin sadece 1940'larda beş milyondan fazla kopyasının yapılıp satıldığını eklemeden geçmeyelim.

Diğer Yazıları

Manhattan'da minimalist yaşam

Amerika kırsalındaki geniş imkanları bırakıp Manhattan'daki bu küçücük dairede iki çocukla işlevsel ve stil sahibi bir yaşam kuran iç mekan tasarımcısı Crystal Ann; burası kiralık bir ev olsa dahi, çocuklarıyla önemli anılar biriktirdiğinin bilinciyle evini kişiselleştirmeye uğraşıyor. Bunu başarabilmek için ise hem kendisi, hem de çocukları için minimalizm felsefesini benimsemiş.

Devamını Oku 06.04.2019

Kiracıyım ama ev benim!

'Kendin yap'a meraklı dekorasyon bloggerları bilindiği üzere genellikle Kuzey Amerika kırsalından çıkıyor. Ancak bu kez yolumuz İngiltere'nin orta büyüklükteki şehirlerinden birine, Birmingham'a düşüyor. 18. yüzyıl sonu itibarıyla İngiltere'de sanayi devriminin etkileri sebebiyle hızlıca geliştirilmiş bir yapı sistemi olan ve "sırt sırta evler" olarak bilinen, iki katlı, küçücük metrekareli, birbirine yapışık sıra evlerden birinde kiracı olarak yaşayan Medina Grillo, grillo-designs.com adresindeki blogunda "Bir evin sahibi olmasak da, onu kendimize ait hale getirebilir miyiz?" sorusuna cevaplar arıyor. Bu amaçla hem kendi tasarım ve uygulamalarını, hem de İngiltere genelinde kiracı olup da evini yaratıcı ve ucuz düzenlemelerle yaşanır hale getirenlerin tecrübelerini paylaşıyor.

Devamını Oku 30.03.2019

Üç çocukla 110 metrekarede sınırları zorlamak

Amerika'nın New England bölgesinde Connecticut eyaletinde New York'a sadece 1 saat uzaklıkta eşi ve üç çocuğuyla birlikte yaşayan Brooke Christen, tabiri yerindeyse tam bir dekoholik. Evinin dekorasyonunu sürekli değiştiriyor. Hayır zengin değil. Tersine çok kısıtlı bir bütçesi var ama çok zengin bir hayal gücü veeee, Türk hanımlarının belki de hiçbir zaman sahip olamayacağı "evde tadilat yapmayı seven" bir kocası...

Devamını Oku 22.03.2019
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS