Ramazan ayını hissetmek

Ramazan ayını hissetmek
Hiç dinmeyen bir neşe, hiç bitmeyen bir mutluluk, hiç eksilmeyen bir aşkla, tütüp giden bir ay varsa o da ramazandır.

Bir sene içinde geçen bütün nazlı mevsimlerin, ayların özünü, ruhunu, gerçek manasını ve onlardan süzülmüş, toplanmış üsareleri en tatlı bir şive ile sunan ramazan günleri, ramazan geceleri; gönülleri ayrı bir mutluluk ve ayrı bir tatlılıkla sarar, şefkatle onları kucaklar, muhabbetle okşar ve yaşama zevkiyle coşturur.
Herkes hayatta fırsatları kovalar, iş hayatınızda, sosyal hayatınızda, kendi özel hayatınızda fırsatları beklersiniz. İşte manevi dünyamızda, iş dünyamızda geleceğimiz için belki de inanan bir insanın fırsatını kollayacağı, fırsatını bekleyeceği en önemli gün, ay, zaman dilimi; ramazan ayıdır. Yılda sadece bir ay. On iki ayın bir ayı; on bir ay geçiyor. Eğer o on bir ayda hala ayaktaysanız, Rabbim nefes veriyorsa, nasip ediyorsa sizi kavuşturacaksa o aya yani ramazana kavuşturuyor. İçinde bereketlerin, nimetlerin, bizim bilmediğimiz, göremediğimiz, algılayamayacağımız kadar büyük güzelliklerin olduğu ramazan.
Ramazan insanı kötü düşüncelerden, karamsar tablolardan, günlük kırılmalardan kurtarır. Coşkun arzuların iradeli binicisi haline getirir insanı. Sabahtan akşama kadar şişmanlığından şikayet eden ama öğle arası kocaman bir hamburger yemeden duramayanlar akşama kadar yemeği içmeyi unuturlar. On dakikada bir sigara içmezse çıldıracağını söyleyen kimsenin aklına akşama kadar sigara içmek gelmez bile. Çünkü onu, oruç tutmaktadır. Oruçla terbiye ettiğimiz beden ve ruhumuzun güzelliklerinin tüm yıl boyunca sürmesi ne güzel olur. Tüm insanların birbirlerine saygı gösterdiği bir topluma böylelikle kavuşabiliriz.
Çocukluğumuzdan beri itinayla yememiz gerektiğini öğretiyor. Sofranın en bereketlisi ise, tıka basa doyulmadan masadan kalkılanıdır.
Ruhun terbiyesi kadar bedenin sağlığıyla da ilgilenen büyüklerimiz, sofradan tam doymadan kalkmayı bize öğütledi. Bugün beslenme biliminin genç yaşlı herkese tavsiye ettiği sağlıklı kalma reçetesi de bu öğüttür. Bilgelerin bir sözü vardır: “Az yediğin yemek seni taşır, çok yediğinde de ise sen onu taşırsın”. Bu söz üzerine söylenecek çok fazla bir şey yok.

*

Sevgili anne babalar ramazan ayı bizim için bir fırsattır. Çocuklarınızın ahlaki anlamda güzellikleri kazanmak için bir fırsattır. Çocuklarımızın davranışlarını gözlemlediğimizde hepsinin temel problemi ahlaki bir yerde düğümleniyor. Eğer zamanında çocuklarımıza ahlaki eğitimi doğru verebilsek, eminim bugün yaşadığımız sıkıntıların hiçbirini yaşamazdık. Gelin ramazanda bu binayı yeniden inşa edelim. Hani ramazan bayramı, kurban bayramı yaklaştığında evinizi temizlersiniz ya da baharda bahar temizliği yapılır, boya badana yapılır.
Ramazan ayı bakım ayıdır. Ramazan ayı yenilenme ayıdır. Ramazan ayı eksiklerin, gediklerin tamamlandığı bir aydır. Ramazan ayı kendine gelme ayıdır, kendinle yüzleşme ayıdır, aynadır. Size ayna tutar. O on bir ayın koşuşturmasında dönüp bir saniye bakamadığınız aynadır. Karşınızda dimdik dikilir ve bak bana der. Gömleğin yamuk, kravatın uymuyor der. Eğer aynaya bakma fırsatını yakalarsanız bu eksiklikleri giderebilirsiniz. İşte ramazan; bizim durma ayımızdır, vakfe ayımızdır. Kendimize gelme, kendimizi yenileme, kendimizi sorgulama ayımızdır.

*

Her akşam iftar, gece vakti sahur sofralarımıza otururken bilelim ki, bizler derin anlamlar taşıyan canlılarız bu yeryüzü sofrasında. Farklıyız ve diğer canlılardan üstünüz. Ama ‘kendimizi bilmez isek’ bu üstünlüğümüz elimizden kayıp gider. Yemeği, ceylana saldıran aslanlar gibi değil, suyunu içmek için itinayla eğilen bir zürafa titizliğinde yemeliyiz her sofrada. Bugün iftar sofrasında yaşatacağımız bu prensipleri yarın işyeri masalarında, ikramlarda, iş yemeklerinde de yaşatalım. Çünkü biz her gün değişirken doğrularını güzelleştirenlerdeniz. Ramazan sahur ve iftarlarında bilmeliyiz ki, aç susuz milyonlarca insan var dünya üzerinde. Onlar için yapacağımız ufak yardımlar birçok kişinin hayatını kurtarabilir. Ayrıca israf etmemek bile bu insanlar adına yapılmış bir yardımdır. Çünkü israf, dünyanın ekolojik dengesi bozup, toprak üretimini azaltır. Ramazanı bu anlamda da değerlendirdiğimizde onun yeryüzündeki tüm insanlara bereket sunan bir ay olduğunu görebiliriz.

*

“Tok açın halinden anlamaz” prensibince, inananların bir gün boyunca aç kalmalarını istenir. Ancak bu şekilde anlayabiliriz, dünyanın dört bir yanında açlık ve susuzlukla kıvranan diğer insanları, sokaklarda tiner çekerek dolaşan gençleri, evinde sıcak bir çorba kaynamayan gecekondudaki garip vatandaşları. Ramazan gelince zamanımız kıymetlenir. Henüz güneş merhaba demeden kalkar ve günü karşılarız. Akşam iftarı, teravihi, dostlarla yapılacak sohbetleri planlarız. Evimize bir torba dolusu erzak götürebiliyorsak, aylardır et yüzü görmeyen komşularımıza da ikram ederiz. Ramazan tüm bunların da ilerisinde bir tevazu ve şükür ayıdır. İnsan yaratıcısının isteklerine sonsuz bir şevkle itaat eder. Bedenini ve ruhunu terbiye eder. Yaratıcısına; sevebilme, paylaşabilme hisleri için şükreder.

Yasal Bilgilendirme
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS