Seyirciyi hayal ederek oynamak mümkün...

Seyirciyi hayal ederek oynamak mümkün...
COVID-19 Virüsü dünyada etkisini azaltarak sürdürüyor. Hepimizin endişeli olduğu bu dönemi, tamamen atlatabilmemiz için uyarılara kulak vermemiz gerekiyor. Alınan korunma tedbirlerine özenle uyalım. Hürriyet Bursa olarak, ‘Yeni Normal’ süreci hakkında iş ve cemiyet hayatının tanınmış isimleriyle bir yazı dizisi hazırladık. Bu süreçten nasıl çıkacağımız çok önemli. Birlikte başarmak dileğiyle.

ARZU TAN BAYRAKTUTAN: AVP BURSA DEVLET TİYATROSU MÜDÜRÜ


Sizi tanıyabilir miyiz?

Kahramanmaraş doğumluyum. Babamın memuriyeti nedeniyle çocukluğum, ilk ve orta okul yıllarım Foça, Erbaa, Giresun, Çorum, Çerkezköy ve Ankara’da geçti. Yüksek öğrenimimi Bilkent Üniversitesi Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde yaptım. Bir süre İngiltere’de yaşadım. 22 yıldır Devlet Tiyatrosu’nda sanatçı olarak görev yapıyorum.

SİNEMA VE DİZİLERDEDE ROL ALDIM

Bu sürede otuzu aşkın oyunda oynadım, dört sinema filminde ve çok sayıda dizide rol aldım. Halen Bursa Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü ve Sanat Yönetmenliği görevindeyim. Barbara’nn Doğumu’nda Olga ve Keşanlı Ali Destanı’nda Zilha rolüyle de seyircinin karşısına çıkıyorum. Bu arada Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro bölümünde de eğitmenlik yapıyorum. Evli ve Nilüfer isminde bir kız çocuk annesiyim.

Tiyatronun hayatınızdaki yeri ve önemi nedir?

Tiyatro, mesleğim, görevim, uğraşım. Sanatçı, idareci, eğitmen, seyirci olarak tiyatroyla sürekli iç içeyim. Özellikle sezon içinde oyunu, provası, turnesi, organizasyon, tanıtım derken günümüz gecemiz tiyatro oluyor. Sadece iş olarak, mesai saatlerine sıkıştırılmış bir vazife olarak bakılırsa sıradan bir şey tiyatro. Ama her akşam kulisten sahneye atılan ilk adıma bayrağı zirveye dikmek için atılmış bir adım olarak bakarsanız, her oyuna konservatuvar sınavındaki heyecanla, yürek çırpıntısıyla çıkarsanız bu çok başka bir duygu oluyor. Yıllar geçse de gönlünüzü hâlâ alkış sesleri ve seyircinin takdir-övgü dolu bakışlarıyla besliyorsanız bu sıradan bir iş değil sevdadır, aşktır, tiyatroya, ustalara saygı, sahneye hürmettir.

ALKIŞ VARLIKLI HİSSETTİRİR

Tek karşılığı beğenilmek olan bir adanmışlıktır söz konusu olan. Dizi, reklam, film, dublaj gibi alanlarda fırsat yakalayan ya da aileden şanslı olanlar dışında zengin tiyatrocu çok azdır, ama meslektaşlarla el ele selama çıkıldığında patlayan alkış öyle varlıklı hissettirir ki tiyatrocuya kendini, işte o an ondan daha zengini yoktur. İşte bu yüzden tiyatro benim tutkum. Lise sonrası Siyaset Bilimi Kamu Yönetimi okudum bir sene. Ve bir yılın sonunda bu yol benim yolum değil dedim. İyi ki öyle demişim.

AVP olarak karantina günlerini nasıl geçirdiniz?
Virüsün ciddiyetinin anlaşılması, Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi ilanı ve ortak kullanım alanlarının, stadyumlar, AVM’ler, kafeler gibi tiyatroların da kapatılma kararı bize ulaştığında, Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali’nin üçüncü konuğu Sırbistan ekibi sahnedeydi. Sanat adına müthiş bir talihsizlik ama sağlığımız adına son derece olumlu bir karardı. Perde kapandı, konuklar uğurlandı, sanatçı arkadaşlar, memurlarımız ve teknik ekibimiz bilgilendirildi. Kurumda sadece acil işleri ve yazışmaları yapacak kadroyu tuttuk, hijyene, mesafeye ve temizliğe dikkat ederek benim de içinde olduğum bir grup her gün kuruma gittik. Alışagelmedik bir süreçti, herkes gibi hepimiz gibi başlarda çok zorlandık, bütün dünya panikteydi, korku ve şüphe her yerdeydi, sağlık her şeyin başıydı elbette ve sanat öncelikli konular arasında yoktu. Bundan ötürü önceleri sadece rutini önemsedik ama sonra herkesin bir şeyler yaptığını, maskeyle de olsa hayatın aktığını gördük.

PROJE HALEN SÜRÜYOR

İngiliz tiyatro devi National Theatre, internetten tiyatro klasiklerini yayınlamaya başladı, dünyaca ünlü oyuncular canlı performanslar sergiledi, şiirler, şarkılar, tiratlar… Görüldü ki sanat dijital ortamda da mümkündü. Seyirciyi hayal ederek tiyatro oynamak da mümkün oldu. Genel müdürlüğümüz, Devlet Opera Bale Genel Müdürlüğü’yle bir proje başlattı. Sanat Cepte uygulamasının startını Genel Müdürümüz Mustafa Kurt verdi, başrolünü oynadığı Cimri oyunundan bir tiradla katıldı projeye. Ben de hemen ardından Keşanlı Ali Destanı’nda canlandırdığım Zilha’nın tirat ve şarkılarını seslendirdim. Proje halen sürüyor, Kültür Bakanlığı bünyesindeki sanatçılar internet aracılığıyla ekrandan da olsa sahne alıyor.

ŞİFA OLMA NİYETİNDEYİZ

Bu çalışmanın ardından normalleşme adımlarıyla birlikte Devlet Tiyatrolar Genel Müdürlüğü’nün Kamyon Projesi hayata geçti, Devlet Tiyatrosu bir kamyonla doğu ve güneydoğuda her gün oyun sahnelemeye başladı. Bodrum’da, Ankara’da açık havaya çıktı. Biz de Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı’nın desteğiyle çok özlediğimiz Bursalı seyircilerimizle, 4 ay sonra buluştuk. Oyuncularımızın da seyircilerimizin de sağlığı için tüm önlemleri alarak. Evet, gezegende COVID-19’a karşı evrensel bir seferberlik var ve bizler de sanat ordusunun mütevazı neferleri olarak elimizden geldiğinde bu sürece şifa olma niyetindeyiz.

Açık Hava’da tiyatro projenizi anlatır mısınız?
Yıllardır Devlet Tiyatrosu oyunlarının, özellikle müzikallerimizi, kalabalık yapımları Kültürpark’ta sahnelenmesini istedim. Düşünsenize, bizim salonumuz 350 kişilik ve bizim için muazzam bir kitle. Ama yıldızların altında oynamanın keyfi başka nerede var? Kısmet bu günlereymiş. Genel Müdürümüz Mustafa Kurt, benden proje isteyince tereddütsüz ‘Kültürpark Açık Hava Tiyatrosu’ dedim. Onaylanınca Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı ile temasa geçtik, sıcak baktılar.

BURSA İÇİN BÜYÜK KAYIPTI

Uzun zamandır boş olan Açık Hava Tiyatrosu esasında yılın bu zamanlarında Uluslararası Bursa Festivali’ne ve devamında Altın Karagöz Halk Dansları Yarışması’na ev sahipliği yapıyordu. Böylesine değerli iki organizasyonun pandemi nedeniyle iptali, Bursa için büyük kayıptı. Yerine bir şey konamazdı ama aylardır sanattan uzak kalmış Bursa halkına iki hafta süresince tiyatro izletmek, küçük de olsa bir teselli yerine geçerdi. Bu düşüncemizi aktardığımız Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Alinur Aktaş da projeye yeşil ışık yakınca, geçtiğimiz sezonun en çok ses getiren iki oyununun provalarına hemen başladık.

KEŞANLI ALİ DESTANI VE AKİDE ŞEKERİ


3 bin kişi kapasiteli tiyatro ama, sosyal mesafe gereği bir koltuğu boş bırakmak suretiyle koltuk sayısını 1500’e düşürdük. Belediye ve biz ayrı kollardan tanıtım atağına kalktık. AVP gişelerinden ve ‘biletinial.com’ adresinden bilet satışına başladık. Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı Başkanı Özer Matlı ile Vakıf Genel Sekreteri Fehim Ferik’in büyük katkıları ve destekleri bize güç verdi. Bursalı tiyatroseverler de, beklediğimiz gibi gösterilerimize büyük ilgi gösterdi. 18 Temmuz’dan itibaren dört gece benim de rol aldığım, Haldun Taner’in yazdığı ve Bora Özkula’nın yönettiği Keşanlı Ali Destanı’nı oynadık. 23 Temmuz’dan itibaren de yine 4 gece Ali Meriç’in kaleme aldığı Cenk Turan’ın yönettiği Akide Şekeri sahnelenecek.

Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali pandemiden sonra kaldığı yerden devam eder mi?
Pandemiden sonra her şey mümkün. 7 yıldır mart ayı boyunca şehri koca bir sahneye çeviren bu festival, sadece Bursa’nın değil Devlet Tiyatroları’nın yüz akı projelerinden biri. Katılımcı grup ve oyunların kalitesinin giderek arttığı, Bursa seyircisinin her sene daha çok sahiplendiği bir festival. Bursa’dan olduğu kadar yurdun dört bir yanından Balkan oyunlarını izlemeye geliyor insanlar. Kimi sanatsever, kimi kendi dilinde oyun izlemek isteyen soydaş, komşu, muhacir. Bu festival Bursa ve Balkanlar arasında yepyeni bir köprü oldu. Bu sene eğer ertelemek zorunda kalmasaydık, Bursa halkı Othello’dan Adams Family’ye son derece önemli tiyatro eserlerini izleyebilecekti. Umuyor ve temenni ediyorum ki, dünya en kısa zamanda bu hastalıktan kurtulsun, biz de Balkanlar’dan yeni oyunlar, yeni ekipler ağırlayalım.

Gençlik kurslarından bahseder misiniz?
Bursa Devlet Tiyatrosu’nun geleneksel Ferazcizade Gençlik Kursları var. Bu kurslar benim için öncelikli ve vazgeçilmez bir proje. Bursa’ya ait, geçmişi, kökleri olan Türk tiyatrosuna önemli isimler kazandırmış, daha doğrusu önemli isimlerin ilk kez tiyatroyla buluştuğu platformun adıdır Feraizcizade kursları. Sadece ders, eğitim, öğretim değil amacımız. Niyet ve yetenekleri doğrultusunda kimi kursiyerlerimizi yüksek öğrenim görebilecekleri okullara yönlendirmek, özgüven kazandırmak, topluluk önünde, kürsüde rahat olabilmelerini sağlamak, en önemlisi iyi tiyatro seyircileri kazanmak.

DEVAM ETMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ

Sınavdan geçirip aldığımız 16-25 yaş arası gençlerimize bir yıl süreyle temel tiyatro, oyunculuk, mimik, dans, şan dersleri veriyoruz ve kurs sonunda öğrendiklerini bir final gösterisiyle sahneleme imkânı sunuyoruz. Geçen sezon ne yazık ki pandemi nedeniyle kursları tamamlayamadık. Önümüzdeki sezon her şeyin yolunda gitmesi halinde kaldığımız yerden devam etmeyi düşünüyoruz.

Pandemi süreci sizi nasıl etkiledi?
İlk zamanlarda, konunun vahametini çok da idrak edemediğimiz, salgın sanki bizim ülkemize gelmeyecekmiş sandığımız, kimi komplo teorisyenlerinin de desteğiyle rakamların abartıldığını düşündüğümüz günler oldu. Fena yanılmışız. İçimize kapanmak, yiyecek-içecek istiflemek, evde ekmek yapmaya çalışmak, saatlerce sabahlara kadar dizi izlemek, kitaplara filmlere gömülmek rutinimiz oldu. Kimi vakit bir şeyleri gözden geçirmek, hayata başka pencereden bakmak, böyle hayatlar olabileceği gerçeğiyle yüzleşmek anlamında fayda hanesine yazılabilir belki ama bir daha asla yaşamak istemediğim tecrübelerdi bunlar.

HAYATTA KALMAK İÇİN KAPALI KALDIK

Düşünün, aylar boyunca sadece 9-5 mesai yaptım ve eve döndüm. Koca dünyada sadece tiyatro binasının idare katı ve evim arasında bir hayat. Elbette sağlığımızı yitirmemek için özgürlüğümüzden feragat ettik, milyonlar gibi, hayatta kalmak için kapalı kaldık, öyle gerekiyordu. Umarım tekerrür etmez, gökyüzünün altında olmaktan daha kıymetli bir şey yok çünkü.

Yeni normal süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yeni normal sürecini bir yanım insanlığa ve bilime duyduğum inanç ve umutla, bir yanım da insana dair şüphe ve endişeyle izliyor. Ben bir bireyim, yanı sıra sanatçıyım, anneyim, bir vatandaşım, tüketiciyim vs… ve her kimliğim için farklı düşünceler geçiyor kafamdan. Sonu bilinmez bir yoldayız ama belli ki bugünden yarına her şey değişmeyecek, maskenin, hijyenin, mesafenin hayatımızdan çıkacağı günler çok da yakın değil. Ama her şey bizim elimizde. Fiziksel olduğu kadar psikolojik olarak da durumu önemsememiz, kuralları esnetmeden uygulamamız gerekiyor. Uygulamak kadar denetlemek de önemli. Çünkü önlem inisiyatifinin bireylere bırakılması doğru değil bana kalırsa.

BOŞ VERMİŞLİK, UMURSAMAZLIK

Asker uğurlama, düğün, nişan, cenaze görüntüleri dolaşıyor ekranlarda, akıl almaz. İnat, cehalet, boş vermişlik, umursamazlık. Hangisini derseniz. Fakat sadece bize ya da Akdeniz insanına, doğu toplumuna özgü değil bu davranış biçimleri. İngiltere’de şampiyon Liverpool’da on binler maskesiz, mesafesiz sabahlara kadar eğlendi, bizde de Erzurum halkı şampiyon şehre hastalık dokunmaz diyerek coştukça coştu. ‘Sıkıldık, nefes alamıyoruz, nereye kadar’ gibi gerekçe ve mazeretlerle virüse meydan okuyor bütün dünya. Hastalık kadar bu hastalıklı davranış biçimi korkutuyor aslında. Yapılacak şey daha katı olmak. Daha sıkı takip, sürekli uyarı, gerekirse ceza.

Tatil planlarınızda virüs nedeniyle değişiklik yaptınız mı?
Hayır, yapmadım. Her sene olduğu gibi yine Ayvalık’tayım. Daha dikkatli, daha tedbirli, daha mesafeli.

Yasal Bilgilendirme
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
 
LG
MD
SM
XS