Biz bir aileyiz!

Biz bir aileyiz!

İlk bakışta bir Lars Von Trier ya da Yorgos Lanthimos filminde olduğunuzu düşündüren; ilerledikçe özgün sesini hissettiren, metni yok edip yerine seyircinin gördüklerine yüklediği anlamı koyan, akıllardan kolay kolay çıkmayan bir oyun Gece Sempozyumu…

Güven Kıraç’ın “schwein” yani “domuz” diye tekrar tekrar bağırarak hali hazırda rahatsız olan iskemlelerde oturan seyirciye sataşarak onları daha da rahatsız etmesiyle başlıyor Gece Sempozyumu.  Kocaman bir arenanın çevresindeki topaç benzeri taburelerde oturan seyirciler de dekorun ve tabii ki oyunun bir parçası oluyor. Bir süre sonra arenanın içinde dönmeye başlayan topaçlar da aslında hepimizin aynı çukurda olduğunu fısıldıyor. İster dışarıda kalmaya çalışıp üstüne oturalım; ister içeride dönüşlerini izleyelim; hiç kimse bu çukurun dışında değil…

Başkaldırı bir kadından doğuyor…

Peki söz konusu çukur ne? Elbette tüm dertlerin en temel kaynağı;  “aile”. Gece Sempozyumu’nda ortalıkta görünmeyen bir baba; duruşuyla tarihteki güçlü ve iktidar delisi meşhur kadın sultanları hatırlatan bir anne ve onun üç oğlunun arasında geçenlere şahit oluyoruz. Ne anne ne de çocuklar için baba artık yok. Nihayet yok. Aslında ölmüş değil “uyuyor”. Ve o uyurken bir şeyler artık değişmeli. Değişim için ilk adımı da bir kadın yani anne atıyor. Üç oğlunu sırasıyla arenanın içine sokup onları başkaldırmaya çağırıyor. Ödipal karmaşanın da varlığını hissettiren bu ailede babanın değeri bir domuz kadar bile değil. Hatta çocuklardan biri annesine; “Anne, babam yerine bir domuzla evli olmak istemez miydin” diye sorabiliyor.

Asla göremediğimiz ama otoritesini hissettiğimiz bir nevi Tanrılaştırılmış babaya olan inançlarını tamamen kaybeden bu aile; inanç boşluğuna düşünce bir kaosa sürükleniyor. Seyirciyi de bu kaosun parçası yapan oyunda; yaşanılan dramın ortak dramımız olduğu da en net şekilde hissettiriliyor. Işık ve ses tasarımının özellikle bu “kaos” bölümünde en yukarıya ulaştığını söylemek lazım.

Uzun zamandır Belçika’da yaşayan ve orada üretmeye devam eden yönetmen Mesut Arslan; Engin Hepileri ve Nergis Öztürk’ü buluşturduğu “Oda ve Adam”ın yazarı Eric De Volder’in metnini önce Belçika’da uyarlamış. Sonra aklına oyunu Türkiye’ye de taşımak düşmüş. Hem İstanbul Tiyatro Festivali, hem Zorlu PSM’nin desteğini alan oyun Koninklijke Vlaamse Schouwburg-Brussel ve yönetmenin yer aldığı Platform 0090’ın ortak prodüksiyonu. Bu vesileyle bu yıl festivalde Flemen seçkisine özel bir yer ayrıldığını da belirtmek lazım.

Oyuncuların arenası

Güven Kıraç, Derya Alabora, Serhat Kılıç, Ersin Umut Güler/Mert Fırat, Pervin Bağdat ve Yaşar Bayram Gül/Gökhan Girginol’un yer aldığı Gece Sempozyumu’nda Arslan; her oyuncudan istediğini almayı başarmış. Hepsinden şaşılmayacak derecede iyi performanslar izliyoruz. Kısacası sahnedeki arena; aynı zamanda bir oyunculuk arenası…

Ekonomik dengelerin, cinsel yönelim gibi etmenlerin bireylerin statüsünü belirlediği ilk en küçük topluluk aileyi darmadağın eden Gece Sempozyumu; altı günde yaratıldığı iddia edilen dünyayı adeta bir gecede yıkıyor. Siz de bu dehşet veren ama her anı zihninize kazınan yıkımı mutlaka izleyin. Bir süre sonra zihniniz berraklaşacak; ve Gece Sempozyumu’nun büyüsü sizi şaşırtacak.

{$ item.Category.Title $}

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS