İhtida ve İrtidad: Osmanlı'da din değiştirmeler ve Anadolu'nun gizli Hristiyanları

İhtida ve İrtidad: Osmanlı'da din değiştirmeler ve Anadolu'nun gizli Hristiyanları

Tarihçi Selim Deringil İhtida ve İrtidad adlı kitabında din ile milliyetin birbirine dolaşık bir halde olduğu Osmanlı'da 19. yüzyıldaki din değiştirme olaylarını anlatıyor. Kitapta Tanzimat'ın sağladığı özgürlükle eski dinlerine dönmek isteyen Anadolu'nun ikili hayat süren "gizli Hristiyanları" ile Osmanlı'nın "onlara oynadığı oyun" da yer alıyor.

"İhtida" ve "irtidad"… Arapça kökenli bu iki sözcük dini terminolojiye ait olsa da hukuku, "şeriata (da) dayanan" Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet yönetiminin lügatinde iki önemli kavramdı. Din değiştirmek anlamını taşıyorlar. "İhtida", İslam dinini kabul etmek; "irtidad" ise İslam dininden "dönmek" anlamında… İslam hukukunda bu sözcüklerle tanımlanan fiiller için öngörülen karşılık değişmezken, o dine dayanan Osmanlı devletinin, tebaasının din değiştirmesini ele alışı, tarihinin farklı evrelerinde farklılıklar gösteriyordu.

Din değiştirmenin anlamı değişiyor

Tarihçi Selim Deringil, İletişim Yayınları'ndan çıkan "İhtida ve İrtidad" adlı kitabında 19. yüzyılda Osmanlı'da din değiştirme konusunu ele alıyor. Profesör Deringil'in incelediği bu dönem, din değiştirmenin önceki dönemlere göre köklü bir anlam değişikliğine uğradığı bir zaman dilimi.

Din milliyetçiliğin boyunduruğuna giriyor

Deringil, imparatorlukların sonunu getiren ulus devletlerin tarih sahnesine çıktığı, milliyetçi hareketlerin doğuşuna tanıklık eden bu dönemde dinin sönümlendiğini, ihtida ve irtidad yoluyla milliyetçiliğin boyunduruğu altına girdiğini anlatıyor.

Tanzimat Devleti

19. yüzyıl imparatorluğun artık özellikle Batı karşısında güçsüz düştüğü ve dünyada egemen hale gelen yeni düzene ayak uydurmaya çalıştığı bir tarihsel evre. Osmanlı üzerindeki dış baskının arttığı ve büyük Batılı devletlerin ve Rus Çarlığının, farklı gayrimüslim toplulukların hamiliği iddiasına soyunduğu bu dönemde, Tanzimat'la imparatorluğun hükümranlığının meşruiyetini sağlayacak yeni bir mekanizma hayata geçirilmeye çalışılır. Eski düzenin kaldırıldığı ancak yerine gelecek yenisinin de henüz belirsiz olduğu bu sancılı döneme Deringil, "Tanzimat Devleti" adını veriyor.

Tanzimat'la geleneksel dini yapının kabuğu çatlıyor

Tarihçi, 3 Kasım 1839 Tanzimat Fermanı, 3 Şubat 1856 Islahat Fermanı ve 1876 Kanun-ı Esasi'sini kapsayan süreçte, ihtida ve irtidadın stratejik önemde olduğuna işaret ediyor. Çünkü dinsel aidiyetlere dayalı cemaatler temelinde bir toplumsal örgütlenmeye sahip olan Osmanlı'da, din ile milliyet birbirine dolaşık bir haldedir. Tanzimatla birlikte devletin tüm tebaasının "din özgürlüğünü" taahhüt etmesi, imparatorlukta geleneksel dini yapının "kabuğunu çatlatır".

'Çorap söküğü' ya da 'çürük elma'

Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla yöneten ve yönetilen ilişkilerinin yanı sıra milletler arasındaki ilişkilerin de temelden değişmeye başlamasıyla ihtida veya irtidad, 19. yüzyılın Osmanlı İmparatorluğu'nda önceki dönemlerden farklı olarak tehlikeli görülür: Potansiyel bir milli kimlik yitimi, bir ulusal grup ya da etninin üyesinin eksilmesi… Deringil, milliyetçiliklerin "çorap söküğü" ya da "çürük elma" olarak gördüğü ve anmamaya çalıştığı bu dininden dönenlerle ilgili korku ve duygunun yarattığı sonuçları gözler önüne seriyor.

Abdülmecid İslam'dan dönenin idamını yasaklıyor

1844'te Sultan Abdülmecid'in İslam'dan dönenlerin idamını yasaklama sözü vermesiyle teorik olarak Müslümanların Hristiyanlığa kabul edilmesinin yolu açılmış ve Müslümanın yüzyıllardır varsayılan üstünlüğü hiçe sayılmıştır. Tanzimatla birlikte din değiştirmeler, bürokratik sürecin parçası haline gelerek laikleşir; ancak bu durum Osmanlı bürokrasisi için "tasdi-i ali" yani bir baş ağrısına dönüşür. Din değiştirmeler, yeni ve çok boyutlu toplumsal, dinsel, dilsel, politik, diplomatik sorunları beraberinde getirir.

Polonyalı aristokrat, aşık Ermeni papazı, kumarbaz Fransız…

Dinin, bireysel ve vicdani bir mesele olmaktan çok bir aidiyet, milli kimlik, devletle ilişkide statü olarak belirmesi, din değiştirme vakalarının da belirleyici niteliği olarak kendini ortaya koyuyor. Deringil kitabında inanç ve motivasyon derecelerinin neredeyse sonsuz olduğuna işaret ediyor. Kitapta çok sayıda din değiştirme örneği belgeler üzerinden anlatılıyor ve bunların yol açtığı sorunlar ortaya konuluyor. Devletin bir yandan yaşananları Müslüman tebaanın tepkisinden bir yandan da Batılı güçlerin müdahalesinden kaçırmak için uğraştığı din değiştirme vakaları arasında; kendisini asacak düşmandan Osmanlı'ya sığınarak Müslüman olan Polonyalı aristokrattan, aşk yüzünden İslamiyet'i kabul eden Ermeni papazına, kumar borcunu sildirmek için Müslüman olan Fransız'a kadar örnekler var. Bunların yanı sıra Anadolu'daki katliamlar sırasında hayatını kurtarmak için ihtida eden Ermeniler de.

Dinde zorlama yok mu?

Deringil, sıraladığı pek çok örneğin aksini ortaya koyduğunu belirttiği "İslamiyette zorlama olmayacağı" sözü bağlamında da incelediği din değiştirmelerle ilgili şu örnekleri de sayıyor: "Bir de o gri bölge vardı; gündelik hayattaki küçük hakaretler -öldüğünde 'merhum' diye anılmak yerine 'mürd' (ölü, yalnızca hayvanlar için kullanılır) denmek, bazı renkleri ya da giysileri giymeye izin verilmemesi (yalnızca Müslümanlar yeşil giyebilirdi) ya da bazı binek hayvanlarına (at, deve) binememek- işte bu küçük ama gündelik hayatta katlanılan ufak dikenler, birçok kişinin İslamiyet'i kabul etmesine neden olmalıydı."

Öldürülen konsoloslar ve Ahmed Tevfik

Profesör Selim Deringil, Osmanlı'da uluslaşma sürecini önceleyen bu kritik dönemi incelediği kitabında, 1876'da Selanik'te Fransa ve Almanya konsoloslarının öldürülmesiyle sonuçlanan bir Hristiyan kızının sevdiğiyle evlenebilmek için Müslüman olması üzerine yaşanan olayları; 1865'te Emirgan Rüşdiyesi'nde hoca olan Ahmed Tevfik'in Evanjelist propaganda nedeniyle idama mahkum edilip, İngiltere Büyükelçisinin araya girmesiyle Abdülhamid tarafından Sakız Adası'na sürgün edilmesini ve Anadolu'daki gizli Hristiyanlar ile çifte kimlikli olarak yaşayanların da çarpıcı hikayelerini anlatıyor.

Gizli Hristiyanlar - Oflular: 'Hemşinliler dönerse biz de döneriz'

Deringil, Anadolu'nun gizli Hristiyanları arasında eski dinleri Hristiyanlığa dönmek isteyen Hemşinlilerin hikayesini de anlatıyor: "Niyetlerini yörenin ağası Suiçmezoğlu'na açtılar, ağa razı oldu ve Hristiyanlığa dönmek isteyen ailelerin bir listelerini hazırlamalarını söyledi. O sırada, İstanbul'dan Sürmene'ye gelen devlet yetkililerine mesele arz edildi. Bu noktada sofuluklarıyla ünlü Lazların yaşadığı komşu bölgedeki Of'tan mollalar gelip olaya müdahale ettiler. Mollalar, eğer Hemşinlilere din değiştirme izni verilirse, kendilerine de aynı iznin verilmesi gerektiğini söylediler, çünkü onlar da eskiden Rum Ortodoks Kilisesi'ne bağlıyken sonradan İslamiyet'e geçmişlerdi. Bu hile işe yaradı, meşhur 'Oflu Hocalar'ın mürted olmalarından doğacak skandaldan korkan devlet yetkilileri, tekrar geri geleceğiz diyerek aceleyle oradan ayrıldılar ama bir daha da dönmediler."

Kurumlulara Osmanlı'nın oyunu

Kitapta "Pontus'un Kurumlularının" ilginç öyküsü de var. Trabzon ile Gümüşhane arasındaki Kromni bölgesinde yaşayan, Rumca konuşan Müslümanlar, 1857'de Hristiyan olduklarını açıklayarak, Ortodoks kabul edilmek istediklerini bildirir. O güne kadar ikili bir yaşam süren ve durumları yörede bilinen Kurumluların talebinin temelinde, kendilerine askerlikten muafiyet sağlayan işlettikleri maden ocaklarının kapatılması vardır. Askerlikten kurtulmak için, Hatt-ı Hûmayun'un dini özgürlükleri kabul ettiğine fazla güvenerek İslam maskesini atar ve kendilerini Hristiyan olarak tanıtırlar. Sonrası ise şöyle: "Kurumlular cemaati gerçekten de pandoranın kutusunu açmıştı. Babıâli'nin tepkisi gecikmedi. Dini özgürlüğü kamu önünde henüz yeni ilan etmişken Kurumluların taleplerini açıkça geri çeviremezdi. Ancak eski Anadolu deyişinde ifade edildiği üzere 'Osmanlı'da oyun çok'tu. Bu kez oyun, yeniden Hristiyanlığa dönen Kurumlular için 'tanassur-u rum', sözlük anlamı Ortodoks olarak vaftiz edilenler, ama aslında 'Hristiyanlığa dönenler' anlamına gelen, yeni bir kategori yaratmaktı. Burada bir hususu vurgulamak gerek: Kurumlular devletin gözünde resmen sadece mürteddiler; Osmanlı Devleti ise, Kurumluları Düvel-i Muazzama'nın öfkesini kışkırtmadan veya yeni ilan edilen özgürlüklere ters düşmeden cezalandırabileceği bir kategori icat etmekteydi. Kurumlular, yeni Tanzimat özgürlükleriyle yabancı himayesinden edinecekleri avantajlı konuma sahip olmayı umarken, çifte aidiyetin en kötü sonuçlarıyla karşılaştılar. 'Böylece Kurumlular, orduda eski Müslümanlar olarak görev yapmak ve hem Hristiyan hem Müslüman adlarıyla kayıtlara geçmek zorunda kaldılar. Böylece, Osmanlı devleti ikili bir hayat yaşamaktan kurtulmak için Hristiyanlığı seçen Kurumlulara resmen çift kimlik vermiş oldu. Devletin bu şeytanca oyununa yerel Müslüman halkın zulmü de eklendi; bir zamanlar dindaşları olan insanlara Müslüman mezarlıklarında yatan ölülerini ziyaret etmelerini yasakladılar. Şöyle bir mantık izlediler: Hristiyan oldukları için Müslüman ölüler üzerinde hak iddia edemezlerdi."

Kitapta Akdağ Maden'in İstavrileri, başka çifte kimlik vakaları, Macar ve Polonyalı sığınmacılar, Ermenilerin canlarını kurtarmak için Müslüman olmaları, kaçırılan kadınların Müslümanlaştırılmaları ve bunların yol açtığı sorunlar çok sayıda örnekle okurun gözleri önüne seriliyor.

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS