Yönetmen Emin Alper "Abluka"yı anlattı

Yönetmen Emin Alper "Abluka"yı anlattı

Venedik Film Festivali'nden "Jüri Özel Ödülü"yle dönen "Abluka", seyirciyi karakterlerinin paranoyasına ortak ediyor. İzleyici "Tanrısal Göz" olmaktan çıkıp olayları karakterlerin gözünden görüyor. Gittikçe karanlığa gömülen film, seyirciyi "abluka" altına alıyor. Emin Alper, Gökçe Pekhamarat'ın "Abluka" ile ilgili sorularını yanıtladı.

"Tepenin Ardı" filminde alegori ve genele yayılan bir paranoya hikayesi vardı. "Abluka"da ise paranoya kişiselleşmiş. "Abluka"yı yazarken Türkiye'nin içinde bulunduğu durum etkili oldu mu?

Aslında yok. Çünkü senaryo çok daha önce yazılmıştı ama dediğin gibi "Tepenin Ardı" kolektif bir paranoya hikayesi, kollektivitenin karşısında nasıl bir düşman yarattığını anlatıyor ve paranoyayı buradan işlemeye çalışıyorum.

Abluka'da ise iki kardeş üzerinden paranoyanın bireysel düzlemde tahrip edici etkilerini ele alıyoruz. Bu filmin senaryosunu ilk yazdığım zaman da çekmeye başladığımız zamanlarda da nispeten daha barışçıl bir ortam vardı. İlk senaryoyu yazdığımda yıl 2009'du barış sürecinin başladığı zamanlardı. Arada yine bir barış süreci bozuldu yine küçük çaplı bir savaş dönemine girdik ama tekrar filmi çekmek için senaryoyu ele aldığımızda yine barışçıl bir ortam vardı.


Filmdeki ses tasarımı da oldukça etkileyici ve vurucuydu. Ses tasarımı senaryo aşamasında mı oluştu?

Sesin çok büyük bir kısmı senaryo aşamasında vardı. Kapı çalmalar, köpek sesleri bunların hepsi senaryoda vardı. Çünkü ses benim için atmosferin önemli bileşenlerinden bir tanesiydi. Yazarken de bunu hayal ederek tasarlayarak yazmıştım.



Filmde bir devlet bir de terör örgütü tarafı var. Belki Kadir'i dolaylı olarak devlet tarafında görsek de aslında karakterlerimiz apolitik ve her iki yapıya da ait değil. Filmin güçlü bir politik arka planı olmasına rağmen seyirci filmi neden apolitik karakterlerin gözünden görüyor?

Bu filmin temel meselesi buydu; iki apolitik karakter üzerinden hikayeyi anlatmak. Tabi Kadir için tam anlamıyla apolitik diyemeyiz. Sonuçta devlet için muhbir olarak çalışıyor ama en azından yüksek bir politik bilinci yok. Ahmet de kendini çok fazla içine kapamış dünyadan habersiz. Dolayısıyla bu sıradan iki karakter üzerinden film gidiyor. Onların hikayeleri üzerinden dış dünyaya dair, politikaya dair dolaylı yoldan bir şeyler söylemeye çalışıyorum.

Emrinde çalışanlara bütün köpeklerin öldürülmesini emreden Vahap'ı televizyonda ise köpeklerin barınaklarda güvenli ve huzurlu bir şekilde yaşadığını anlatırken görüyoruz. Burada medyaya ağrı bir eleştiri var gibi?

Evet medyaya bir eleştiri var ama bu sadece medya eleştirisi değil. Aslında bir devlet eleştirisi. Devletin yaptıklarını yıllarca nasıl bir iki yüzlülükle sakladığını anlattım. Özellikle yargısız infazlar çok gördüğümüz bir şeydir. Medyanın haber alma olanakları da engellenir. Yani bir çatışmadan sonra içerde ne olduğunu bilemezsiniz. İçerdekiler gerçekten direndi mi, ateş açtı mı? İçeri girilir, insanlar öldürülür ve terörist diye yansıtılır. Bu duruma şu dönemlerde daha az rastlanıyor ama 90'larda oldukça hakimdi. Bu hem bir devlet eleştirisi olarak alınabilir hem de medyanın önemli bir kesiminin bunda ortaklık yaptığı çıkarılabilir.

Kadir'in dolaylı yoldan da olsa kardeşinin ölümüne sebep olmasında Meral'e olan tutkusunun payı var mı?

Kadir'in karanlık tarafının payı olduğunu söyleyebiliriz. Sadece Kadir'in Meral'e olan duyguları değil, Ahmet'e olan duygularının da etkisi var. Ahmet'i her ne kadar abi dürtüleriyle korumaya çalışsa da aslında kıskanıyor. Gerçekten kardeşinin ölümüne yol açması tamamen trajik bir hata mı yoksa Kadir'in karanlık bilinçaltının devreye girdiği bir tür kardeşini yok etme isteği mi? Böyle bir soru işareti benim açımdan var en azından.



Final sahnesini - doğruyu söylemek gerekirse - düş mü yoksa gerçek mi çok anlayamadım. Meral'i gördüğümüz için hayal olma ihtimaline biraz daha yakınım ve biraz da sanki ayin gibi bir ölüm töreni oldu. Final sahnesini nasıl okumalıyız?

Tam olarak böyle yorumlanması gerekiyor. Düş mü gerçek mi olduğunun anlaşılmamasında bence bir sorun yok. Ben de düşsel bir sahne olarak yorumluyorum ve bunun daha iyi, daha güzel bir yorum olduğunu düşünüyorum ama orada bir açıklık bıraktık. Seyirci gerçek mi düş mü olduğu konusunda soru işaretleriyle ayrılsın istedik. Ama her iki okuma da yanlış olmaz .

"Abluka"da ekspresyonist bir anlatım var. Ruh hali olarak da bu akıma yakın mısınız?

Evet. Ben ekspresyonizmi severim. Edebiyatta Dostoyevski'den Kafka'ya uzanan çizgi benim çok etkilendiğim bir tarz. "Berlin Alexanderplatz" en sevdiğim romanlardan biridir. Tabii her filmde bu tarz stil uygulayacak mıyım uygulamayacak mıyım bilmiyorum. Çünkü ben biraz da hikayenin götürdüğü tarafa gitme taraftarıyım. Mesela ilk filmde de gotik bir hava olduğu söylense de bu filmdeki kadar ağırlıklı değildi. Bu filmde o estetiği uç noktaya götürmeye çalıştım. Bir dahaki hikayenin nasıl bir estetik noktaya götüreceğini kestiremiyorum ama ekspresyonist ifade tarzına kendimi yakın hissediyorum.

Peki o zaman laf bir dahaki hikayeden açılmışken son soru olarak şunu sorayım: Şu anda kafanızda oluşturduğunuz yeni bir hikaye var mı?

Kafamda bir şeyler var. Senaryo yazma aşamasına gelmedim ama kafamda birkaç farklı hikaye var. İki hikaye üzerine yoğunlaşacağım. Daha sonra bir tanesine karar verip onu senaryolaştıracağım.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS