Kitabın kapağının tam ortasında kibar beşgen bir pencere var. İsmini o pencereden söylüyor dışarı. Sonra kapağı kaldırınca tam ortasında kocaman beyaz bir piramit saklayan altın sayfalar çıkıyor karşınıza. O an fark ediyorsunuz kitabın adı olan "Yalın Şeyler" meğer o beşgen piramitin tepesindeki en aydınlık yermiş...
Filmdeki kızın ismi Derin (Eyşan Dönmez). 30'larını geçmiş, İstanbul'da kendi ayakları üzerinde duran, sanata, yaratıcılığa merakı olan bir kız. Kendi zevkine göre dekore etmiş olduğu minimal evinde yalnız yaşıyor. İlişkisi yok ancak aşka inancı var. Şansını denemekten vazgeçmiyor. Yaşadığı hikayelerin bir sonu olmasa da hep kalbinin peşinden gitmeyi seçiyor. Bazen aşkın bazense aşk acısının onu büyütmesi gerektiğini biliyor.
Güneşin doğuşunu çok seviyormuş. En güzel anıları genelde ailecek çıktıkları noel seyahatlerine ait olurmuş. Okuduğu an etkilendiği ilk romanlardan biri Harper Lee'nin "Bülbülü Öldürmek" adlı eseriymiş. Her zaman stiline hayranlık duyduğu isim Ralph Lauren'miş. Favori filmi sorulduğunda Inception filmindeki Cillian Murphy'nin oyunculuğunu çok sevdiğini söylemiş. Favori insanı eşi Monica'ymış ve Frank Sinatra'nın "I've Got You Under My Skin" şarkısı yıldönümlerinde her zaman dinledikleri şarkıymış. Hayattaki en büyük kahramanları ise anne ve babasıymış..
Aralık'ın başlamasıyla beraber yazı diline çam ağacı ve parlak yıldız emojisi eklenmeye başladı. Şimdi yıl biterken her gün enerji bir öncekinden daha da yüksek olacak. Caddeler, sokaklar süslenip ışıklandırılacak. Yılbaşı panayırlarında hindiler pişecek, oyunlar oynanacak, restoranlar yılın son ayına ve de yılbaşına özel hazırladıkları tatları beğeniye sunacak..
Ben Gwendoline Christie'i "Lady Brienne" olarak tanıdım ve o hali ile sevdim. O nedenle nerede karşıma çıksa, üzerinde şövalye kıyafeti yerine modern kıyafetler olsa bile bir yerlerden görünmez bir kılıç çıkaracak, yine haklıyı savunacak ve bize de muazzam bir görsel şölen yaratacak gibi hissediyorum. Bence iflah olmaz Game of Thrones fanlarının hepsi de böyle hissediyor.
İstanbul soğumaya başladı. Artık sonbahar pardesüleri, kot montlar yeterli gelmiyor. Bir kafenin bahçesine oturduğunuzda bir rüzgar esişinde içiniz tir tir titremeye başlıyor. Kahvenin sıcaklığı hoşunuza gittiği için elinizden bırakasınız gelmiyor. Uzun lafın kısası yine o mevsimdeyiz artık, yazlıklar kalkıyor, kışlıklarsa saklandıkları yerden bir bir dışarı çıkmaya başlıyor.
Son derece içgüdüsel bir biçimde gittiğim sergilerin bende bıraktığı iz başka oluyor. Bu bir davet değil diyorum kapıdan içeri girerken. Kimse bana gel demedi. Buraya kendiliğimden geldim. Görünmez bir şey beni tuttu çekti ve buraya kadar getirdi. O yüzden buradan farklı çıkacağım, biliyorum.
"Urla'dan bir taş ev alacaksın. Eski Rum evlerinden biri olacak. O evin içine girecek ve sonra hiç çıkmayacaksın. Çünkü istesen de çıkamayacaksın. Hayatta belli bir noktaya gelmiş olacaksın. Yazacaksın. Yazacaksın. Yazacaksın..."