Kendisini, üç kuşağın dünya seyahatlerine ilişkin fotoğrafların yer aldığı bir fotoğraf sergisi haberi ile tanıdım. 1930'larda dede fotoğraf makinasını alıp, o dönemde gidilmesi oldukça zor olan dünyanın öbür ucundaki yerlere gidip gördüğünü, hissettiğini kayda almış. Ardından oğlu, en son da torunu yıllar içerisinde bu tutkuyu devam ettirmiş. Sonra torun, bir Hindistan seyahatinde 80 yaşına geldiğinde pişman olmamak için bugün neleri farklı yapmalıyım, neleri üretmeli, yaratmalıyım sorusunun peşine düşmüş.
Annie Bot, bilinci yükselen ve de tabiri caizse Matrix'ten çıkış yaparak, uyanan, "ben kimim ve de ne yapmak için bu dünyadayım?" algısına ulaşarak, kendini gerçekleştirmenin peşine düşen insansı bir robotun günümüzde ve de yakın gelecekte geçen hikayesini konu alan bir bilim kurgu romanı.
Geçtiğimiz hafta Dolunay gecesi bir yağmur başladı İstanbul'da. Ardından da büyük bir gök gürültüsü.. Cam açıktı, duyar duymaz uyandım. Bir müddet yattığım yerden dinledim yağmurun sesini. Sıcak ve nemli geçen uzun yazın ardından çok özlediğim bir sesti. Sonra yeniden uykuya dalarken, o yağmurun yazı bitiren yağmur olduğunu düşündüm. Koca yaz sona ermişti..
Hafızaya dair şu düşünce beni oldum olası çok etkiler. Bir insanı tanıdıktan sonra o insanı zihninizde nasıl hatırlayacağınızı çoğunlukla bilemiyorsunuz. Aynı şekilde insanların sizi akıllarına getirdiğinde nasıl hatırladığını da bilemiyorsunuz. Ve daha da önemlisi bu kayda müdahale edemiyorsunuz.
Geçen gece Düsseldorf Sanat Akademisi'nden 12 öğrencinin Baksı Müzesi'ndeki Ütopya Atölyeleri'ne katılımına ilişkin habere denk geldim instagram'da. Fotoğrafların altında bu uluslararası sanat diyaloğunun sanatçı Amelie Strömer'in yürütücüğünde gerçekleştiği yazıyordu..
Sakıp Sabancı Müzesi'ndeki Yoko Ono'nun sergisine girerken enerjim biraz düşüktü çünkü son günlerde peş peşe kayıp haberleri almıştım. Dolayısıyla biraz üzgün ve de düşünceli bir haldeydim. "Biraz sergiyi dolaşırım, kafam dağılır" diye düşünüyordum ancak beklentimden fazlasını yaşadım. Bu nedenle sergiyi "iyileştirici ve de özgürleştirici bir deneyim alanı" olarak tanımlamakta bir sakınca görmüyorum.
Fotoğrafta Hamilton'ın gözleri sevinçten ağlamaklı bir haldeydi. Sağ eli ile sımsıkı kavradığı altın kupayı tutuyordu.
Alavya, insanların sevdiği işi yaparsa ne kadar mutlu olabileceğini gösteren sihirli bir mekan. Her odanın ayrı bir ruhu, enerjisi ve de sizi kucaklayıp sarmalama biçimi var. İlginç bir biçimde Alavya'ya her geldiğinizde hangi odada kalıyorsanız o sırada o oda size sizinle ilgili duymaya ihtiyacınız olan şeylerle gelmiş oluyor sanki. Demek istediğim, nasıl bir duygudaysanız o duygunun ihtiyacı olan sarılma şeklini getiriyor size.