Gerçeğe olan yakınlığın, kaç boyutu algılayabildiğine bağlı

Geçtiğimiz hafta, Doğuş Grubu’nun daveti ile uzundur izlediğim en yaratıcı tiyatro oyununa gittim. Berkun Oya’nın yazıp yönettiği, seyirciyle buluştuğu ilk günden beri kapalı gişe oynayışı ile bilinen bu oyunun adı ‘Dünyada Karşılaşmış gibi’ idi. 

Oyun, 2019 yılına ilişkin olarak Afife Jale Tiyatro ödüllerinden ‘Yılın En Başarılı Oyunu’ ödülüne ve Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB) tarafından da ‘Yılın Yapımı’ ödülüne layık görülmüş. Bunun yanısıra Sadri Alışık ve Afife Jale Tiyatro ödüllerinden farklı kategorideki ödüllere de ayrıca sahip. Oyun üzerine biraz araştırma yaptığınızda görüyorsunuz ki, izleyici ile ilk buluştuğu andan itibaren tiyatro severler ve tiyatro eleştirmenleri tarafından pek çok ödül ile yılı bitireceği öngörülmüş. Oyun kısaca ‘karakolda sıradan bir gecede, kayıpların ardından kesişen hayatlar’ı anlatıyor fakat oyunu unutulmaz kılan taraf konunun aktarım biçimi. İnternet üzerinde tiyatro oyununa ilişkin detaylı açıklamalar olduğunu da görmüş olduğum için sürprizini kaçırma düşüncesinden vazgeçerek, size kendi deneyimimi anlatacağım.

Oyun Wolksvagen Arena’da oynanıyor ve doğal olarak da oyuna girebilmek için ilk olarak biletinizde yazan salonun hangi salon olduğuna, ardından da hangi koltuklarda oturduğunuza bakıyorsunuz. Salona giriyor, koltuğunuzu buluyor ardından da koltuğunuza iliştirilmiş birer kulaklık olduğunu görüyorsunuz. İlk yaptığınız şey tabiki de yerinize oturup, kulaklığınızı takıp ardından da etrafınıza bakmak oluyor. Oyunun oynanacağı yer bir cam fanusun içi. Yani tiyatro oyuncuları az sonra geldiklerinde bir camın arkasından sergileyecekler performanslarını ve siz de olan biten herşeyi elinizde tutmakta olduğunuz kulaklıklar üzerinden dinleyerek takip edeceksiniz. Bunu anladıktan sonra Krek tiyatro ekibinden gelen bir kişinin direktifleri ile beraber kulaklıklarınızın çalıştığından emin oluyor ardından da kulaklıktan gelen Ferdi Tayfur parçası ile oyuna hazırlanmaya başlıyorsunuz.

Kulaklıklar sizi içinde olduğunuz salonda bir kalabalık içinde olmanıza rağmen yalnızmışsınız gibi hissettirirken daha konsantre bir biçimde oyuna sokmaya ve sahnedeki en ufak sesi bile duymanıza yardımcı oluyor. Ve tabiki de oyun alışageldiğimiz tiyatro oyunları gibi bir oyuncunun sahneye çıkıp bir kaç replik söylemesi ile başlamıyor. Onun yerine bir sinema salonundaymışsınız gibi ışıklar daha da kararıyor ve o cam fanusun içerisinde duran minik bir perdeden bir kısa film başlıyor. Filmi izlemeye başlıyorsunuz ve bir yerden sonra da filmin sonuna gelmiş olduğunuzu hissettiğiniz an anlıyorsunuz ki tiyatro oyununun da ilk sahnesi tam o an başlıyor. Yani aslında filmin son sahnesi, tiyatro oyununu başlatan ilk sahne olmuş oluyor. Dolayısıyla da filmde izlediğiniz hikayenin devamını sahnede izlemeye başlıyorsunuz. Böylece o ana kadar geçen zamanı yani bir anlamda yaşanmış çoklu geçmiş zamanı ve yaşamın o ana kadarki akış şeklini çok kısa bir sürece oldukça kapsamlı bir biçimde görüyorsunuz. Bu sayede de hikayenin nasıl bir zemin üzerine kurulu olup, nasıl bir merkezi olduğunu net bir biçimde anlayabiliyorsunuz.

Hikaye bu noktadan itibaren bir yere kadar cam fanusun içerisinde ve kulaklıklarla oynanmasının dışında normal bir tiyatro oyunu gibi akıyor. Fakat bir yerde birden oyunun başında gördüğümüz Krek Tiyatro ekibindeki kişinin yeniden sahne önüne gelmesi ve ‘oyunumuzun ilk perdesi burada sona erdi, şimdi yan salona geçebilir ve yine aynı salondaki aynı yerlere oturup oyunun ikinci yarısını bekleyebilirsiniz’ demesi ile beraber oyun, yeniden normalin dışına çıkmaya başlıyor. Bu direktif üzerine ısınmış olduğunuz yerinizden kalkıyor, kulaklıklarınızı yerine bırakıyor, salonu terk ediyor ve diğer salondaki aynı koltuklarınıza oturuyorsunuz. Sonra fark ediyorsunuz ki bu sahne aslında ilk perdenin oynandığı sahnenin gözükmeyen tarafı. Yani arka tarafı.

Hani tiyatro oyunları genelde tek boyutludur. Akan bir hayatı tek yönlü bir seyirci üzerinden izler, oyunu anlamaya çalışır ve sonra oyun bitince de gidersiniz. İşte burada, oyunun iki yönü de devreye giriyor ve bu nedenle de birden boyut fazlalaşmış oluyor. Dolayısıyla ilk perdenin oynandığı salonda oyunu izlerken az gördüğünüz oyuncuları daha çok, çok gördüğünüz oyuncuları ise daha az görmeye başlıyorsunuz. Bu nedenle de ilk perdede izlerken yarım kalmış olan cümleleri tamamlamış ve oyunu her açıdan görmüş olarak yani tam anlamıyla parçaları birleştirmiş oluyorsunuz. Bunun anlamı şu demek oluyor. Aslında oyunun iki perdesi de birbiri ile aynı yani sahne üzerindeki oyuncular gece boyunca aynı oyunu üst üste iki kez oynuyorlar. Ancak siz oyunu farklı açılardan izlemiş olduğunuz için asla ve asla oyunu üst üste iki kez izlemiş gibi olmuyorsunuz. Çünkü tanık olduğunuz olaylar ve kişiler farklı. Oyuncuların seyirci ile paylaştıkları hikayeler farklı. O nedenle tahmin yürüttüğünüz herşey ortadan kalkıyor ve gerçek ile yer değiştirmiş oluyor. Yani gerçeği öğrenmiş, dolayısıyla da kendi tahminlerinize göre değil gerçeğe göre bir yorum ve analiz yapar hale gelmiş oluyorsunuz. 

Oyunun bana göre heyecanımı en çok yükselten yeri şuydu. Oyunda her iki sahneyi birbirinden ayıran bir duvar ve her iki sahneyi de birbirine bağlanan bir kapı vardı. Biz ilk salonda, kendi oyunumuzu izlerken asla ikinci salonda aynı oyunun diğer açıdan oynanan halini izleyeceğimizi bilmiyorduk. Sahnedeki kapı her aralandığında ise aralanan kapıdan karşı salonda oturan izleyicilerin bir kısmını saliselik de olsa görüyorduk. Ve her gördüğümüzde de diğer salonda ne olduğunu bilemediğimiz için büyük bir merakla, açılan kapıdan öte tarafı, öte tarafta ne olduğunu görmeye çalışıyorduk. Ve ilk perde sona erip ikinci perdenin vakti geldiğinde de anlıyorduk ki, o aralanan kapıdan görmeye çalıştıklarımız aslında bizlermişiz. Yani biz aslında az sonra yaşayacağımız çok yakın bir geleceği aradaki kapıdan az da olsa görüyor, bir yandan bulunduğumuz yerdeki hikayenin ne olduğunu anlayıp sindirmeye çalışırken bir yandan da iki zıt yönde akan aynı gerçeğin birbirinin parçası olduğunu görüyormuşuz.  

Şimdi bu farklı deneyimin ardından, bu yaratıcı oyunun bende bıraktığı düşünce şu oldu. Bugüne kadar tek bir açıdan gördüğümüz bir olayı - aynı bu oyunun ilk perdesinde gördüğümüz gibi - bütün olarak kabul ediyor ve bütünün bir parçası olabileceğini düşünmüyor olabiliriz. Yani yaşamda süregelen olayların sadece bize görünen biçimi ile ilgileniyor ve olayların arka tarafında olup biteni göremediğimiz için de gerçekle olan bağlantıyı kaybediyor olabiliriz. Dolayısıyla belki de bugüne kadar olayın bütününe hakim olduğumuzu sandığımız bir çok olayda, yaşadığımız dönem boyunca elde ettiğimiz yeni bilgileri de göz önünde tutarak sorgulamamız gerekiyor.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS