Kötü, iyiye geçiş portalıdır

Casa dell’Arte’nin Bodrum denizini gören sanat eserleriyle dolu bahçesindeyim. Ayaklarım güneşin sımsıcak yaptığı canlı yeşil çimenlerin üzerinde. Karşımda iki direk üzerine asılı 16 kelimelik, beyaz büyük harflerle yazılmış bir cümle duruyor. Havada duran kelimeler.. Beni birden uzun km’lerin sonunda, bir yol kenarında hangi şehre giriş yapıldığını haber veren yol tabelalarından birinin önündeymişim, otoyolun ortasında durmuşum gibi hissettiriyor. Bir bahçede değil de bir şehrin girişindeymişim gibi oluyorum. Bir şehre değil de bir duygunun içine giriyormuşum gibi oluyor. Ve işte o an, Robert Montgomery’nin eseri hiçbir şeyin çarpamayacağı kadar beni çarpmış oluyor..

“The people you love become ghosts inside of you and like this you keep them alive.” yani “Sevdiğiniz insanlar, içinizde hayaletlere dönüşürler ve bu şekilde siz de onları canlı tutmaya devam edersiniz.”

Sanat eserlerinin insana yaptığı bu şeyi çok seviyorum. Sarsıp, kendi hayatına ve kendi kimliğinin içinde bir yerlere fırlatıp, düşündürüp, hissettirip, boyutmuş, zamanmış, mekanmış, artık o an içinde olunan her ne varsa yok kılmasına bayılıyorum. Çünkü zihni aradan çıkartıp, tüm gerçekliklerden uzaklaştırıp, öyle ya da böyle kendisiyle yüzleşmesine yardımcı oluyor insanın. 

Ben bağlantılar ve bir takım olayları, cümleleri, insanları, oldukları an içerisinde kendi üzerimden giderek hayatım konusunda ipuçları yakalamayı çok severim. Bazen insanı sert duygularla karşılaştırıyor olsa da insana iyi gelir çünkü bana göre sanat eserleri, insanın o anki haleti ruhiyesine ilişkin bir takım görsel mesajlar taşır, insana insanı hatırlatmak için. Yalnız olmadığını, sonsuza dek üzerine bastığı toprakta yaşamayacağını, bir takım hislerin maddeye dönüşebileceğini, anların değerli olduğunu, yaşamın biricik olduğunu, insanların bir yüz ve etten, bir bedenden çok çok daha fazlası olduğunu, eğer dikkatle bakılabilirse ruh denen içerideki o henüz ne olduğu tam tanımlanamamış şeyin görünebileceğini ve hazırsak bildiğimiz anlamdan ötesini bize aktaracak kimselerin etrafımızda olduğunu..

Etrafımızdaki kimseler demişken.. Bahçeye çıkmadan evvel, ışığı soldan yüzüme aldığım koridorda gördüğüm Chris Jones’un ‘Kütüphane’ adlı eserinde de tam olarak bunu hissettim. Üzerine kendi teninden başka hiçbir şey giymemiş olan siyah uzun saçlı bir kız muhtemelen objektife doğru bakıyordu ve kızın suratının olması gereken yerde bir suratı yoktu. Onun yerine 3 boyutlu bir kapı vardı ve boynunda da merdivenler. Resimdeki kapı, haliyle esere adını veren bir kütüphanenin kapısıymış hem de Portekiz’deki bir kütüphanenin kapısı ancak tabi resim bana, bir kütüphane kapısından daha fazla şeyler söyledi. Şöyle şeyler;

“Hayatınızda karşılaştığınız bazı insanları yalnızca insan olarak algılamayın. Onları aynı zamanda sizi, kendi başınıza asla öğrenemeyeceğiniz bilgilerin damıtılarak size ulaşmasını sağlayan, sizin öğrenmeniz gereken bilgileri size kısa yoldan aktaran aktarıcılar olarak kabul edin. Öyle ki, bu insanlar size iyi ya da kötü şeyler yapacak, sizi büyütecek ve en nihayetinde de sizi olmanız gereken kimse yapacaklardır. Ancak böyle o ana kadar sahip olmadığınız bir bilince sahip olabileceksinizdir. Yani kızın suratını surat olarak görmeyin diyor sanatçı, onu bilgi aktarıcısı olarak görün diyor. Bakın, boynunda merdivenleri de var diyor. İçinden gelen kelimeleri bu basamakları teker teker çıkararak karşısındakine ulaştırmayı üstlenmiş diyor. Kelimeler incitse de öğretir diyor. Çünkü bu iş böyledir. Her zaman görüneni göründüğü gibi kabul etmemek gereklidir..”

Yeniden bana bu yazıyı yazdıran Montgomery’e dönersem.. Bu İskoçyalı şair, heykeltraş ve melankolik Post-Situationist (durum aktarıcı) sanatçının işini ilk gördüğüm an açıkçası ölümü düşündüm. Sonra yeniden okuyup yazılanı sindirdiğim an da; ‘bence ölüm iki halde oluyor’ dedim. ‘Bunlardan biri gerçekten bu dünyadan artık ayrılma vakti gelmiş olanların gidişi diğeri de gerçekten hayatınızdan artık çıkma vakti gelmiş olanların gidişi’ dedim. Yani biri gerçek ölüm diğeri ise yalancı ölüm. Yani birinde ölen kişinin ölümünden sonra ne yaptığını bilemez ve göremezken (bu kişi gerçekten hayalet olurken) diğerinde haberini arada bir de olsa alıyor (çünkü artık sosyal medya hayaleti olmuş oluyor) ve sizden sonra yüzüne hangi kırışıklığı eklemiş görebiliyorsunuz.

Bu aslında ilginç bir hissiyattır. Yani aynı gazın sıvı ya da katıya dönüşmesi gibi insanın sevdiği kimseleri bir halden başka bir hale dönüştürmesinden bahsediyorum. Bir zamanlar insanın hayatında olan ancak artık o ya da bu sebeple olmayan kimselerin yaratmış olduğu varlık sonrası oluşan boşluk halini başka bir takım şeylerle doldurma hali. Belki biliyorsunuzdur, psikoloji literatüründe “pyschomagic” yani “psikosihir” denen bir tabir vardır. Bir kimsenin veya bir duygunun yerine birini koyarak tıkanmış duygularınızın yeniden akmasına müsaade edersiniz ya da artık hayatınızda olmayan bir kimsenin varlığına başka bir halde devam edebilmesi için kendinize yeni bir alan açarsınız. Böylece de hasar görmüş ruh, kalp ve duygular, yokluğun sert ve soğuk duygusuna değil de dönüşümün iyileştirici ve mutlu haline geçiş yapmış olur.

Bana göre sanatçılar sanat eserlerini tam da bu yüzden yaratıyorlar. İnsanı zaman ve mekanın ötesinde olan duygulara taşımak ve ‘durun ve yeniden bir bakın, kimsiniz, ne yapıyorsunuz ve etrafınızdaki insanlar aslında size göründüklerinden, duyurduklarından ve de hissettirdiklerinden öte ne söylüyorlar? Peki ya benim eserim sana şu an ne hatırlatıyor?’ demek için. Sonuçta her sanatçının eseri bambaşka boyutlara açılan bir portal değil mi?

Bu sırada bu iki eser hakkında kısa bir iki şey.. Robert Montgomery’nin eseri Scope Basel’de Barbara Polla’nın galerisi Analiz Forever’dan alınmış. Chris Jones’un eseri ise Arco Madrid’den alınmış. Büyükkuşoğlu Sanat koleksiyonu Yöneticisi Gamze Büyükkuşoğlu koleksiyonlarında, başta Casa dell’Arte olmak üzere, Casa Hermanas, Zai, Fark Holding Şirketler Grubu Binaları ve Ahu Serter’in bu sene faaliyete geçirdiği Maslak42’deki inovasyon FarkLabs’e yayılmış toplamda 2000’in üzerinde sanat eseri olduğunu söylüyor.

Otel de şirketler de gün boyunca ziyaretçiye açık ancak Gebze’deki fabrikalarda önceden arayıp randevu almak gerekiyor. Bodrum’da 2007’den beri açık olan Casa dell’Arte’de ise her yaz havuzun etrafındaki avluda sergiler yapıp, bazen başka galerilerle de işbirlikleri yaparak sanatçıları ve sanatseverleri ağırlıyorlar. Örneğin bu yaz Siyah Beyaz Sanat Galerisi ile bir proje yapmışlar. Yaz boyunca 2’li gruplar halinde Siyah Beyaz’ın 6 sanatçısının eserlerini sergileyeceklermiş. Özellikle yaz sonuna kadar Bodrum’a yolu düşenler için kaçırılmayacak bir fırsat. Mevzu sanatsa eğer, nerede olduğunuzun gördüğünüz üzere hiç bir önemi yok. 

İyi Temmuz’lar olsun !

içerikler
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS