Prof. Dr. Murat Ferman Prof. Dr. Murat Ferman

"Resesyon"un adını koymak...

31.07.2022 Pazar | 10:18

Zor ve karmaşık zamanlarda yaşıyoruz! Her alan ve kulvarda olduğu üzere, ekonomi’nin de bilinen; yerleşik olduğu düşünülen kural ve akışları, adeta yeniden sorgulanıyor. Mesela, “güvenli liman” kavramı sözkonusu olduğunda, hangi finansal enstrümanın birinci sıraya yerleştirileceğini bilemiyor; altın-dolar-petrol fiyatları arasında yıllardır test edilmiş aritmetiği hesaplayamıyor; yirmi yıllık dolar-avro paritesi’ndeki bozulmaya şaşıramıyoruz!. Bu bakımdan, “yaz aylarında yavaşlayan ekonomi” ezberini adeta yerle bir eden” güncel küresel tempo ve tansiyonu” da işaret etmek isteriz. Küresel ısınma etkisi ile farklı rekorları test eden yaz sıcaklarının, adeta, ekonomi ikliminin de hararet ve temposunu arttırdığı; piyasaların tatil döneminin gevşeme moduna geçemediği izlenmektedir.

Esasen, Pandemi sonrası için modellenen Normalleşme Süreci’nin, Ukrayna merkezli sıcak gelişme ve açılımlarla adeta “berbat edildiği” bir küresel konjonktür yaşanmakta; BELİRSİZLİK doz ve derinliği hep artış yönünde seyir ile hakimiyetini sürdürmektedir. Pandemi döneminde geniş çapta uygulanan “cansuyu sağlayıcı-genişletici politikaların, takip eden dönemlerde dengelenmesinin (sıkılaştırılması) gerekeceği biliniyor, ama, krizin sıcaklığında bu gerçek, adeta görmezden geliniyordu. Mesela, Trilyon Dolar ile ifade edilebilen dev bir bütçe ile yola devam eden FED’ in, bu gibi parasal genişletici politikaların enflasyonu arttırıcı etki ile dinamiklerine karşı hazırlıksız ve donanımsız olduğu herhalde düşünülemez!. Ancak, şimdilerde tartışılıp, sorgulanan; “FED’in, “teşhis ve zamanlamada ne kadar isabetli bir performans sergilediği” noktasıdır.

Hatırlanacağı üzere, FED’in şu anda ABD Hazinesi’nden sorumlu olan eski Başkanı ve şimdiki Başkanı, sadece haftalar öncesine kadar; “ enflasyonun ağırlıkla arz kaynaklı olduğu, dolayısıyla faiz aracının ikinci planda kalması gerektiği ve kalıcı bir yükseliş beklenmediği “ konularında ortak duruş ile fikirleri paylaşmışlardır. Şimdi öne çıkan meselenin ise ; “Amerikan ekonomisinin bir Resesyon Döngüsü’ ne girip/ girmediği” tartışması olduğu görülmektedir.

Önceki gün açıklanan ikinci çeyrek büyüme verisinin negatif olduğundan hareketle, Resesyon teknik tanımı ( takip eden iki çeyrekte ekonomide küçülme ) doğrultusunda “ABD ekonomisi bu konjonktüre girmiştir” görüşünü savunanlar seslerini yükseltmiştir. Buna karşın, başta Beyaz Saray olmak üzere, FED Başkanı’ nın aralarında bulunduğu bir yetki sahibi kesim, bu iddiayı kategorik olarak red etmekte; alışılmış ve standart/teorik tanımların artık dışına çıkılması; bunların yeniden sorgulanması gerektiğini kuvvetle vurgulamaktadırlar. Nitekim, Hazine Bakanı-eski FED Başkanı Yellen’in; “ Amerika ne resesyondadır, ne de, resesyonun başlangıcında! “ ifadesi bu duruşu en veciz şekilde ifade etmektedir. Bu kampta yeralan, bu görüşte saf tutanların en güçlü dayanakları arasında; hiç şüphesiz, Amerika’daki %3.8’ lik İşsizlik Oranı ile istihdam yaratmadaki parmak ısırtıcı performans ve artan Harcamalar kalemi ön plana çıkmaktadır.

“Birbirini takip eden iki çeyrekte küçülme = Resesyon“ gibi yerleşik başparmak kurallarının ortaya konduğu Konjonktürel Dalgalanma Çalışmaları’nın temelinde, W. Mitchell’ in 1913 yılında yayınladığı çalışması bulunmaktadır. Onun öncülüğünde 1920 yılında kurulan NBER (Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu), bu alanda öncü rolü oynamıştır. 1978 yılından bu yana, NBER içinde tesis edilen bir ihtisas komitesi, özellikle konjonktürel gelişme-dalgalanmaları izleme ve raporlama işini üstlenmiştir. Rezerv Para’ nın sahibi olan dünyanın en büyük ekonomisinin gidişatı ve orada merkez bankacılığı rolünü üstlenmiş FED karar ile duruşları, doğrudan tüm dünya ekonomilerini ilgilendirdiği; şekillendirdiği için bahse konu dinamikler, herkesin radarına, ilgi alanına girmektedir.

Görülüyor ki; son dönemdeki farklı görüş ve duruşlar çerçevesinde, şimdiye kadar geçerli olmuş metot ve ölçütler de tartışmaya açılmış; sorgulanmaya başlanmış durumdadır. Gelinen noktada, ekonominin yüksek tempolu ve karmaşık dinamiklerini; alışılagelmiş standart ile perspektiflerinden hareketle “ortak bir platformda tanımlayabilme” konfor ve rahatlığından uzağa düşülmüştür.

İnsanlık onur, feraset ve medeniyetinin adeta yeniden imtihana tutulduğu bu zor zamanlarda, eko-politik dinamiklerin kapsam dışında kalması elbette düşünülemez. Üstelik bu kapsam, sadece, “Resesyon’un varlığını tartışma ve tanımlama” dar gündemi ile sınırlı tutulmamak gerekir. Daha ileri ve ortak kabul görmüş ÇÖZÜM’ lerin yolunu açacak olan, şimdi yaşanan PROBLEM ve tartışmalardan başkası değildir. Bu zorlu uğraşta en önemli avantajımızın; İHTİYATLI İYİMSERLİK ifadesinde samimi ve asgari bir ORTAK MUTABAKAT platformunda buluşmak olduğu her daim hatırda tutulmalıdır.

Diğer Yazıları

Enflasyon’dan; Stagflasyon’a giden yol..

Bir ekonomide Enflasyon, bir kere yerleşik hale (esansiyal tansiyon misali ) gelir; bünyede yer ederse, daha ileri sıkıntılı açılım ve gelişmeler doğal olarak gündeme alınır. Nitekim, Stagflasyon – Resesyon – Slumpflasyon – Depresyon – Deflasyon dizgesinde gittikçe bozulan tablolar ile karşılaşmak işten bile değildir. Bugünlerde sıklıkla gündeme getirilen “resesyon” olmak ile birlikte, ilk aşamada yer alan trend açılımını ( Slumpflasyon ) ıskalamamaya; sistematik akışı sakatlamamaya özen gösterilmelidir.

Devamını Oku 06.08.2022

Her kademedeki sanayici; sorumlulukta birinci!..

“Sanayisiz Bir Türkiye!” kavramından bahsetmeyi bırakın; akıllara getirmenin dahi mümkün olmadığı açıktır. Sanayi’ den; Üretim’ den güç almadan, ya da, onları hesaba katmadan Sürdürülebilir Büyüme ve Kalkınma hedeflerine ulaşmak imkan dahilinde olamaz. Her şart ve konjonktürde, “üretimden gelen güç ve katma değer”, eko-politik strateji ve duruşların temel elemanı nitelik ile kapasitesinde hesaba-modele katılmanın ötesinde, “ yönlendirici rol” üstlenmelidir.

Devamını Oku 24.07.2022

Sürdürülebilirlik için kurumsallık: WTO örneği...

Dünya nüfusunun sekiz milyar kişiye ulaşmasına sadece dört ay kaldı! 2030 yılında sekiz buçuk milyar; 2050 yılında ise yaklaşık on milyarlık bir demografik büyüklüğe ulaşılacağı hesaplanıyor. Toplam artışa en büyük katkıyı, sırasıyla; Hindistan, Çin ve Nijerya’nın sağladığı anlaşılıyor. Ortalama Yaşam Süresi Beklentisi ise, gelişmişlik düzeyine göre belirgin farklılıklar geçerli olmak üzere, küresel bazda, artık yetmişüç yaşına ulaşmış bulunuyor. Paylaştığımız tespitler, Birleşmiş Milletler tarafından, Dünya Nüfus Günü özelinde yayınlanan “ Dünya Nüfus Beklentileri 2022 “ çalışmasında yer alıyor. Bilindiği üzere, dünya nüfusunun beş milyarı aştığı 11 Temmuz 1987’ ye atfen, her yıl aynı tarihte bu özel gün kutlanılıyor.

Devamını Oku 18.07.2022
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS