“Neden eve dönmekten ibarettir hayat?”

2014 yazında bir akşamüstü, Aykut’un da içinde olduğu kalabalık bir arkadaş grubu Kilyos tarafından dönüyorduk. Bir deniz kenarında durduk. Her şey olağanüstü görünüyordu. Onun gördüklerini göremiyordum ancak hissettikleri benimkilere benzer şeyler olmalıydı ki o da ben de o sahilde uzun bir müddet güneşin gök ve denizin birleştiği yerde oluşturduğu görüntüyü izlemeyi, şehre erken gidip yemek yemeye tercih ettik.

Ben bir müddet o görüntüyü izledikten sonra eğilip sağ elime avucumun aldığı kadar kum aldım ve Aykut’a bak dedim; ‘Zaman. Avuç içimde zamanı tutuyorum şu an..’ Sonra yavaşça avucumu açmaya başladım ve Aykut’a ‘Ama avuç içim açıldıkça kumlar parmaklarımın arasından kayıp kayıp gidiyor. Zamanı gerçekten tutamıyorsun. Bedenin ne yaparsan yap kumu sonsuza dek üzerinde taşıyamayacak..’ deyip gülümsedim. Sonra avucumda sımsıkı tuttuğum o kumları yavaşlatılmış bir şekilde videoya çektik ve Aykut o an dedi ki: 

“işte o yüzden hızlı olmamız lazım. Yapacak çok şeyimiz var. Yapmak için hazır olduğumuz her şeyi geç olmadan yapmamız lazım. Sonra istediğimiz kadar zamanımız kalmayabilir.”


**

Ölümler beni donuklaştırıyor. 

Zaman ve mekan algımı tümüyle yitiriyorum.

Sert ölümlerin geride bıraktığı yaşamda olma, yaşama devam ediyor olma halinin getirdiği bir tür yan etki sanırım bu. Çünkü bu anlarda insan zihin değil de ruh keçilerini kaçırmış oluyor. O yüzden içi bomboş oluyor. İçindeki tüm pencere ve kapıları biri açık unutmuş ve cereyanın ortasında kalmış gibi oluyor..

***

2019’un bir Haziran sabahı Türkiye önemli bir sanatçısını kaybetti.

Aykut’un ölüm haberini aldığım an içim cız etti. 

Buluşacaktık, bulaşamadık gördün mü bak dedim. 

Son sarılışım onu son gördüğüm anda kaldı. Artık onun salonundan full ekran Galata Kulesi’ni görebildiğin evinde onunla sanat buluşmaları yapamayacağız dedim içimden. 

Bir akşamüstü, Galata’nın sesleri olduğu gibi evinin açık pencerelerinden içeri girerken, Aykut bize cam çaydanlığında, şık porselenleri ile çay ikram edip ‘bu kurabiyeleri çok seviyorum, çayla çok güzel gidiyorlar’ deyip bir tane daha uzatamayacak. 

Bebek mavisi koltuğunda oturamayacak, onun devasa kitaplığındaki kitapları arasından sırf az önce anlattığı şeyi tamamlasın diye dakikalarca kitap arayışını izleyemeyeceğiz. 

Çok üzgünüm. 

**

İnsan ölümler konusunda zamanla şizofrenikleşiyor. 

İçinde bulunduğu sosyal dünyanın da verdiği yetkiye dayanarak, tutup cinayet mahalline gidip, son yazılan cümlelere, son paylaşılan fotoğraflara bakıp dedektifçilik oynamaya kalkışıyor. 

Her şeyi okumaya, görmeye, anlamaya çalışıyor. Olmuşu önceden bilebilir miymişim, var mıymış bir sinyali demeye başlıyor. 

En son neredeymiş, ne yapıyormuş, ne hissediyormuş?.. Sayılı günler kala, o köprüye adımını basmışken, bize aslında hiçbir şey demeden ne demeye çalışıyormuş anlamaya çalışıyor. 

Aykut’un Instagram hesabında son haftalarda paylaştıkları bugüne kadar onun hayatı algılayış biçimini kendi lehçesi ile ifade ettiği sanat eserlerinden oluşuyor.. Sırasıyla dantel işler gibi işlemiş. 

Bugüne kadar ne yaptı ne etti ise bir bir koymuş. 

Demiş ki, bana bakan beni böyle görsün. 

Ben ölsem dahi benimle ölmeyecek olan işlerimi görsün. 

O işlerimi neden yaptığımı anlasın. 

Neden eserlerine o isimleri koyduğunu, neden kendini ifade etmek için böyle bir dil seçtiğini, neden siyah beyaz renklerini sevdiğini, neden ‘yeniden tanışalım #aykutcömert ben’ diye anıldığını düşünsün.. demiş. 

Tanışmamış olanlar için Aykut Cömert kimdi?

Ankara’nın en eski sanat galerinden biri olan Siyah Beyaz Sanat Galerisi’nin nadide sanatçılarından biriydi Aykut. 

2018 yılında Cannes Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı ve Uluslararası Mardin Bienali’nde, 2019 yılında ise Paris’teki Louvre Müzesi’nin içinde yer alan Carrousel Du Louvre bölümünde eserlerini sergilemiş gelecek vaat eden önemli bir Türk film yönetmeni, yapımcısı ve video art sanatçısıydı. 

2009 yılında Türkiye’de öldürülen İtalyan sanatçı ve aktivist Pippa Bacca anısına çekilen videonun yönetmenliğini gerçekleştirmişti. 

2014 yılında Tophane-i Amire’de gerçekleştirilen Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nde ‘100-5=Cahide’ isimli video art performansını izleyicileri ile buluşturmuştu. Türk sinemasının 100’ncü yılına gönderme yapan bu videoda, 95’nci yaşındaki Cahide Sonku’nun yaşamını yorumlamıştı. 

2014 yılında Op. Dr. Cem Yılmaz ile beraber geliştirip, 40 yaş altındaki kadınları meme kanserine karşı bilinçlendirmek için başlattıkları ‘Her ayın 10’u 10 dakika’ sosyal sorumluluk projesi’nin proje tasarımını, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenmişti. 

Neden ve nasıl video art sanatçısı olduğu sorulduğunda ise Aykut; “13-14 yaşlarındayken babam bana bir video kamera aldı, o günden itibaren sürekli hayatı kaydetmeye başladım ve kendimce prodüksiyonlar oluşturup yeni dünyalar yaratma çabasında oldum. Üniversitede sinema okurken de yapmaya çalıştığımın film değil video sanatı olduğunu fark ettim. Hikayem böyle başladı..” diye kendini anlatırdı.

Aykut’un videolarındaki ana sorunsal hep kimlik konusu olurdu. Dolayısıyla da insan teması onun için hep ön planda olmuştu. Bu nedenle de insan konusuna giren ‘cinsiyet, kimlik bunalımı, kültür, güzellik miti, mükemmeliyetçilik’ gibi konular, üzerinde çalışmayı sevdiği ana konularıydı. Aykut, eserlerinde ele aldığı konuları, kimlikler üzerinden giderek, objeleştirmeyi ve metafor yolu ile izleyiciye aktarmasını severdi. Resim yapmayı çok sevdiği için kendisinin video yolu ile resim yaptığına, yalnızca fırça yerine fotoğraf makinası kullandığına inanırdı. 

Aykut’un en büyük hayali iyi sinema filmleri yapmaktı ve Aykut’un Üniversitede sinema okuduğu yıllarda çektiği ömründeki ilk 2 kısa filminin adları ‘hayal’ ve ‘benim gerçek hayatım’dı. 

Aykut geçtiğimiz hafta, yola ilk çıkarken çektiği ilk iki filminin manidar adlarından hangisine geçiş yaptı şu an bilemiyorum ancak bildiğim şey, Türkiye onun gibi bir zihni ve ruhu yetiştirebilmiş olduğu için şanslı bir ülke. Ne olursa olsun, ideallerinin peşinden gitti ve Türkiye’ye zamanından çok sonra anlaşılacak eserler bıraktı.

Aykut’un son işlerinden biri olan, kitlesel medyada yer almış 34 habere gönderme yapan ve 35’nci haber metnini de kendi yazdığı video eserinin adı ‘söz uçar, hasar kalır’dı. Ben de sevgili sanatçı arkadaşım Aykut için Aykut’un eserine 36’ncı haber metnini yazıyor ve ekliyorum.

’Sanatçı ölür, eser kalır’ 

Geldin ve gittin. 

Tekrar karşılaştığımız vakit ‘yeniden tanışalım #aykutcömert ben!’ diyene kadar sen, yolun açık olsun arkadaşım. 

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS