hourSON DAKİKA
left-arrowright-arrow
weather
İstanbul
down-arrowup-arrow
    Erhan Merttürk Erhan Merttürk

    Hayatın Tadı Tuzu Türkiye

    20.08.2010 Cuma | 19:12Son Güncelleme:

    İnsan çoğu zaman içinde yaşadığı güzelliklerin farkına varamıyor. Türkiye'ye dışarıdan bakarak söylüyorum: "Dünyada ne kadar çok yer gezerseniz, Türkiye'yi o kadar çok seversiniz."

    Haberin Devamıadv-arrow
    Haberin Devamıadv-arrow

    Fransız şair-yazar Guy de Maupassant, Eyfel Kulesi'nden nefret edermiş. Fakat yine de eserlerinin büyük kısmını kulenin birinci katındaki kafede yazarmış. Bir gün sormuşlar "Bu kule size ilham mı veriyor, neden içinden çıkmıyorsunuz?" diye. Şair "Kesinlikle hayır. Burası Paris'te kulenin görünmediği tek yer, nedeni bu" cevabını vermiş.

    Bazen birşeyin içindeyken onun farkına varmayız. Türkiye de öyle. Günlük koşuşturmacada size sunduğu güzellikler gözünüze takılmaz bile. Ama yurtdışından bakarsanız onları daha net görürsünüz.

    Çünkü sınırlarımızın ötesi bize anlatıldığı gibi cennet değildir aslında. Evet, Amerika macera dolu olabilir. Avrupa gelişmişliğin kalesi, refahın anavatanı sayılabilir. Ama ötesi yok, hepsi o kadar. Yine de damarlarımıza yıllardır şırıngalanan yabancı hayranlığı ile gözümüzü dışarıdan alamayız.

    Serveti katır yüküne tekabül edenler Miami'den yazlık alır, sanatçının cebi para göreni yaşamak için ya Paris'i, ya New York'u seçer.

    Kimileri ise tam tersine para kazanmak için yeni memleket arar kendine. Atalarımızın sürekli at üstünde dolaşması genlerimize işlemiş olsa gerek, duramayız bir yerde. Dünya'nın en ücra köşelerinde bile oraya yerleşmiş Türkler vardır. Ama hiçbiri size "Burası Türkiye'den güzel" demez.

    Yurtdışında çok para kazanabilir, güzel evlerde oturabilirsiniz. İyi bir işiniz, lüks bir arabanız da olabilir. Ya da sosyal sistem içinde kendinizi güvencede hissedebilirsiniz. Ama bunlar sizi yine de mutlu etmez.

    Zira bizler için yurtdışında yaşamak tuzu olmayan bir yemektir. İçine ne koyarsanız koyun tuz yoksa eksiktir, tat vermez.

    Bu yüzden Miami'de Küba puroları satan büyük dükkanın sahibi Emre'nin aklı hala İstanbul'da. Maceraperest Kitesurf hocası Çağan, Los Angeles rüzgarıyla doldursa da sörfünü, özlem duyar Çeşme'nin rüzgarına. Köln'de Restoran işleten Sabri'nin dilinden Mardin düşmez. Ama yine de gidilen topraklara kök salınır ve geri dönmesi kolay olmaz.

    Herhalde Türkiye'nin sunduğu güzelliklerin farkına varmak için ona dışarıdan bakmak gerekiyor. Zira ülkenin ne tarihine sahip çıkabiliyoruz, ne de doğasının kıymetini biliyoruz.

    Topraklarımızdan fışkıran tarihi, turistlere pazarlamak yerine hırsızlar kaçakçılara pazarlıyor. Rant şemsiyesini ters çevirip paraları doldurmak isteyenler, sahilleri müteahhitlere peşkeş çekiyor. Kimse dur diyemiyor.

    Tüm bunlar olurken bizler yıllardır meydanlarda liderlerin birbiriyle mücadelesini seyrediyoruz. Şimdi bu savaşlarda son perde: "evetçiler hayırcılar meydan muharebesi".


    Eğer tüm bu yaşananlardan sıkıldıysanız, hastanelerden, adalet sisteminden, devlet dairelerindeki uygulamalardan bıktıysanız, maddi olarak iki yakanız bir araya gelmiyorsa, sizin için tek bir çıkış yolu var.

    Kaldırın başınızı ve yaşadığınız toprakların sizlere sunduğu güzelliklere alıcı gözle bakın. Tanrı'nın yeryüzüne armağan ettiği bir cenneti göreceksiniz.