Uğur Hakan Hacıoğlu Uğur Hakan Hacıoğlu

Hayaller Asla Yaşlanmaz; Timur Selçuk’un Paris Günleri, İlk Besteleri ve Plak Çalışması

10.12.2020 Perşembe | 12:04

İnsanlık için zorluklarla dolu bir yılın son ayına geldik. Kış kapımızı çalmış, salgın süreci ağır boyutlara ulaşmışken adım adım uzaklaştık birbirimizden… 2020 hiç şüphesiz tatsız ayrılıklarla dolu bir yıl oldu. Bu anlamda Kasım ayında kaybettiğimiz önemli bir ismi anmanın sorumluluğunu hissederek satırlarıma başlıyorum. Geleneksel Türk Müziği ustalarından, orkestra şefi Münir Nurettin Selçuk ve tiyatro sanatçısı Şehime Erton’un oğlu olarak dünyaya gelip sanatla doğan, yaşayan ve veda eden Timur Selçuk’un müzik kariyerinin başlangıcı, öğrencilik yılları, Paris günleri ve ilk plağına değineceğim. Esasen Timur Selçuk ile ilgili yazımda özellikle ilk plak çalışmasını ele almamda çocukluğundan itibaren kurduğu büyük hayaller var. Ki hangimiz en büyük hayallerimiz için gerçekleşen ilk başarılarımızda daha da sarılmadık ki hayallerimize? Tıpkı Lucy Maud Montgomery’in dediği gibi “Hayaller asla yaşlanmaz.”

Temmuz 1946’da İstanbul’da dünyaya gelen ve aile geleneği olarak sanata yatkın biçimde yetiştirilen Timur Selçuk, lise eğitimini Galatasaray Lisesi’nde alırken bir yandan da İstanbul Belediye Konservatuarı (bugünkü İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı) solfej, armoni ve piyano bölümlerinde eğitim gördü. Atatürk ve Kennedy için bestelediği kompozisyonlarla iki defa sanat mülakatı aldı. Birinci ve İkinci Boğaziçi Festivali’nde Köylü Kızı çalışması ile kendini gösterme fırsatını yakaladı. Lise sonda arkadaşlarıyla beraber Galatasaray Vokal Grubu’nu kurdu. Medyada ilk kez kendisi bu süreçte ilgi görmeye başladı. Mehmet Ali Birand, Haziran 1964’te Timur Selçuk için; “Bu ismi aklımızda iyi tutalım… Çünkü gün gelecek bu ismin önünde şapkalarımızı çıkaracağız, onunla iftihar edeceğiz.” demişti. Henüz yolun çok başında olduğu o yıllarda Timur Selçuk ailesinin desteğiyle oldukça olgun bir biçimde çalışmalarını aksatmadan sürdürüyordu. Chopin’e son derece ilgiliydi. Müziğini ve tekniğini geliştirme gayesiyle Paris’e gitmek için çok hevesliydi. Kendi açıklamasıyla Türk müziğinden, Türk folklorundan faydalanarak Avrupa’da da yadırganmayacak kendine has bir klasik müzik yapma arzusundaydı.

Timur Selçuk, 1964 yılında Paris’e giderek, “Ecole Normale de Musique de Paris” müzik okuluna girdi. Bu okulun piyano, orkestra şefliği ve bestecilik sınıflarına devam etti. O yıl, yaşlı bir kadının evinde oda kiralayarak Paris’teki yaşamını sürdürüyordu. Küçücük odasında o oda gibi kiralık duvar piyanosu ile günde en az dört-beş saat piyano çalışıyordu. Armoni, müzik tarihi, teknik, analiz derslerinin yoğunluğunun yanında Timur Selçuk oradaki ilk yılında mide ülseri sorunuyla da baş etmeye çalışıyordu.

Fransa’daki ikinci yılında Türkiye’ye dönüş yapan bir Türk arkadaşının evini tutan Timur Selçuk kuyruklu piyanosu ile çalışmalarını ikinci yılda o evde sürdürmeye başlamıştı. Odasındaki tek camın konservatuarın arka kapısına bakıyor olması belki de o evdeki en büyük şansıydı. Timur Selçuk evinin penceresinde birçok virtüözü dinleme ve analiz etme şansını tülün arkasında yapabilme fırsatına erişmişti. 1965 yılındaki bir diğer önemli gelişme profesyonel besteciliğin ilk adımlarını atma yılı olması sebebiyle önemliydi. Çocukluğundan beri edebiyat derslerini ve şiirleri seven Timur Selçuk bu merakı sebebiyle Paris’e giderken yanında şiir kitapları götürmüştü. Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ümit Yaşar Oğuzcan babasının arkadaşlarıydı. Timur Selçuk ilk olarak onların şiirlerini bestelemeye başlamıştı. Ayrıca şiir besteleme babasından kendisine aktarılan genetik bir mirastı. Bunun yanında Paris’te yaşadığı yalnızlık ve özlem sebebiyle bu şiirleri bestelemek uzaklardaki sevdikleriyle onu buluşturuyordu. İlk olarak Faruk Nafiz Çamlıbel’den İnme, ardından da 1965’ten 1967 sonbaharına kadar bu çalışmaya beraber İspanyol Meyhanesi, Ayrılanlar İçin, Sen Neredesin ve Beyaz Güvercin repertuarına eklendi. Şiir özelinde incelenirse İspanyol Meyhanesi gibi uzun şiirleri Aragon’un şiirlerini besteleyen Ferre’den ilham alarak besteye uygun olacak şekilde şiirin ruhunu bozmadan düzenlemeye başlamıştı. Düzenleme ve beste çalışmalarını gece 12’den sonra yapan Timur Selçuk gece yarısı uyanıp piyanonun başına geçiyordu. Hatta Timur Selçuk, o yıllarda evde olduğu dönem çoğu zaman sabaha karşı baba Münir Nurettin Selçuk ile mutfakta karşılaştıklarını ve onun da bir parça üzerinde mutlaka çalıştığını söylüyordu.

Henüz genç yaşında Paris’te ilk bestelerini yapmaya başlayan Timur Selçuk’a o dönem en çok geçmiş dönem sanatçıların etkisinde kalıp kalmadığı soruluyordu. Bu sorunun altında yatan gerçek sebep ise sanatçı bir ailenin ferdi olarak müziğin içinde yer almasıydı. Fakat kendisi o döneme kadar yapılmayanı yapmayı hedeflediğini, yeni bir akımın öncüsü olmak istediğini söylüyordu. Çünkü kendine özgü bir tarz yaratmak amacındaydı Timur Selçuk…

Fransa’da eğitimi devam ederken aynı zamanda Türkiye’ye tatil amaçlı geldiğinde Kanat Gür Orkestrası ile provalar yapıyor ve sahneye çıkıyordu. Eğitim, beste çalışmaları ve sahnelerle birlikte nihayet amaçladıklarını başarma hususunda gerekli motivasyona ulaşmıştı.

1967 yılının ilk aylarında Kulüp Batı’da sahneye çıktığı bir gün Timur Selçuk’u Alain Milhaud dinlemeye gelmişti. Performansından çok etkilendiği genç sanatçının yedi şarkısının notası, sözleri ve Fransızca tercümeleri ile birlikte soluğu Paris’te aldı. Çalışmaları tekrar tekrar dinleyen Milhaud parçalardan dördünü seçerek bir müddet sonra Timur Selçuk’u Paris’e davet etti. Paris’e gittiğinde Timur Selçuk’u Milhaud ile birlikte orkestra şefi Bouchety karşılamıştı. Avenue Hoche’da Barclay’ın stüdyosuna giren Timur Selçuk o kapıdan içeriye girdikten sonra Fransızların dilinde Timour olarak anılmaya başladı. 43 kişilik bir ekiple stüdyo çalışmalarına başlayan Timur Selçuk, Ayrılanlar İçin, On Dit, İnme, Sen Neredesin ve Tu Seras un Concerto parçalarını seslendirmişti. Şarkılar hem Fransızca hem de Türkçe olarak kaydedildi. Tüm bu çalışmaların yanında artık Timur Selçuk’un içine güneş gibi aydınlık hisler doğmuştu, hayatının değiştiğini hissedebiliyordu. Bu değişim onun tüm kariyerini etkileyecek, sanat yaşamının ilk basamağını oluşturacaktı. Üstelik gerçekleşen tüm bu gelişmeler kendi ülkesinde değil başlı başına bir sanat merkezi sayılan Paris’teydi.

O yıl Barclay etiketiyle Refais Ta Vie/On Dit yayınlandı. Hem Fransa hem de Türkiye’de ilk plak Timur Selçuk’un oldukça ilgi görmesini sağladı. Şarkıların sözleri Jean Schmitt ve Michel Jourdan tarafından yazılmıştı. Plak, 1967’den 1970 yılına kadar Fransa’da kaydedilen çalışmaların ilki olma özelliğini taşıyordu. Ayrıca belirttiğim gibi uzun bir müzik kariyerinin ilk adımı olması sebebiyle de Timur Selçuk kariyerini ele aldığımızda atlanmaması gereken bir çalışma olduğunun altını çizmeliyim…

Kasım ayında aramızdan ayrılan Timur Selçuk sanatı, yaklaşımı ve bilinciyle her zaman kendi alanında özel bir isim olmayı başardı. Kendi çizdiği yolda yürümekten asla vazgeçmedi. Kasım 1971'de Ankara Arı Sineması'nda babasıyla profesyonel anlamda ilk kez birlikte konser için sahneye çıkmışlardı. Baba - oğul Selçuklar yıllar sonra yine buluştular. Kasım ayında, sonsuzluğun sahnesinde...

Diğer Yazıları

Doğruları Haykırmak Gerek – Ünal Vanii

Günümüzde insanı bekleyen en büyük tehlike aynanın karşısındaki yansımasıdır. İnsan doğadan uzaklaştıkça doğa içindeki düzeni vahşi bulmuş, doğayla ilişkisini sınırlandırdıkça da doğallığını yitirmiştir. Hâlbuki bizleri en çok endişelendiren insanın gittikçe körelen saygı ve anlayış eğilimleri olmalıdır. Şiddetin giderek arttığı dünyamızda vahşileşen maalesef doğa değil insanlar olmuştur.

Devamını Oku 01.04.2021

Dertlerin Arasından Doğan Sevinç; 3 Derdim Var

 Kar yağışının zemini bembeyaz örttüğü bir Mart gününde Ömer Hayyam’ın “Dert içinde sevinci bul da yaşa” dizesini düşünerek bu satırları yazmaya başladım. İnsanın hayatında kendine ait boşluklar bırakmasının çok değerli olduğunu düşünüyorum. O boşluklar sayesinde kendini dinlenmeye, duymaya ve görmeye fırsat tanımalı. Böylesi zorlu şartlarda bunun değerini daha iyi anlıyoruz. Dert çantamızın dolu olduğu şu günlerde dertlerin içinde bana sevinç katan titiz bir çalışmayı dinleme fırsatı yakaladım. İçeriği itibarıyla hem geçmiş dokuyu hem de bugünün gerekliliklerini bir arada bulundurmayı başarabilen bu çalışmanın altında Serap Yağız ve Taner Öngür’ün imzası var. “3 Derdim Var” dert içinde sevinci bulup yaşamak isteyenlere iyi bir istirahat etme şansı veriyor.

Devamını Oku 25.03.2021

Sfenks ve Caz – Louis Armstrong Mısır’da

Bazen bir fotoğraf görürüz ve o fotoğrafın içinde barındırdığı hikayeyi merak ederiz. Joseph Murphy, Bilinçaltının Gücü kitabında “Bilinciniz bir fotoğraf makinesi, bilinçaltınız ise fotoğrafı aktarıp bastığınız hassas bir tabakadır.” diyor. Bu hafta sizlere Louis Armstrong’un Mısır’da çekilen fotoğraflarının perde arkasındaki olayları anlatacağım.

Devamını Oku 19.03.2021
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS