Osmanlı’da bisikletin tarihi

Bir önceki yazıyı, “Osmanlı’da tüm batılı sporlarda olduğu gibi bisikletin de gelişimini gayrimüslimler gerçekleştirdi” diye noktalamış ve buradan devam edeceğiz demiştik. Bu kesin bilgi. Ama bu konuda bilgiye ulaşmak da zor.

İnternet üzerinden yapılan küçük bir araştırma; tarihçilerin ya da benden daha becerikli araştırmacıların “Osmanlı’da bisiklet” ile ilgili farklı kaynaklardan daha fazla bilgiye ve fotoğrafa ulaştıklarına dair ciddi belirtiler taşısa da internetteki bisiklet bloglarında karşınıza çıkan parça parça bilgilerin ve Türkiye Bisiklet Federasyonu’nun internet sitesindeki tarihçenin dışında benim bulabildiğim en net bilgi samsun08.blogcu.com adresinden aldığım; Atıf Kahraman’ın 1995 tarihli, Kültür Bakanlığı Yayınları, “Osmanlı Devleti’nde spor” isimli çalışmasına atıfla yazılanlar. Pazartesi

 ve bu yazıyla sona erecek bisiklet ikilemesinin yazılma sürecinde sürecinde kitabı bulma şansım olmadı. Büyük ihtimalle blogda yazılanlar kitaptan direkt alıntı olduğu için ben de izninizle böyle paylaşacağım.

Kahraman’ın dönemin gazetelerinden yaptığı tarama üzerinden yazdığına göre; 

“1850’lerde yılında yeni bir spor türü olarak gelişen ve büyük ilgiyle karşılanan bisiklet (Volesbit) yarışları Osmanlı ülkesinde özellikle İstanbul, İzmir ve Selanik’te aynı tarihlerde biliniyor ve izleniyormuş. Paris’te yayınlanıp İstanbul’a da gelen (L’Illustration) gibi resimli dergi ve gazetelerde bu konuda resimler ve haberler bulunmaktaymış. Ancak, İstanbul’un bu yeni sporla tanışması (1889) yılında olmuş. Bu tarihte İstanbul’a, oradan Ankara’ya gelen Thomas Stones isimli bir Amerikalı, bisikletle Ankara’dan Erzurum’a gitmiş. Yine 1889 yılı başlarında Amerika’dan gemiyle Avrupa’ya gelen Robert Oglesbe ve Horacey isimli 23 ve 22 yaşlarındaki iki Amerikalı bisikletçi, 4 Haziran 1889 tarihinde Paris’ten İstanbul’a bisikletle  gideceklerini Fransa basınına açıklayınca haber sonrasında İstanbul gazetelerinde de yer bulmuş.

Amerikalı Robert Oglesbe ve Horacey; Paris’ten ayrıldıktan sonra Frankfurt, Berlin, Dresden, Prag, Viyana, Budapeşte, Belgrad, Niş, Sofya, Filibe, Edirne ve Edirnekapı yoluyla ancak 11 Ekim 1889 günü öğleden sonra İstanbul’a gelmiş. Bizans Oteli’nde bir süre kalıp şehrin tarihi ve güzel yerlerini gezip gördükten sonra, Yunanistan, İtalya ve İspanya yoluyla tekrar Paris’e dönmüşler.

Yine o yıllarda Amerika’da ve Paris’te yapılan büyük bisiklet yarışlarının haberleri de İstanbul’a gelen Paris, spor, dergi ve gazetelerinden çevrilip haber olarak basında yer buluyormuş. Örneğin Tercüman-ı Hakikat Gazetesi’nin 19 Mayıs 1894 tarihli sayısında bisiklete binmenin faydaları anlatıldıktan sonra, Paris’te yayımlanan “Velo Sport” gazetesinin 1893 yılında düzenlediği Paris – Bürüksel arası bisiklet yarışmasında birinciliği kazanan sporcuya Fransa Reisicumhuru’nun ödül olarak bir kupa verdiği anlatılıyormuş. 

Yine Atıf Kahraman’ın araştırmasına göre, Türkiye’de ilk bisiklet yarışması 15 Mayıs 1895 Çarşamba günü İzmir Bornova’da yapılmış. İzmir’de yayımlanan Ahenk gazetesinin verdiği habere göre o gün altısı bisiklet, dokuzu yaya koşu olmak üzere on beş yarışma düzenlenmiş. İzmir’de yapılan bu yarışmalardan sonra 18 Ağustos 1895 Pazar günü İstanbul’da da ilk bisiklet yarışması yapılmış. Tarabya’da yapılan yarışmaya sadece gayrimüslimler katılmış.

İstanbul’da yapılan bu yarışmadan 15 gün sonra, İzmir’deki Ahenk Gazetesi’nde, “Velospid” başlığı ile şu haber verilmiş:

“Karşıyaka velospitçileri arasında, geçen hafta üç madmazel ile bir madam meşhur oldu. Kadınların gizlice talim etmekte oldukları işitiliyordu. Bize gelen bilgilere göre kısa bir süre sonra 40-50 madmazel ve madam işte o tarif ettiğimiz şoseler arasında seyyar çiçekler gibi görünecekler… Müslüman bisikletçilerin sayısı da haliyle çoğaldı. Avrupa’ya son sistem olmak üzere sipariş ettikleri velospitler 5-10 gün sonra gelince Müslüman velospitçilerin sayısı da otuzu geçecektir. Yeniden on beş kişi kadarı öğrenmeye çalışmaktadır.””

Kahraman’ın anlattığına göre 19. yüzyılın sonunda bisiklet yaygın olmasa da artık kentli “beyefendilerin” “macera” seyahatlerinin bir parçası haline gelmiş. 1896 yılında İstanbullu Türk (Müslüman) asıllı bisikletçiler yakın şehirlere bisikletle gider olmuş. O yılın Haziran ayında İstanbullu Şakir Bey, üç arkadaşıyla İstanbul’dan Bursa’ya, oradan da 7,5 saate Bandırma’ya gitmiş.

Türkiye Bisiklet Federasyonu’nun sitesindeki tarihçe ise bizi 20. Yüzyılın başına taşıyor.

Bilgiler ise biraz farklı.   

Burada yazana göre; Osmanlılar dönemindeki ilk bisiklet yarışları Selanik'te yapılmış. Bu yarışlardan iyi gelir sağlandığını gören özel girişimciler ile bisiklet ithalatçılığıyla uğraşan Leon Efendi ve ortağı Papazyan, 1910-1912 yıllarda ilk bisiklet yarışlarını düzenlemiş. 

Daha sonra yasaklanan bu yarışlar, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra tekrar canlanmış. Federasyon bunda “Fenerbahçe Kulübü'nün bu spora ağırlık vermesinin rolü büyük” diyor.  Yine Federasyon’un sitesinden alıntıyla; ilk yol yarışları Fenerbahçe, Maslak ve Bakırköy'de, pist yarışları ise eski Fenerbahçe Stadı'nda yapılmış.

1923'te İdman Cemiyetleri İttifakı'nın kurulmasından sonra oluşturulan ve aynı yıl FIAC üyeliğine kabul edilen Bisiklet Federasyonu, bisiklet sporunun tüm ülke çapında gelişmesinde önemli rol oynamış.

Cambaz Fahri, Cavit Cav Bey ve Raif Bey bu dönemin ilk Milli takımını oluşturmuşlar ve 1924 Olimpiyat Oyunları'na hazırlanmışlar ancak yarışmalara katılacak bisiklet bulunamadığı için milli takım olimpiyatlara katılamamış.

Bisikletteki ilk milli karşılaşma ise 1927'de Taksim Stadı pistinde Bulgaristan ile yapılmış.

Bu kez katılım sağlanan 1928 Amsterdam Olimpiyatları sonrası "Ege Turu "adıyla düzenlenen tur, Türkiye'nin ilk uzun etaplı turu olmuş. Daha sonra 1938'de İstanbul-Edirne-İstanbul Etabı düzenlenmiş, bu etap 1939, 1941 ve 1942 'de tekrarlanmış.1940 yılında ilk kez düzenlenen Balkan Bisiklet Şampiyonası'nda pist yarışında Krikor Cambaz; Orhan Suda ile takım takip yarışında başarılı olmuş ve Türkiye’ye iki gümüş madalya getirmiş.

1941'de Ankara-İzmir Turu başlatılmış. İlk veledrom (Pist bisikleti yarışı için yapılan tesis), 1949'da Konya'da yapılmış. (Konya Şeker İşletmeleri bünyesinde kurulan takım şimdilerde TORKU bünyesinde halen yaşıyor)

1953 yılında düzenlenen uluslararası İstanbul- Ankara Bisiklet Yarışı ile bisiklet sporunda yeniden canlanma görülmüş.1963 yılında etaplar halinde düzenlenen Marmara Bisiklet Turu, daha sonra uluslararası nitelik kazanarak ellincisinin final etabı geçtiğimiz Pazar yapılan "Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu" adını almış.

Yazıyı buraya kadar okuduysanız, zaten bisiklet sporuna meraklı ve bisikletçilerin sorunlarıyla ilgilisiniz demektir.

Bu nedenle izninizle yazıyı Türkiye’de 1963’ten sonra bisikletin gelişimini, daha doğrusu gelişemeyişinin tarihini Federasyon’un sitesinden okumanızı rica ederek ve biraz da internet ortamında yerimizin dar olmamasını sömürerek Bisikletli Ulaşım Platformu’ndan sayın Fatih Çetin’in ilk yazıdan sonra gönderdiği nazik e-posta’nın ana bölümü olan bisikletin yaygınlaş(a)ma(ma)sı üzerine yazdıklarıyla noktalayayım.

Fatih bey diyor ki: 

“Aslında çözümü çok basit olan bir konu, bisikletin yaygınlaşması hususunda en büyük engel teşkil ediyor.  

Trafik kanununun 2918. sayılı maddesine istinaden bisikletlilere özel bir ayrılmış yolun olmadığı güzergahlarda bisikletliler araç yolunun en sağını (köprüler ve otoyollar hariç) kullanma hakkına sahiptirler. Bu hak her ne kadar birçok bisiklet kullanıcısı tarafından bilinse de araç sürücüleri ve yayalar tarafından bilinmediği gibi bisikletin araç yolunda ilerleme hakkının bulunmadığını, kaldırımdan gitmek zorunda olduğunu belirtiyor. 

İşe bisikletle gidip gelen biriyim. Her gün trafikte araçların arasında yol alıyorum. Benim böyle bir hakkım olduğunu bilmeyip uyaranlara da ilgili maddenin varlığından bahsedip incelemelerini rica ediyorum. 

Böyle bir hakkımız olduğunu bildiğimiz halde yine de trafikte çok dikkatli olmak zorundayız. Çünkü en ufak bir kazaya karışsak kanun bizi korumuyor. 

Geçen sene Temmuz ayında Ankara'da Meril Çiğdem Durmuş arkadaşımız kurallara uygun ilerlediği halde kırmızı ışıkta geçip ölümüne sebep olan araç sürücüsü üst sınır olan 9 yıl hapis cezası aldı ve 6. yılında şartlı tahliye olacak. Neredeyse cinayet olarak adlandırılan bir durum için 6 yıl ceza çok çok az. 

Yine aynı şekilde araçlarını bisiklet yolunu kapatacak şekilde park edenlere de sadece hatalı park cezası uygulanıyor. O kişi yüzünden bisiklet yolunda gidemeyip mecburen araç yolunu kullanmak zorunda kalan bisikletli olur da kazaya karışırsa bütün suç bisikletliye ait oluyor. 

Her gün trafikteyim. Her gün yapılan hatalı parkları fotoğraflı olarak şikayet ediyorum. Ama sonuç; neredeyse sıfır. Trafik şubeleri mevzuat gereği fotoğraflı şikayetlere dayanarak ceza yazamayacaklarını, ancak o noktaya trafik ekibinin gelerek ceza yazmasının mümkün olduğunu belirtiyor. 155'i aradığımızda da gelen giden olmuyor. 

Kısacası; En büyük engelin aşılması için 2 aşamalı bir çözüm gereklidir. 

Birincisi: Bisikletlilerin bütün haklarını anlatan kamu spotlarının çoğalması;

TV'lerde, internet ortamlarında, caddelerdeki billboardlarda, toplu taşıma araçlarının üzerlerinde vs. bu tip bilgilendirmeler olmalı. Bu konuda Bisikletli Ulaşım Platformu olarak elimizden geldiği kadar çevreyi bilgilendirmeye çalışıyoruz. Ayda 2 kez etkinlik düzenleyip trafikte bisikletlilerin de var olduğunu gösterme çabası içindeyiz. Yine aynı şekilde Türkiye genelinde bütün bisiklet kullanıcılarının ücretsiz olarak kullanabileceği haritayı geliştiriyoruz. En yakın tamirci, en yakın park yeri, en yakın bisiklet kiralama noktası, Güzergah üzerinde tehlikeli mazgal var mı? Varsa nerede vb.  

http://bisikletliulasim.com/

Bisikletli Ulaşım Facebook grubu 

İkincisi: Devlet kanunlarla bisikletliyi korumalı

Araç sürücüsünün trafikte kurallara uygun şekilde ilerleyen bisikletliye bırakın çarpmayı, sıkıştırmaya taciz etmeye çalıştığında bile alacağı cezayı düşünsün ki hiç yaklaşmasın. Caydırıcı cezalar getirilsin.”

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS